Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Aşıkları Yolma Günü

Kendimi bildim bileli bu “Sevgililer Günü” kavramını anlamış değilim. Eğer mantıklı bir açıklaması olan varsa bana da anlatırsa sevinirim. Sevgilimin, eşimin bana sevgililer günü diye özel birşeyler yapmasını istemeyi algılayamıyorum. Eğer diğer günler özel davranmıyorsa sevgililer gününde güzel birşeyler yapmış hiç anlamı yok. E eğer hergün aynı özenle, sevgiyle, huzurla yaklaşıyorsa o zaman zaten o günün hiçbir farkı yok. Totalde benim için bu günün hiç bir farkı yok. Bugün özel birşey yapılmasını beklemiyorum çünkü bence ben hergün özenle davranılan şanslılardanım. Burda tabi cocama teşekkür ediyorum.

Neyse aslında anlatmaya çalıştığım ilişkimin ne kadar özenli olduğu değil bence bu günün çok saçma olduğu idi. Ama buna örnek vermek durumunda kaldım. Beni bir başka rahatsız eden şey de popüler kültürün şişirdiği bu gün yüzünden insanların harcadığı saçma sapan paralar. O geceye özel 3 kat ödenen yemek paraları, pırlantalar, hediyeler. Bana inanılmaz anlamsız geliyor. Bir kalpli yastık beni neden mutlu etsin ki, üstünde kalp olan bir kupa çok mu anlatıyor sevdiğinin sana olan duygularını. Söylemek isterim ki ben sonradan böyle olmadım. Genç kızlık dönemlerimde de sinir olurdum popüler kültürün abarttığı bu saçmalıklardan. Temelde zaten romantik bir insan da olmadığım, hatta romantik hissetmek ne demek anlayamayan bir insan olduğum için daha da anlamsız gelirdi bu tip şeyler. Valla romantiklik bana pahalıya mal oluyor zaten. Bir kere romantik olduk, 9 ay karnım şişti sonunda Ela oldu. E tabii hayatımın aşkı Ela, onu doğurmak hayatımda yaptığım en süper şeydi ama her romantik olduğumuzda bana böyle birşeye malolursa yanarım valla.. Bir kez daha romantik olmuştuk onun sonucunda nooldu sonra açıklarım.:)

Beni yerden yere vuran bir tarafı daha var böyle günlerin. Belki çok duygusal bir tarafı ama hep olmayanları düşünürüm ben. Yalnız insanlar bu saçma gün yüzünden kendini nasıl hissediyor bir fikriniz var mı. Sıcak bir omuza yaslanmanın huzurunu yaşayamayan insanlara yalnızlıklarını daha da çok hatırlatıyor. Bu sadece sevgililer gününe özel de değil. Bu duygularım anneler ve babalar gününde de depreşiyor benim. Hep aklıma annesi, babası olmayan ya da kaybetmiş çocuklar geliyor. Kaç yaşında olursan ol annen ve baban çok önemli, hep düşünüyorum o günlerde onlar ne hissediyordur diye çok üzülüyorum sonra. Ya evladını kaybetmiş anne babalar, onlar ne kadar kahroluyordur etrafda kültür dayatması ile aşırı şişirilmiş bu günlerde. Şimdi çocuğum olduğu için düşününce o insanların acısını daha da sinirleniyorum bu günlere. Bu bakış açımı insanlara anlatmakta hep zorlandım ben. Uzaylı biriymişim gibi davranırlardı. Çok şanslıyım benim gibi hisseden, beni çok iyi anlayan biriyle evlendim. Ben de onu hep anlamaya, hep daha fazla empati yapmaya çalışıyorum. Çocuğuma büyürken aşılamaya çalışacağım ilk şey de budur. Empati ve senin gibi düşünmeyenlere saygı..

Eğer siz bugüne önem verenlerdenseniz, umarım gününüz istediğiniz gibi geçer. Biz açık havada gezmeye gidiyoruz:)

Şubat 14, 2010 Posted by | Ben, coca | 3 Yorum

30-34 yaş Oyun Grubu : Karlar Diyarı

GreenPark
Hafta sonumuzu çocuksuz olarak çocuklar gibi eğlenerek geçirdik. Ela’yı anneannesine emanet edip Ö. ve P. çifti ile birlikte Cumartesi kendimizi yollara vurduk. İlk durak Bolu otobanı üstündeki GreenPark’dı. Elimize çay ve sahleplerimizi alarak yürüyüş yoluna vurduk kendimizi. Çok şanşlıydık hava çok güzeldi. Güzel derken mis gibi güneş vardı ama tabi çok soğuktu. Küçük donmuş gölet, yürüyüş yolu, kartopu atmalar, birbirimizin kilotlu çorabı, naylon pantolonu ve dil sürçmeleri ile alay ede ede güzel bir yürüyüş yaptık. Daha asıl gideceğimiz yere varmadan baya bir yorulmuştuk.

Abant
Tekrar yola çıkıp, Bolu’daki otelimize eşyalarımızı bırakarak bu sefer Abant’a doğru yöneldik. Abant yolu üstünde artık açlığımız tavan yapınca yol kenarındaki restaurant’lardan birine attık kendimizi. Şu sıra yediğim hiçbirşeyden tat alamadığım için ballandırarak yazamıyorum, karnımı doyurdum işte. Orda ki minik teleferik gibi salıncakla aşağı kayıp eğlence dozajını artırdıktan sonra artık bu sefer Abant Gölü’ne vardık. Göl donmuştu ve manzara çok güzeldi. Yolun kenarında tamamen siyah olmuş bir çaydanlığın hala yakılmasının fotoğrafını çekemeden duramadım.
Abant daha da soğuktu. Yürüyüş yolundan pedometreme göre 2 km yürüyerek vardığımız çay içme molasına kadar ayaklarım donmuştu. Neden kayak pantolonlarımızı giymediğimizi sürekli birbirimize sorduk durduk. Yolda 2 kere kalan arabaları ittik, 80 kere durup fotoğraf çektik haliyle ben durduğumuzda oldukça üşümüştüm.

Burda birer çay içtikten sonra arabamıza geri döndük ve kendimizi akşamı geçireceğimiz otelimize attık. Koru Otel çok güzel bir konuma sahip. Ve futbol takımlarının antrenman için geldiği, toplantıların yapıldığı bir otel. Odalar aşırı sıcak, yemekleri güzel ama akşam yemeğindeki canlı müzik çok yorulan bize fazla geldi.

Akşamımızı yemek yiyerek, çay ve sohbetle; erkekler havuza girerek, biz de lobide rahatımıza bakarak geçirdik. Sonunda dayanamayıp yatağa gittiğimde ne zaman uykuya geçtiğimi hatırlamıyorum.
Koru Otel
Sabah otelin yürüyüş parkurunda 2 saat geçirdik. Karlara yattık, amuda kalktık, birbirimizi ittik kaktık. Ve baya bir yürüdük. Daha öğlen olmadan ben baya bir yorulmuştum. Odalarda biraz dinlendikten sonra tekrar yola attık kendimizi.

Gölcük:
Bu soğukta karda kışda nasıl tırmandık 16 km Gölcük’e bilmiyorum. Ama orda fırtına vardı. Zaten koca gölde de bizden başka 4-5 grup vardı. Fakat manzara harikaydı. Göl donmuş, heryer karlı çok güzeldi. Gölcük’den çıktığımızda ben son enerjimi orda bırakmış bu geziyi düşmeden tamamlamış olmanın verdiği hazla arabada hemen uyuyakalmışım.. Biz bu hafta sonu 4 yetişkin çocuk çocuklar gibi eğlendik. Herkesin çocuksuz vakitlere ihtiyacı var, insan kendi eğlencesini hatırlıyor.

Şubat 9, 2010 Posted by | Ben, coca, eğlence, Gezi | 5 Yorum

İleti Laneti


Şimdi eminim bu konuda yalnız değilimdir. Lütfen söyleyin bana aranızda bazılarının da böyle arkadaşları veya aileden insanlar vardır. Ki bunlar eğer gelen maili 15 dakika içinde bilmemkaç kişiye daha göndermesse aşağıdaki listede olanların başına geleceklerine inanıyor.

  1. Kendisi veya ailedeki birinin öleceğine..
  2. 20 yıl boyunca kötü şansın yakalarını bırakmayacağına ve sonunda ölmüş olmayı dileyeceklerine.
  3. Tanrı’nın, artık ona inanmıyorlar diye duygularının incineceğine ve eninde sonunda cehenemmin dibini boylayacaklarına.
  4. Kayın ailelelerinin yanlarına taşınacağına ve sonunda yine ölmeyi isteyeceklerine.
  5. Vücutlarındaki herkesin bildiği bazı organların %73 oranında küçüleceklerine.
  6. Mars’dan uzaylıların gelip uykularında onlara kötü şeyler yapacaklarına.

Ne demek istediğimi görüyor olmuş olmanız gerek. Çok çok saçma! Bu tip mailleri almaya devam ediyorum. Genelde de “Napiim dayanamadım. Ya olursa. Çok özür dilerim” gibi başlıklarla. Şu hayatta birkere bu mailleri başkasına göndermedim. Yukarda bahsettiğim hiçbirşey başıma gelmemiş gibi hayatta nerdeyse ne istediysem oldu valla. Bir arkadaşımdan durmaksızın bu maillerden alırdım ve ona sonunda “yeter” dedim ve onu şimdi hatırlayamadığım bir çeşit vücutsal hasarla tehdit etmiş olabilirim.

Bugünlerde yine, “eğer bu maili ahiret kadar insana iletirseniz bilmem ne kadar zengin olursunuz” gibi bazı forward mailleri alıyorum. İlginç olan bu mailleri aldığım insanlar buna inanmıyormuş gibi görünen arkadaşlarım, yani sanırım gerçek şu ki bu maili başkalarına da göndererek sihirli bir şekilde para kazanacaklarına inanıyorlar. Meali de şöyle : “Bu maili 10 kişiye iletirseniz yarın bu saatlere kadar aşağınızdan 100 dolarlar yapmaya başlayacaksınız.” Ayıp mı oldu. Bence olmadı. Yoksa nerden gelicek ki o para. Herneyse eğer bu birinize olursa beni de ekleyin tabii.. Kızımın yeni ayakkabılara, benim ankastre ocak ve davlumbaza, eşimin milyonlarca dolara ihtiyacı var. Ama olan görülmüş mü acaba.

Bana ileti mailleri gönderen arkadaşlarım gönül rahatlığı ile bu yazıyı üzerlerine alabilirler. Daha nasıl söyleyebilirim bilemiyorum:) Şöyle söyleyim 10 yıl boyunca lanetimle sarsılacaklar.

Şubat 1, 2010 Posted by | Ben, eğlence | 6 Yorum

Dostluk Çiçeği…

İnsanın arkadaş sandıkları insanlar bazen küçük bir fırsatta sana karşı dönüp üstünlük sağlama çabasına giriyorlar. Küçük bir özürün ve kötü hissetmenin üstüne gidip insanca olmayan ego davranışları sergiliyorlar. Oysa çoğu zaman bu tip jestler hiç beklemediğin arkadaşlardan geliyor. İçindeki dostluk kıvılcımını uzaktan gören şeker insanlardan geliyor. 2 haftadır inanılmaz yoğunluktan yazamıyordum bana bu şeker jesti gönderenler 2’ye çıktı.
2 tatlı şekerin annesi Filiz‘e ve Defne tatlısının annesi Gökçe‘ye bu tatlı dostluk çiçeğinden dolayı teşekkür ediyorum..

Bir de bu ödülü diğer blogum EkoAnne’ye Ansı göndermiş. Ona da ayrıca teşekkür ediyorum. Balca’yı da öpüyorum.

Ben de bu çiçeği hemen herkese gönderildiğini bildiğim için ve arkadaş düşündüklerimden 12 kişi seçemediğim için bizi seven, merak eden, arkadaşım olan herkese gönderiyorum..

Ocak 25, 2010 Posted by | Ben | Yorum bırakın

2009’un Yıldızı "Öykü" Bebek


Öykü bebek geçen hafta kendi öyküsü ile geldi. Tam 2 senedir bu bebeğin doğmasını bekliyoruz. Canım arkadaşım 2 senelik bir sabır, mücadele ve dik duruş ile bin bir çetrefilden geçerek sonunda geçen hafta “Öykü”süne kavuştu. Erken doğduğu ve çok hassas bir durumda olduğu için henüz bebeği göremedik, ama zaten annesi bile dün ancak kollarına alabildi. Küvözdeki hayatından sıyrılıp inşallah çok yakın zamanda evinde, annesinin sıcacık kucağında yerini alacak. Çok şanslı bir bebek olacak Öykü. Çok güçlü ve sevgi dolu bir anneye sahip, onu çok seven bir babası, çok komik bir halası (ki o da arkadaşım), onu emzirmeye niyetli bir kuzeni var. Ve onu yıllardır bekleyen çok seven ailesinin diğer üyeleri ve yine çok sevecek olan bizler. Annesi benim çok çok eski can arkadaşım, umarım Öykü ile Ela da çok güzel arkadaşlık kurup onlar da kardeş gibi yakın olurlar. 2009 bizim için güzel başlamıştı, Öykü bebekle güzel bitiyor.

————————————————————————————-
Önümüzdeki seneden beklentilerim
(bakalım 1 yıl sonra bu satırlara baktığımızda hangileri gerçekleşmiş)

1. Mutlaka Zayıflamak
2. Evimize taşınmak.
3. Sağlık, sağlık sağlık -küçükden büyüğe hepimiz için – 2010 bize iyi davransın lütfen.
4. Az çalışmak, çok kazanmak
5. Yeni bir bebek (en azından karında)
6. Çok gezmek, az oturmak, çok seyahat etmek
7. Daha çok eğlenmek, daha çok arkadaşlarla vakit geçirmek
8. Eşimle daha da keyifli vakit geçirmek
9. Kızımı hep eğlenirken, mutlu görmek
10. 1 kere de olsa yurtdışına seyahate gitmek
11. Kayak olayını çözmek
12. Yardıma ihtiyacı olan herkese özellikle çocuklara yardım etmek
—————————————————————————-
2010 herkes için çok keyifli ve sağlıklı geçen bir yıl olsun.. Mutlu yıllar

Aralık 31, 2009 Posted by | bebek, Ben, Ev | 7 Yorum

Güzel Hediyeler

Füsun’un yaptığı çekilişte Başak ve Ada‘ya biz çıkmışız. Hediyelerimiz elimize geçti. Çok özenle hazırlanmış hediyeler paketleri ve yanındaki kartı ile el yapımı ve çok zariflerdi. Özellikle kart için çok teşekkür ederim, ne kadar güzel Başak elleri ile hazırlamış benim için çok güzel bir hediye. Hediye paketlerimizden de iki güzel hediye çıktı. Özellikle domino taşları Ela’nın favorisi oldu.

Hem taşları yapıp yapıp devirdik, hem de üzerindeki hayvan resimlerinden kuzuya mee, ineke möö diyerek eğlendik. Bir nevi birbirine eşleştirdiğimiz eşleştirme kartları gibi oldu. Tekrar teşekkürler Başak ve tatlı kızı Ada.

Aralık 28, 2009 Posted by | 18.ay, Ben | Yorum bırakın

Patronuma Mektup II

Patronuma

Ela, Anormal Derecede Kontrolsüz Enerji Departmanı CEO’su ve Her Kendinden Yüksek Yere Tırmanma Şampiyonu

Kimden: Kendini adamış, çalışkan, inanılmaz derecede yorgun çalışan (aka Anne)

=============================

Yazdığım bir önceki mektubum çok iyi anlaşılamamış sanırım. Önceki mektubumda, mesaimde bir indirim, daha çok boş zaman ve hastalık izni olan yeni yararlı kuralların uygulanmasını ve iş sorumluluğumda bazı değişiklikler rica etmiştim.

Bir önceki personel toplantımızda bu isteklerimi tartıştıktan sonra, isteklerim yüzünden hiddetle parlamıştınız. Bu arada tekrar kendimi gözaltında buldum. GÖZALTI?? Hadi ama, içerdeki hizmetlerimi de sayarsan şu ana kadar 2 senedir hizmetindeyim. Biraz haksızlık olmuyormu bu?

Bana isteklerde bulunurken stratejimi yeniden düşünmemi, açıkça patronun kim olduğunu ve bu şirkette nerde durduğumu unuttuğumu söyledin. Yine de seviye atladıkça daha fazla şey hakkettiğime inanıyorum… aslında şirket yönetiminde söz hakkı olarak demek istiyorum. Bu aile şirketine 100% bağlıyım ve herkesin mutlu ve tatmin olduğu gelişmeler için her türlü öneriye açık olduğunuza inanmak istiyorum.

Yakınlardaki davranışlarımı açıklamak ve hareketlerim için savunma yapmak istiyorum. Davamı savunurken lütfen bana karşı sabırlı olun.

1) Çalışanın olarak, sana sağlıklı, dolgun yiyecekler sunmamın sorumluluklarım arasında olduğunu biliyorum. Bu çok ciddiye aldığım bir sorumluluk. İki günde bir yumurta çok sıkıcı gelebilir sana ama biraz peynir, meyve ve atıştırmalıklarla renklendirmeye çalışıyoruz napalım. Sağlıksız olduğunu söyleyebilirmisin? Bence bu sağlıklı bir yemek… Ananas sevmiyorsunuz diye o kavunu dilimlemek için de ekstra bir sürü vakit harcadım.

2) Yaptığınız veya söylediğiniz birşeye güldüğümde size saygısızlık ettiğim için özür dilerim. Bazen malesef elimde olmuyor. Ne derler, gülmek en iyi ilaçtır. Mesela size “çalışma alanınızı” temizlemezseniz birinin incineceğini söylediğimde, bezli totonuzu dönüp “umrumda değil” der gibi giderken çalışma alanınızdaki oyuncağa takılmanız bence biraz komikti. Tamam tamam büsbütün çok gülünçtü. Biliyorum bir çalışanın haklı olduğunu kabul etmek zor olmalı yani şu an hissettiğiniz utancı çok iyi anlıyorum. Ama kabul edin bu karma’nın çok hoş bir örneğiydi.

3) Oyun hamurunuzu saklayıp size bitti derken isteyerek küstahlık etmedim. Dürüstçe hiç kalmadığını düşünüyordum. Yani aslında sadece çok iyi sakladığım için fakat yine de… kendin için çok yüksek dolaplara tırmanıp elindeki aleti kullanacak kadar akıllı olduğunu nerden bilebilirdim? Açıkça seni çok hafife almışım, bu da başka bir hatam benim.

4) Takım işini çok önemsiyorum. Biz bir TAKIM’ız değil mi? Ben senin sırtını kaşıyım, sen benim sırtımı kaşı gibi. Bana ev işlerinde yardım edicek kadar comert hissettiğinde, sen oraya atmadıysan bile yerde bırakılan şeylerden sen de alsan çok güzel olur. Eğer birlikte çalışmazsak nasıl şirketimizin başarılı olmasını bekleriz ki? Ve yeni eklemiş olduğunuz teneffüs saatlerimin temizlik saatleri ile çakıştığını farketmemiştim. Demek siz temizlik yaparken ben olmıycam, üzgünüm bilerek olmadı masum bir yanlışdı.

5) Son olarak, babanız olmadığım çok nadir durumlarda yerime bakarken bana sürekli “babama akşam yemeğinde muzlu muhallebi yiyebilir miyim diye sordum sana sormam gerektiğini söyledi” ve “bu akşam banyo yapmak istemiyorum ama babam sana bağlı olduğunu söyledi” gibi sorularla telefon ederseniz bu benim için bir dinlenme olmuyor. Gördünüz mü bu benim “anneyi kötü polis yapma” dediğim stratejidir ve babanız bundan sürekli yaparak sorumludur. Benim yerime bakarken TÜM kararları en kolay kararlardan en zor kararlara kadar onun vermesi gerektiğini bir türlü anlamak istemiyor. Bunu yapmaya kesinlikle son derece yeteneği var.. gayet süper bir beyni var, hadi süperi geçtim beyni var.

Tamam, barış içinde ilettim..umarım küçük kalbinizde beni affedersiniz ve neden bu şekilde davrandığımı anlarsınız. Aynı zamanda umarım biliyorsunuzdur ki tüm hatalarımla birlikte dünyanın tanıdığı en iyi çalışan olmak için elimden geleni yapıyorum. Şirketimizin devamını korumak için ve başarılı olmasına yardım etmek için %100 adanmış durumdayım. En abudik gubudik isteklerinize bile “çok eğlenceli” diyen bir çalışan adanmışdan çok hatta biraz manyak oluyor.

Umarım üstteki tüm maddeleri gözaltımı kaldırıp kaldırmama kararında gözönüne alırsınız.

Not – Yarın gece kız arkadaşlarımla dışarı çıkmak için izne ihtiyacım var. Anlıyorum ki hala gözatımla ilgili bir karara varmadınız ama aynı zamanda molalarla ilgili de çok istekli değilsiniz. Bu isyancılık DEĞİL… bu sadece berabere olmak.

Aralık 20, 2009 Posted by | 18.ay, Ben | 4 Yorum

Patronuma Mektup


Kime: İşverenim
Heryerden düşme hükümdarı ve yüksek oranda istemenin başkanı Ela Naz Hanım.

Kimden: Kendini adamış, çalışkan çalışan (aka-Anne)

================================================

Öncelikle mektubuma sizin için çalışmanın ne kadar harika olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. “Anne” pozisyonunda işe alındığımda, ne kadar doyurucu ve tatmin edici olduğunu çok hafife almışım. Her gün başka şeylerin yanında yeni maceralarla dolu.

Sizinle konuşmak istediğim bazı şeyler vardı ve şu anın iyi bir zaman olduğunu hissediyorum. Yani, beni kovamazsınız değil mi?

1) İş Saatlerim: İlk işe alındığımda, 24- saatlik vardiyalar halinde çalışacağımı anlamıştım. Bir problemim yoktu. Benim için yeni bir işti… daha önce yapmadığım ve iş saatlerini açık yüreklilikle kabul ettim. Fakat, zaman geçtikçe, benden yararlanıyormuşsunuz gibi bir hisse kapıldım. Bu 24 saat vardiyaların hiç bitmeyeceğini hiç belirtmemiştiniz. Hemen her gece en garip zamanlarda göreve çağrılıyorum (mesela sabah 4:15) ve çok sık fazla mesai yapmam bekleniyor (tabii hiç bitmeyen 24-saatlik vardiya ile çalışırken fazla mesai oluyormu bilemiyorum tabii.)

Saatlerimde değişiklik istiyorum (senin kararınmış gibi gösterip aslında olmadığı zamanları sevmiyor musun?). Sabah 7’den önce çağrıılmazsam ve akşam saat 8.00’de daha önce olsa da olur işe paydos verebilirsem çok sevinicem. 5 aydır kuaföre gidicem gidemedim. Geceleri sadece acil durumlarda çağrılmak istiyorum mesela burnunda sümük var da çıkaramıyorsan veya gözlerin çok kapalı kaldığında kirpiklerinin yokolacağından korkuyorsan veya kabus gördüysen ya da biryerin ağrıyosa gibi. “Popom kaşınıyor” un acil durum olup olmadığına henüz karar veremedim. Sanırım neden poponun kaşındığına bağlı, fakat büyük ihtimalle sabaha kadar bekleyebilecek birşeydir.

2) Benim Çıkarlarım: Bu yukardaki saatlerimle çok bağlantılı. Zaman zaman ihtiyacım olduğunda kişisel günlerim olsun istiyorum. Tabii ki, önceden kendine geçici güvenli bir yer bulman (babanı tavsiye ederim, süper bir şekilde yerime bakabilir) için sana haber vermek kaydıyla. Bu arada tam kapıdan çıkarken “Anneee, anneee” diye bağırman, sızlanman ve ağlamana izin yok. Suçlu hissettirme politikası artık yemezler. Aynı zamanda çalıştığım her 2 saat için 15 dk- yemek ve 5 dk tuvalet molası alırsam çok mutlu olurum. Oldukça makul bence. Bunun dışında ihtiyaç olduğunda hastalık izni kullanmak istiyorum. Fazla değil ama kör edici bir başağrısı tutarsa (alınmayın ama büyük ihtimalle sizin sebep olduğunuz) bütün gün çalışmam gerektiğinin baskısını da taşımak istemiyorum. Yine tekrarlıyorum babanız benim yokluğumda yerimi seve seve alır ve alabilir (kendisi istediğinden ve yapabileceğinden haberdar olmayabilir, ama bana güvenin öyle). Ücretli bir pozisyon olmadığını biliyorum ama zaman zaman sizden bir manikür zamanı gibi hoş bir zaman için bir hediye sertifikası alsam çok hoş olur (tüm çok çalışmamın karşılığındaki memnunluğunuzu göstermek için).

3) İş Sorumluluklarım : İş sorumluluklarımı kabul ediyorum ve elimden geleni yapıyorum. Zaman zaman bana çok yüklenmezseniz sevinirim sadece.

4) Mahremiyet Hakkım: Şimdi sayın patronum bu çok güçlü hissetiğim ve uzun zaman önce elimden gitmiş olduğunu düşündüğüm bir hak. Şimdi özellikle banyodayken, tuvalleteyken, giyinirken tam mahremiyet rica ediyorum. Ayaklarımdan çekiştirmek, efendime söyleyim kapı kapalıyken arkasından “”anneeeee anne” diye bağırmak yok. Herşeyimi aceleyle yapıyorum. Uğradığım günlük taciz çok uygunsuz ve kaba oluyor. Artık meme istemenin de bir zamanı olmalı dimi ama.

Şu dakikadan sonra ben banyodayken içeri girmenize izin yok ki buna kapının altından parmaklarınızı sokup, “annee, anne” demeniz de dahil. Konsantre olup işimi bitirmekde zorlanıyorum.
Son olarak beni içine soktuğunuz muhteşem öğrenme imkanları için size çok teşekkür ederim. Bazen ben işimin sorumluluklarını yapamazken bile beni hiç bitmeyen gülümsemeniz, sarılmanız ve öpücüklerinizle cesaretlendirmeniz için de müteşşekirim Ela Naz Hanım.

Bu pozisyonumun bitmeyeceğini biliyorum ama birgün oturduğum yerden de emeklerimin karşılığını alacağım zamanların geleceğini umuyorum.

Aralık 8, 2009 Posted by | 17.ay, Ben | 5 Yorum

2018’den Diyaloglar

Bayramda Ela, 82 yaşındaki dedemle

2018’de
Ela
: Babam yerine bugün beni okula sen bırakabilirmisin anne?
Ben: Bugün bırakamam fakat yarın bırakacağım.
Ela: Bugün yarın mı?
Ben: Hayır, bugün bugün ve yarın da yarın. Bugün Pazar, yarın Pazartesi.
Ela: Yani dün ne zamandı?
Ben: Dün Cumartesiydi. Dün bir önceki gündü, bugün içinde olduğumuz gün, yarın da ertesi gün canım.
Ela: Yani… eğer bugün yarın değilse yılbaşının ne zaman olduğunu nasıl bilicem?
Ben: NE? Yılbaşı mı? Ne zaman yılbaşı olayına geldik?
Ela: Hayır, Olaydan bahsetmiyorum. Yılbaşından bahsediyorum.. ki yarın veya sonraki gün mü, ki o da dündü, değil mi? Tamam o zaman ne zaman tek boynuzlu atlar burda olucak onu söyle.
Ben: BU GEZEGENDEN MİSİN ACABA?!! NEDEN BAHSEDİYORSUN?

Hikayeden çıkarılan ders:
Bunun gibi dialoglar sadece kafanızı şiddetlice duvara vurmanızı sağlar. Hiç iyi bir tarafı yoktur ve çocuğunuz ilk soruyu sorduğunda olduğundan daha çok kafanız karışmış olarak sona erer.
====================
Ela: Anne, yazarken neden aynı zamanda konuşuyorsun?
Ben: Öylemi? Nasıl yani?
Ela: Yazıyorsun ama aynı zamanda konuşur gibi ağzını oynatıyorsun. Sanki fısıldıyor gibi.
Ben: Yaptığımın farkında bile değilim.
Ela: Valla, yapıyorsun… neden yapıyorsun?
Ben: Seni gıcık etmek için. Hayattaki hedefim bu. Seni gıcık etmek.
Ela: Valla başarılı oluyorsun.. Mutlu musun şimdi?

Hikayenin anafikri
: Armut dibine düşermişi çok hızlı bir şekilde öğreneceksiniz.

Bunlar da 2009’dan ve çok yakın zamanlardan

Ben: Hey, Canım, Markete gittiğimizde daha fazla kağıt havlu almamız gerek.
Coca: ……
Ben: Beni duydun mu?
Coca: Evet
(5 dakika sonra) Coca: Hey tatlım, markete gittiğimizde daha fazla kağıt havlu almamız gerek.
Ben: Aman Tanrım, Bunu 5 dk önce söyledim sen de bana duyduğunu söyledin.
Coca: Öyle mi dedim?

=====================================

Ben: Hayatım aşı olmayalım, Ela’ya da yaptırmak istemiyorum. Şuraya gitmek istemiyorum, buraya da gitmek istemiyorum.
Coca: Tamam canım nasıl istersen.
Ben:
Canım biz bu çocuğu koruyamayız. Acaba aşı yaptırsak mı? Hatta sen de yaptırmalısın onu korumak için.
Coca: Olur canım yaptıralım..
Ben: Canım ya içinde ayı çişi varmış ben vazgeçtim Ela’ya yaptırmayalım. Korumaya çalışırız. Ama sana çişden birşey olmaz sen yaptır bence.
Coca:
Tamam yaptırmayalım.
Ben: Yok yok yaptıralım kimin değdiği belli olmuyor kıza.. Ay ama bak yaptıran bir çocuk da yengeç gibi yürümeye başlamış yaptırmayalım.. Ama ya hasta olur da yaptıralım. Ama içim rahat etmiyor yaptırmayalım. Yaptıralım.. yaptırmayalım.. Yaptırmasak da biz yaptırsak ben antikorları ağzına tükürsem..
Coca: Ebeninki Esra.. Yeter artık… Şu dakikadan itibaren hiçbir kuvvet ne bana ne Ela’ya aşı yaptıramaz.. Geçirirsek geçiririz.. Ne bu be.
Ben: Ben gidip kendim yaptırayım o zaman.. Antikor kusarım
Coca: Ne b.k yersen ye.

Aralık 3, 2009 Posted by | 17.ay, Ben, coca, Diyaloglar | 4 Yorum

Ben Çocukken


Kabul edin anneniz babanız size kullandı siz de çocuklarınıza kullanacaksınız bu sözü. Özellikle çocuklarınız “yapacakları birşey olmadığını” söyleyerek ağlayıp sızlandıklarında.

Ben muhtemelen şöyle diyeceğim: “Hadi ordan, bir ev dolusu aygıtınız, yüksek teknoloji ürünü 21 tane yarış bisikletiniz, devasa bir alışveriş merkezine ginger’la gidiş kolaylığınız ve 9 çeşit organize sporunuz var.” Ben küçükken bunların hiçbirine sahip değildim.

Aslında bu cümle zamanın başlangıcından beri var sanıyorum.

Thomas Edison – 1890: Çocuklar bugün herşeyiniz var! Bizim fonograflarımız, arabalarımız veya ampullerimiz mi vardı. Çakmağımız bile yoktu. Çok şımarıksınız.

Mağara adamı baba – M.Ö 1,005,434 : Niye şikayet ediyorsunuz? Biz küçükken ateşimiz bile yoktu.

30 yıl sonra kızımın çocuklarına şu cümleyi söylediğini duymak için sabırsızlanıyorum : “Ben çocukken McDonalds’da sanal 3d oyun odaları yoktu. O zamanlar böyle uçan arabalarımız da yoktu.” Bir de şöyle bir dialog olabilir.
- Anne buzul ne demek? Geçen gün tarih hologramında gördüm. Çok şaşırtıcı
- Eskiden buzullar vardı hayatım. Buz kütleleri onlar. Sonra eridiler. O yüzden 4 kıta kaldı eskiden 7 idi.
- Makak maymunu gribi’nden bize birşey olurmu anne?
- Olmaz kızım hapşıran gördüğün anda ışınlanıverirsin.

Bu sabah kardeşimle 12 yaşımdayken çekilen yayınlamaktan kesinlikle utanç duyacağım resimler buldum. Hatırlıyorum Wii ve Kablo Tv yokken sıkıldığımızda kendimizi eğlendirmek için oyunlar yaratırdık ve hayal gücü bunu yaratmak için bir anahtardı. Şu anki yaratıcılık seviyemi o zamanlar uydurduğumuz oyunlarla çok ilgisi olduğunu farkediyorum.
———————————————————————-
Yeni dialoglar
Coca : Bana meyve getirir misin?
Ben : Bence sen kendin alabilirsin.
Coca: Off hayatım ne kadar zor, kendi meyvemi bile kendim almak zorunda kalıyorum.(Mutfağa gider)
Ben : Canııım gelirken bana da su getir.
————————————————-
Ben : Işığı kapatırmısın.
Coca : Sen daha yakınsın.
Ben : Asıl sen daha yakınsın..(Yer değiştirerek)
Coca: Off ya bu evde herşeyi ben yapıyorum.
———————————————————–
Coca: Ela ağlıyor
Ben : Duyuyorum
Coca : Kalkıcakmısın.
Ben: Çalışıyorum (Gözlerim hala kapalı)
——————————————
Benim coca isterse evinizdeki internetin musluğunu kapatabilir bir pozisyonda. Geçenlerde bir cumartesi ODTÜ’de geziyoruz, ben biraz rahatsızım cocaya demişim ki “Bugün sen de gel MyGym’e benim pek halim yok.. Ela’yı taşıyacak durumda değilim.” O da “tamam” demiş. Gezdik dolandık, sonra MyGym’e gitmemize 15 dk kala dönüş yoluna geçtik. Coca’nın işyerine yaklaşmışız bir telefon. Efendim ülkenin önemli kurumlarından biri hacklenmişmiş de hemen işe gelmesi gerekiyormuş..
” aaa ben de tam işyerinin önündeyim ne tesadüf”.
Zınk işe dönüş. “Ben gelemiycem galiba ama dur bi bakiim duruma 5 dk bekle”
Kapıda 5 dk bekleme o arada. Kocaman siyah bir arabayla 4 tane çok önemli adam belirdiler kapıda. Cocamı yakaladılar. Doğru işe. Gözlerimle görmeseydim bu senaryoya inanmak biraz zor değil mi sizce..

Kasım 19, 2009 Posted by | Ben, Diyaloglar | 4 Yorum

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.