Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Asansör

Dün bir asansöre binip gideceğim 4.katın düğmesine bastım. Kapılar kapanırken, bir adam kapıyı durdurdu ve bir elinde gazetesi bir elinde bir kahve ile içeri girdi. Asansörün kapıları kapandı ve yükselmeye başladık.

“İyi misin?” diye sordu adam birden. Adama kafam karışmış şekilde baktım. Heryer gibi son zamanlarda sokaklarda arkadaşça davranıp hal hatır soran insanlarla karşılaşmıyorsun.

Aynı zamanda bu adamın neden benim iyi olmayacağımı düşündüğünü de anlayamamıştım – kötü mü görünüyordum? Dün gece birşey izlemekle meşgulken geç yatmıştım fakat gözlerimin altındaki torbaların yabancıları meraklandıracak kadar rahatsız edici olduğunu düşünmüyordum.

“İyiyim,” dedim asansörün numaralarına bakarak.

Cevap vermedi. Ne yani, soruyor ve cevabını bile merak etmiyor mu? Tipik erkek işte.

Kapılar 4. katta açıldı, ve adam yana kayarak bana yol verdi, işte o zaman kulağında bir Bluetooth gördüm:)

Evet, bu açıklıyor.

————
Gebeliğin son zamanlarında olduğum anlaşılıyor. Dün coca da bana “o filmi izleme bence nasılsa anlamayacaksın” dedi. Haklı. Geçen sefer de doğumdan 7 ay sonra falan izlediğim dizileri anlamaya başladığımda aslında algılarımın yeni açıldığını o sene izlediğim hiçbirşeyi tam anlamadığımı farkettim. Coca sonra dedi ki “sen eğlenceli şeyler izle”. 🙂

Temmuz 30, 2010 Posted by | Ben, Diyaloglar, eğlence | 8 Yorum

32 Haftalık Gebeyim

  1. 2 aydan az kaldı!
  2. Uyku sorun olmaya başladı. Listemde bir numaraya oturdu çünkü bugün hem baldırımda hem kalçamda aynı anda bir krampla uyandım ve ne yapıcağımız bilemedim bir süre.
  3. İki tarafa da yatabiliyorum, hatta hala düz bile yatabiliyorum. Ve buna kendim bile şaşırıyorum. Birinci hamileliğimde 5 yastıkla yatan bir insan olarak şu anki durum beni çok şaşırtıyor. Amaa eğer gecenin bir yarısı kalkarsam yeni bir pozisyon almak istersem önce ayaklarımı sallandırıp aşağı iniyorum sonra yeni pozisyon için ayarlama yapıp tekrar yatıyorum. Uyku bile yorucu bir iş oldu.
  4. Yatmadan önce okuduğumda oturuyorum. Kollarımı başımın üstünde dinlendiriyorum. Bu da göğüslerimin ağırlığını karnımın üstünden 10 güzel dakika kaldırmamı sağlıyor.
  5. Son randevuda doktor çok sakin olduğumu söyledi. Göbeğim büyüdükçe daha az sakin hissediyorum. Bebek büyüyor ama çıkış yolu büyümüyor.
  6. Bu son 2 ayı benimsiyorum. Haftalardır çok konforlu değilim fakat bebeğimle bu şekilde birlikte olmak için bu son şansım, umursamıyorum. Ve bir şekilde tekme tokatları mesaneme bile olsa çok çok güzel. Bu kayıt altına alınamıyor işte tek başına yaşadığım bir deneyim ve harika hissettiriyor.
  7. Daha sık, daha küçük yemekler yiyorum. Karnım dolu olduğunda, daha da rahatsız hissediyorum.
  8. Birkaç hafta önce, bir gecede üç kere bebeğin hareketleri ile uyandım ve coca horluyordu. Bu geleceğin bir provası mı acaba?
  9. Kendimle ilgili işleri yardım alarak yapmaya başladım. Bu biraz sinirimi bozuyor. Eğer ayakkabım bağlanamazsa başkası bağlıycak, bacaklarımı kendim yıkayamıyorum, Ela’yı artık kucağıma alamıyorum. Bunun gittikçe artacak olması da cabası, ama çok şükür ayaklarım bu sefer şişmedi o görüntü geçen sefer çok sinirimi bozuyordu. Bakalım son 1.5 ayda bu durum değişecek mi?
  10. Eğer bu yazılarda özellikle birşeyler sakladığımı düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz. Bir gebenin vücudunda olup biten çok şey oluyor, bazılarını cocaya bile söylemiyorum.
  11. Çok şanslı hissediyorum. Bu hamileliğimde hiçbir büyük problem yaşamadım ve bebek de sağlıklı.
  12. Pedikür yaptırdığımda masaj da yapıyorlar. Sizi tanımayan insanlar hamile insanlara çok iyi davranıyor.
  13. Göbeğimin üstünde dalgalanmalar oluyor ve bunlar dışardan bile belli oluyor. Babası dokunduğunda hemen tepki veriyor, kungu fu ile cevap veriyor. Bu bebek çok güçlü. Dün gece ben uyurken bile babası onunla iletişim kurmuş.
  14. Bebeğin bayram tatilinde doğma ihtimali beni ürkütüyor. Herkes tatile gidebilir ama lütfen doktorum gitmesin. Başbaşa bile olabiliriz farketmez.
  15. Hala iyi hissediyorum ve buna çok şaşırıyorum. Hala enerjikim, arabamı kendim kullanıyorum, ağır hissetmiyorum, ayaklarım şiş değil.
  16. Toplam 5 kilo aldım. Başta verdiğim 3 kiloyla birlikte +2’deyim. Umudum en fazla 7.5 kg’la bu işi bitirebilmek. Bebek 2 kiloya yaklaştı. Cuma kontrolüm var belki de 2 kg olmuştur.
  17. Fazlasıyla hamileyim. Karnım yine çok çok büyüdü. Yakında resim koyucam.
  18. Çok sıcak, yazı pek sevmezdim, bu sene nefret ettim. Serin bir yayla varsa ışınlanmak istiyorum.

Temmuz 28, 2010 Posted by | gebeş esra, gebeş günlükleri | 6 Yorum

Duru’nun 2. Yaş Günü

Tatiller, bizim yoğunluğumuz, yaz sezonu derken uzun zamandır çocuklar biraraya gelemiyordu. Biz de tabii ki. Tatilden dönmemizle Duru’nun doğum günü de gelince kendimizi Duru’nun doğum günü partisinde bulduk. Anneler, babalar ve çocuklar biz bize bir akşamüstü geçirdik.
Tabii ki çocuklar daha çok eğlendi. Bir adet kamyonu 6 çocuk paylaşamadı ve her kombinasyonla kamyonun tepesine çıktılar desem yeridir. Nerdeyse bir senedir bu çocukları biraraya getiriyoruz ve artık oyun grubumuzdaki tüm çocuklar 2 yaşlarını doldurdular. İnanılmaz bir hızla büyüyorlar ve artık onların oyunlarını seyretmek daha eğlenceli hale geldi. Çünkü artık konuşuyorlar, savunuyorlar, tepki gösteriyorlar. Çok tatlı birer küçük birey haline geldiler.

Biz de birbirimizi özlemişiz tabii ki. Sanırım biz onlardan daha çok buluşmak istiyoruz. Çünkü artık bu küçük canavarlara vakit geçirtmek gittikçe zor olmaya başladı. Çok güzel bir gündü. Teşekkürler Bige & Arda. İyi ki Duru’yu yapmışsınız, Ela’nın arkadaşı olmuş.


Not: Bugün hava inanılmaz sıcak bugünü atlatabilirsem, bu yazı da geçiririm herhalde.. Herkese bu sıcakda kolaylıklar, en çok da bana..:)

Temmuz 27, 2010 Posted by | 2 yaş, eğlence, oyun grubu | 2 Yorum

Ağaç, Tulumba, Kuaför

Bu fotoğrafları kullanmakda aslında biraz geç kaldım. Ama yerleşme, Ela ve iş arasında süregelen yoğun tempom yüzünden herşeyi gecikmeli yapıyorum şu sıra. Bu fotoğraflar Antalya’dan dönerken yolda çekildi. Ela kızımızın gözünün daha da yükseklerde bıraksak ve bir mekanizma olsa gökyüzünde olduğunu gösteriyor. Bir mola yerinde oraya kadar araba koltuğunda nasıl oturduğuna bizim bile şaşırdığımız küçük kız ağaca tırmanmayla biriken enerjisini attı. Siz ilk ağaca tırmandığınızda kaç yaşındaydınız?

Aynı yerdeki tulumba da çok ilgimizi çekti. Olanca kuvvetini suyu çıkarmak için uğraştı. Çok gayretli. Altta da ilk saç kestirme maceramız. Aslında sadece önlerini kestirdik ama ben o koltuğa oturup durucağını hiç düşünmezdim. Gıkını çıkarmadı. Bi de “amca beni güzelleştir” dedi. Konu güzellik olunca uslu duracağa benziyor. Aksini iddia etmek boş, genlerimize işlemiş işte.

Temmuz 26, 2010 Posted by | 2 yaş, Ela | Yorum bırakın

Çocuklara Vurmak

Hayır, şaplak disiplin değil çocuklara tacizdir, şiddettir. Çocuğu tüm hayatı boyunca yaralayan bir taciz.

Çocuğa Şaplak Atmak

Şaplak atmak şiddettir ve aynı zamanda bir taciz şeklidir. Çocuğunuza şiddetin normal olduğu fikrini verir. Çocuğa bir disiplin sağlamak için çeşitli yollar vardır ve şaplak bunlardan biri olmamalıdır.

Peki Neden?
  • Çocuğa şaplak attığımızda, vurduğumuzda bu çocuğun iyiliği için değil öfke ve hüsranımızı dışavurmak içindir.
  • Ebeveyn olarak biz bir güç hissederiz. Onların iyiliği için diyebiliriz ama çocuklarımızı taciz ediyoruz ve öğretme ve sevgiyi, acı ve reddetme ile karıştırıyoruz.
  • Hızlı bir çaplakdan daha uzun sürse de bir çocuğa anlatarak öğretmek daha sağlıklıdır.
  • Gelecekte, şaplak yüzünden, çocuğunuz şiddet davranışları yönünden sınırsız davranışlar gösterebilir.
  • Çocuklar disiplin ve kontrol ile değil korkuları ile büyüyecekler.
Biz anne babalar olarak çocuklarımızı sakinleştiririz. Ne yaparsak veya söylersek, çocuklarımızın büyüyüp öğrenme şeklini etkileyecektir. Eğer dolaylı olarak vurmanın normal olduğunu söylersek ve vurarak istediğimizi aldığımızı gösterirsek, çocuğunuz muhtemelen gelecekte aynısını yapacaktır. Sabır bazen edinilen zor bir erdem olsa da, işler kontrolümüzden çıktığında durup sakinleşene kadar nefes almamız çok önemlidir. Sakinleşene kadar başka bir odaya gitmek en iyisidir. Bu çocuğunuza kişisel kontrolü ve doğru disiplini öğretecektir. Bu sözleri bitirmek için aşağıya yazdığım şiiri İngilizce’den çevirdim umarım anlam kaymaları olmaz:

ÇOCUKLAR NE YAŞARSA ONU ÖĞRENİR
Bir çocuk ELEŞTRİ ile yaşarsa,
Kınamayı öğrenir.

Bir çocuk DÜŞMANLIK ile yaşarsa,
Savaşmayı öğrenir.

Bir çocuk ALAY ile yaşarsa,
Utangaç olmayı öğrenir.

Bir çocuk UTANÇ ile yaşarsa,
Suçlu hissetmeyi öğrenir.

Bir çocuk tolerans ile yaşarsa,
Sabırlı olmayı öğrenir.

Bir çocuk cesaretlendirme ile yaşarsa,
Özgüveni öğrenir.

Bir çocuk tarafsızlık ile yaşarsa,
Adaleti öğrenir.

Bir çocuk güvenlik ile yaşarsa,
İnançlı olmayı öğrenir.

Bir çocuk onay ile yaşarsa,
Kendini sevmeyi öğrenir.

Bir çocuk kabul ediliş ve dostlukla yaşarsa,
Bu dünyada sevgi bulmayı öğrenir.

Temmuz 22, 2010 Posted by | fırça | 5 Yorum

İnsanlık

Kendi içimde insanlar veya insanlık için büyüyen bir hoşnutsuzluk var.

Çok kolay yalan söylüyorlar. Vefasızlar. Sahtekarlığa korkutucu bir eğilim var. Finansal, duygusal veya fiziksel olarak en çok veren insana iyi davranmak gibi bir eğilim var. Benciller, çok gaddar olabiliyorlar ve onlar için kullanışlı olduğunuz sürece sizi hayatlarında tutuyorlar.
Güvenin kalpsizce kırıldığını ve sevginin boşlukta mücadele ettiğini gördüm. Evli değilken apartmanımızda bir kadının ailedeki bir erkeğe karşı geldi diye şamar yediğini gördüm. Ve daha nicelerini duydum. İnsanın kendisinden daha çok insanlık dışı başka ne var?
Ama insanlar iyilik de saçıyor. Hayır kurumları, sosyal yardım grupları, hayvan hakları dernekleri. Fakat bunların çoğu bu işkenceden geçip başkalarına bunun olmasına izin vermemeye yeminli insanlar tarafından başlatılmıyor mu? Sadece sosyal doğamızdan gelerek başka birine yardım edemeyecek kadar empatiden yoksun muyuz? Neden bir şanssızlığın bizi başka birinin acısına yakınlaştırmasını beklemek zorundayız?

Hayvanlık insanlığın doğasında olmasına rağmen bazen hayvanların kendi doğalarına, biz kendimize insan diyen ve sosyalleşmiş olduğunu belirten insanlardan, daha doğru ve adaletli davrandığını düşünüyorum.
——————————————————–
Antalya’da aynı garaj kapısını kullandığımız komşumuz defalarca garaj kapısı çok ağır annemin kolları rahatsız ben de hamileyim “lütfen garaj kapısını biz gidene kadar kapatmayın, arkaya ferrari mi parkediyoruz, açamıyoruz, çok zorlanıyoruz” dememize rağmen 1. günün sonunda yine garaj kapısını kapatmaya devam ettiler. Bir gün kendilerini yakaladığımda sordum. “Çocuklar arka bahçeye giriyor” dediler. ” Ne varki dedim girsinler, çocuklar nerde oynayacaklar.” Kıytırık Toyota marka arabalarının çizildiğini söylediler. “Çizmez çocuklar, bakın bir bebeğimiz var, annem de rahatsız ben de” diye yine rica ettim. Suratıma bön bön baktı kadın. Üstelik apartmanın girişine yazı astım, benle soğuk savaş yapar gibi kapıyı kapatmaya devam etti. Yazıyı da söküp atmış. Bununla da yetinmedi arka bahçedeki hortum için çalışmıyor demesine rağmen çalıştırdığını gördüm. Muhtemelen üzerine zimmetliymiş gibi başkasının çalıştırmasını istemiyordu. Şimdi bu davranışlar hangi insanlığa sığar söyler misiniz. Hangi insan evladı başka insanların zorluk çekmesinden, başka insanların mağduriyetinden bu kadar zevk alır. Görmediği sevgiye mi, hoşgörüye mi bağlamak lazım bilemiyorum. Bugün düşünürken aklıma geldi bu yazıda öyle bir anda çıkıverdi. Komşuma sevgilerimi yolluyorum. İstediği kadar garaj kapısını kapatabilir, arabasının da yalnız ve sevgisiz sefasını çeksin.. Bazılarına empati kurulamıyor malesef. Eğer senin mağduriyetinden yararlanıyorsa.

Temmuz 21, 2010 Posted by | Ben | 5 Yorum

Ece Kesinlikle Ela’nın Kardeşi

Hamilelik kadına nerdeyse bir blogu olduğunu bile unutturuyor.

  • Bebek yapmanın ikinci roundu harika ama ilk hamilelik gibi kadın ırkının muhteşem bulduğu bir deneyimden daha az heyecanlı. Bebeğimiz büyümesinin nerdeyse 31. haftasını doldurdu. Göbeğim bu sefer daha büyük görünüyor. İnsafsızca tekmeleyip manevralar yaptığı zamanların dışında tüm zamanımı bebeği düşünerek geçirmiyorum. Hatta evde bir canavarla çoğu zaman hamile olduğumu unutuyorum. Ama iç organlarınızı kontrol eden birine aldırmamazlık da edemiyorsunuz. Bu da Ela gibi çok aktif bir bebek. Hiç kendini unutturmuyor, sürekli tepinme halinde. Bir kızımız daha oluyor söylemiştim değil mi.. Şu günlerde ne yediğimi bile unutuyorum. Bu bebeğin kendisini düşününce bazen çok duygusal oluyorum. Ela’ya benziyor mu? İçerdeki tekme tokatları, hareketliliği çok benziyor. Bu da yandığımızı gösteriyor. Çünkü Ela’nın hareketliliği içerde nasılsa dışarda da öyle devam etti. Bu bebekden sonra kilolarımı vermekde pek problem yaşayacağımı sanmıyorum. Ne diyorduk? Benim gibi düz saçlı mı olacak, babası gibi kıvırcık mı? Kızlar birbirlerini çok sevecekler mi? İlişkileri nasıl olacak? Benim kadar inanılmaz harika olacaklar mı:)
  • Yansımam bakıyorum da biraz homurdanıyor gibi görünüyorum. Ama değilim. Hayatımda birçok pozitiflik var. Yakında ailemize bir bebek daha katılıyor olmasından son derece mutluyuz. Ela tanık olduğum en ilginç küçük insan evladı oldu ve çok akıllı olduğuna eminim. Artık çok güzel konuşuyor, çok iyi yürekli (birimize birşey olunca gerçekten üzülüyor gelip sarılıyor) ve uzlaşabildiğimiz yumuşak bir karakteri var. Onun yaş grubundaki çeşitli yaptığı noktalara baktık; konsantrasyonu iyi değil, kendi yaşının yaptığı puzzleları henüz yapamıyor, bir çok çocuk boyama yaparken bizimki duvarları çiziyor, tuvalet alışkanlığında ortalamada gidiyor ama dil yeteneği ve yerinde cümle kullanma konusunda yaşıtlarından çok çok ilerde bir çizgi gösteriyor. Yüklemleri, isimleri, sıfatları, hükümleri, bağlaçları yerinde kullanıyor. Tek bir cümlesi yok, karmaşık cümleler ve tüm paragraflar kuruyor. Anlamlı cevaplar veriyor. Bugün “güneş burdan batıyor” dedim, “sonra yatıyoruz” dedi. Bağlantıları güzel kuruyor. Konuştuğunu duyan hemen herkes 3 yaş civarında olduğunu sanıyor. Bitkiler, kaldırımlar, arabalar, kuşlar, komik olan şeyler, pişirme ve birşeylerin nasıl yapıldığını merak ediyor. İçindeki birşeyleri öğrenmenin inanılmaz ihtiyacını görüyorum, ve gururla doluyorum.
  • Bense keyifliyim. Çok yorgunum, çok sıcaklıyorum. Ama 2. kere anne olmak herşeyi daha bilinçli yaşamanı sağlıyormuş. Her duyguyu daha bilerek yaşıyormuş insan. Doğumdan sonrası beni biraz korkutuyor ama napalım sağlıkla doğsun da bu zamanı bir şekilde geçiricez. Şu sıra internetim yok pek yazamıyorum. Yakında sahalara dönücem umarım.

Temmuz 20, 2010 Posted by | Ela, gebeş esra, gebeş günlükleri | 4 Yorum

2 yaşında çocuğunuzdan duymak istemeyeceğiniz birşey..

…”T-shirt’ünün üstündeki ne?” sorusuna…

“Tualet suyu, Anne” diye cevap vermesi.

—————————————————————-
Not: Evimize yerleştik. Son 2 günde çok kademe kaydettik. Ev yaşanılır hale geldi. Çok çok yorulduk. Ama henüz telefonumuz ve internetimiz bağlanamadı. Uzun zamandır ilk kez internetsiz günler geçiriyorum. Aslında güzelmiş. Eminim bu sayede evde daha çok iş yaptım. Herneyse birkaç güne bağlantıda olurum. Bir de burası harika esiyor. Evden çıkasım gelmiyor. Bir hamileye en büyük hediye. Oh be!

Temmuz 17, 2010 Posted by | Diyaloglar | 5 Yorum

Birşeyler Kaybediyorum.

Gerçekten yakınlarda 2 şey kaybettim. Büyük şeyler. Önemli şeyler. Kendimi kaybolmuş hissettiğim şeyler.

Tamam, sanırım abartıyorum. Önce bir kısım saçımı kaybettim. 1 kg saç diyebiliriz. Bir el boyu kadar kesin demiştim, bir ayak boyu kadar kestiler. Hatta bir goril ayağı boyu kadar diyebilirim. Adam’a “hani el boyu kadar” kesicektiniz dediğimde “ama abla kimin elinin boyu kadar demediniz ki, ben kendi elim kadar kestim” dedi. Sonra baktım aman allahım adamın elleri gerçekten kocaman. Bunu nasıl farketmedim bilmiyorum, halbuki çok kocaman ellerden çok korkarım. Hayatta saçımı kestiremem. Gebelikten olacak herhalde. Zaten adam saçımı keserken ben nerdeyse uyudum. Hatta bir ara kesin uyudum da o aralık ne kadar bilemiyorum. Her zamanki kuaförüme gitmediğim için nerdeyse ağladım sonra. Olmuyor işte istediğim gibi yapamıyorlar. Zamana, fırsata ve yakınlığa yenilip nolucak sanki keser diye gittim. Sonuçta tatilde çok rahat ettim ama hala istediğim gibi değil.

Bir de. Eski saçımı özlüyorum. Bir denizkızı gibi özel hissediyordum kendimi. Şimdi sıradan birisi gibiyim. Saçmaladığımı düşünüyorsunuz biliyorum ama zaten uyduruyorum. Eskiden de sıradan birisi gibi hissediyordum sadece o zamanı daha çok seviyordum. Yine de pişman değilim. Yine uzayacak nasılsa. Artı kim takar. Sadece aptal bir saç işte.

Kaybettiğim 2. önemli şeyse bir ayak boyu saç kadar görünür değil. Ama neye bakacağınızı bilirseniz siz de görebilirsiniz. Yürüme şeklimde, arabadan inme şeklimde, oturduğum yerden kalkma şeklimde vardı ve evet dansetme şeklimde bile vardı. Az mı dansediyorum sanıyorsunuz, kızımı eğlendirmek için çılgın danslar yapıyorum. Birlikte çok gülüyoruz, sonra o azıyor ve durduramıyoruz. Sonra uyumakta zorluk çekiyor ben de “acaba niye” diyorum:)

Konuya gelelim, ağrımı kaybettim.

Bir süredir olan kuyruk sokumumdan kalçama doğru inip hayati aktivasyonlarımı tehdit eden muhtemelen içerdeki dingonun bir sinirimi yakalayıp bırakmamakda inat ettiği o kronik siyatik ağrısı. İşte onu kaybettim. Gitti. Kız bıraktı sinirimin ucunu tutmayı. Şimdi ara sıra ordaki burdaki sinirlerle oynuyor, ben de abuk subuk acılar hissediyorum. Ben bunun hesabını sorarım ondan.

Biliyorum bu geçici. Biliyorum yarın başka bir yerim ağrıycak. Biliyorum, biliyorum. Çok hamileyim. Bunun da yeni farkına vardım. Hala zıpçıktı gibiydim. Ama bugun yattığım yerde öbür tarafa dönerken göbeğim ağır bastı fırt diye düştüm. İşte o zaman anladım benim için pozisyon değiştirmek demek ayağa kalkıp tekrar yatmak demek olan günler başladı.Tek tesellim daha geç başladı.

Şimdilik ağrım geçti. Ayağa kalkıp planlamadan direk yürüyebileceğim, bir egzersizi bir yerim ağrımadan veya uyuyakalmadan bitirebileceğim, bir restoranda göbeğime birşeyler dökmeden sırtıma ayrı yastık popoma ayrı yastık aramadan oturabileceğim günler tekrar gelicek. Gerçi o zaman da oturacak zaman olmayacak muhtemelen. Emzirdiğim dakikalarda dinlenirim diye planlıyorum. Birisi yandan gelip kafamı tutarsa daha iyi olur tabi.. İşte o zaman denizkızları nasıl hissediyor anlarım herhalde.

Temmuz 15, 2010 Posted by | eğlence, gebelik, gebeş esra | 5 Yorum

7 Aylık İştahsız Gebe

Antalya’dan döndük, ayağımın tozuyla kontrole gittim. Antalya’da yaşadığım enfeksiyon ve çok yorulmam yüzünden biraz endişeliydim. Ama çok şükür herşey yolunda 7 aylık fetus Ece Hanım buda pozisyonunda oturuyor. Bu ay 1.5 kg almışım. Artık son 3 ayda olduğumuz için bunun en alt sınırda ama normal olduğunu söyledi doktor. Ve asıl güzel haber Ece hanım 1.5 kg olmuş ve şu an itibariyle ortalamanın üstünde bir bebek. Boyu da kilosu da nerdeyse 1 hafta önden gidiyor. Benim kaderim babaları gibi iri bebekler doğurmak sanırım. Şu anki durumuyla giderse Ece de Ela gibi 4 kg’yu bulucak görünüyor. Bu da hamilelikte kilo almanın bebeğin kilo almasıyla hiç alakası olmadığını bir kez daha gösteriyor. Kızım benden bağımsız çok güzel beslenmiş çok şükür. Şu an itibariyle toplam 4.5 kg aldım ve başta verdiğim 3 kg’ı da sayarsak +1.5 kg’dayım. Eğer bu şekilde gitmeyi başarabilirsem bu gebelikten üstümde kilo kalmayacağına eminim ama daha vermem gereken bir sürü kilo var. Ama artık Ela’nın şu anki aktivasyonu ve Ece’nin de gelmesiyle artık onu da dert etmiyorum..

Çok iştahsızım, bu nasıl hamilelik anlamıyorum. Bir önceki gebeliğimde canım bir sürü şey isterdi ve çılgın gibi de yerdim. Bu sefer canım hiç birşey istemiyor. Resmen yemek yemek için yiyorum. Önüme birisi birşey koymazsa kendim birşey yeme isteği duymuyorum. Bu da bana gebelikde canının birşey istemesinin psikolojik olduğunu düşündürtüyor. O aşermeler, sürekli yemek istemeler sanki psikolojik.

Çok yoruluyorum. Antalya’dan döneli az oldu ama tempom inanılmaz. Şu sıra işlerim de çok yoğun. Bütün gün çalışıyorum. Bir yandan Ela’yla uğraşıyorum. Bir yandan evi yerleştiriyoruz. Daha ne kadar çok iş var, anlatsam bitmez. Yeni evin hele de daha önce hiç oturulmamış evin ihtiyacı çok oluyor. Dün bir kağıda sadece evle ilgili yapmam gereken işleri kabaca yazmaya çalıştım. 1.5 A4 kağıdı doldurdu. Herhalde bu işler biter ve ben dinlenemeden Ece doğar. Doğum iznime başlayacağım Eylül başında Ece’yle ilgili hazırlıklara başlasam ancak toparlarım diye düşünüyorum. Umuyorum bu arada biryerde kuzumuz bize sürpriz yapmaz. Bu arada ASKİ’yi kutluyorum. İnsanlar su saati alamasın su harcanmasın diye elinden geleni yapıyor. Yeni bir evin su saati için ne kadar ödeniyor biliyormusunuz. Siz siz olun en azından birkaç yıllık ev alın. Biz tam olarak 3 bin 300 tane türk lirasını su saati alabilmek ve suyun musluklarımızdan akabilmesi için verdik. Kardeşim harcadığımız suyun parasını veriyoruz, vergi de ödüyoruz. Siz manyak mısınız? Zaten varımızı yokumuzu verip aldığımız bir evde oturmak için bana en çok koyan masraf bu oldu. Su saatini altınla kaplı falan da vermiyorlar. Ama ben ona özel kilitli bir kutu yaptıralım diyorum. Bu evde nerdeyse LCD parası kadar olan bu saatden daha değerli çok az madeni eşya var sanırım. Herneyse çok kızgınım daha çok konuşmak istemiyorum. Yerleşiyoruz derken daha henüz sadece bizim yatak odamız ve mutfağın bir kısmı yerleşti. Dün ilk kez evimizde yattık tam anlamıyla sabah kalktıkdan akşam sırtım yer görene kadar çalışıyorum. Zaten bu tempoyla benim kilo almam çok zor umarım bu ay vermem.

Ece çok kuvvetli vuruyor. Sürekli de hareket halinde artık dışardan da çok rahat görülüyor hareketleri. Ela hareket ettiğinde babası ona dokunduğunda durur pek karşılık vermezdi. Ece acaip karşılık veriyor. Hemen itmeye başlıyor. İçerde kendi imparatorluğunu kurdu resmen dışarı doğru itiyor beni. Şu günler hamile olmak çok keyifli. Ela da pek yan gelip yatmıştım bu sefer ayakta doğurucam sanırım. İşte bizden günler böyle. Artık şehrimizdeyiz ve bir yere de gitmiyoruz. Görüşmek isteyenlerle sosyal olarak aktive olmaya açığız.

Temmuz 14, 2010 Posted by | bebek, Ev, gebelik, gebeş esra, gebeş günlükleri | 11 Yorum