Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Taşınmak Hakkında Öğrendiğim 8 Şey

1. Ne kadar iyi planlarsan planla çok yorucu oluyor. .

2. Bir Taşınma Klasörü yaptım. Çok işe yaradı. Şimdi evi yerleştirirken hayatımda ilk kez organize olmayı planlıyorum.

3. Murphy’nin Taşınma Kuralı: Eğer paketlediğin birşeyi bulamıyorsan (örn. cep telefonu şarjı veya özel aldığın bir temizlik malzemesi) gidip yerine yenisini almalısın. Garanti ediyorum, bir sonraki 24 saat içinde mutlaka eskisini bulursun.

4. Taşınma kararınızla ilgili şüphelerinizin olması doğaldır. Büyük ihtimalle 5. veya 6. gün geçecektir. (Bende öyle oldu.)

5. Çok yorucu, ne kadar iyi planlarsan planla. Oo, bunu daha önce söyledim mi? Valla bir tekrarı hakediyor.

6. Muhtemelen, çok fazla eşyanız var ve taşınma bunu çok net ortaya koyacaktır.

7. Sizin için neyin önemli olduğunu bulamadığınızda çok çabuk öğrenirsiniz. Bu eşyaları bulmakta ben çok zorluk yaşamadım ama hep çok kullandığım şeyleri kaybettim: kettle, tost makinesi, bir tava, ölçme kapları, sterilizatör, çamaşır deterjanı, nevresim, telefon şarj aleti ve hala bulamadığım bir internet bağlantısı.

8. İlk günler TV olmaması sadece optimal değil aynı zamanda harika. Daha fazla paket açtık, ve aynı zamanda birbirimizle daha çok eğlenme imkanı bulduk. Ela paketlenip yatağa gidince, coca ve ben balkonda geyik yaptık, takıldık, erken yattık. Biliyorum ki TV olsaydı daha fazla seyredicektik, bu da sorun değil aslında oldukça seviyoruz izlemeyi.

Taşınma olayı bitti. Sonunda son problemimiz doğalgazımız da bağlandı. Evde eksiklerimiz var. Ama yavaş yavaş hallediyoruz. Hamileliğin bu döneminde enerjik kalmam biraz da bu sayede oldu. Artık 8.5 aylık hamileyim. Sonunda bir bakıcı/yardımcı bulduk. Umarım istediğimiz gibi çıkar. Artık sanırım bebeğin gelmesine hazırız. Ne zaman isterse gelebilir.

Ağustos 29, 2010 Posted by | Ev, gebeş günlükleri | Yorum bırakın

Hayat Gebeş Olarak Nasıl Esra?

Sürünüyorum.

Hiç birşey arkadaşım değil.
Klimam ve büyük kanepem dışında.

Tuvalete her zamankinden çok sarılıyorum.
Sonra kafam 3.3 dakika önce naapmıştım ben diyerek bir daha sarılıyorum.

Gece Ela’yı çişe kaldırmak için, susadığımdan, çok terlediğimden, tekme yediğimden, pozisyon değiştirmek için, rüya gördüğüm için, sese uyandığım için olmak üzere ve bunları her gece en az bir kere yaşayarak defalarca uyanıyorum. Bu uyanmalardan bir kaçında uyuyamayıp biraz tv seyrediyorum.

Şu sıra sanki hamileliğimin ilk haftalarına döndüm. Tavuk, Pizza, Pasta ve kokan tüm gıdaları yiyemiyorum midem kalkıyor. Düşmanlarım gibiler. Gittikçe daha az yiyip daha çabuk şişiyorum ve rahatsız oluyorum. Bu gebelikde yemekle aram hiç yok. Bir tek taze cevizi ve karpuzu sonsuza kadar yiyebilirim.

Fiziksel bir enkazım. (Akli durumumla ilgili yorum: Tamamen darmadağınım, kendi izlediğim şeyleri bile hatırlamıyorum). Geçen gün cocayla sinemaya gittik, filmin çok büyük bir kısmında uyudum. Neden evinde uyumuyorsun ki dimi.. Gülerken göbek deliğimin yukarı aşağı oynamasına cocam çok gülüyor. Artık tamamen gülünecek haldeyim. Biraz önce yan tarafa bakarak yürürken duvara göbeğimi vurdum, bu yazdıklarımın üstüne yani.

Bir fotoğrafımı çekicektim. Ama koltukdan kalkamadım ve sizin gülmeniz top 2 listemde değil. Çok üzücü tabii çünkü resim paha biçilmez bir şantaj malzemesi niteliğinde olabilirdi.

TOP 2 LISTEM (Şu anda)

1. koltuktan kalkmak
2. yiyecek almak

Sokakda herkesten bir yorum geliyor.
“Bence doğurmak üzeresin” (Geçen sefer de öyle diyorlardı, 40 haftayı geçtik)
“Yok, yok henüz karnın tam düşmemiş”, (Ultrasonmusun ablacım, doktorunki pelvise inmiş kafa diyor).

“Erkek dimi.. Sende erkek karnı var” (Hayır iki seferdir bunu söylüyorsunuz, ey dünyanın bu işi en iyi bilen kadınları ama iki seferdir kız taşıyorum, kızzz).
“Yok, yok çok ilginç sendeki erkek karnı” (Fesupanallah).

“Aaa, kızım kaldırma çocuğu, hamilesin” (Hadi canım, gerçekten hamile miyim, biliyormusunuz 9. ayımdayım 9 aydır kaldırıyorum ben bu çocuğu)

“Çok az yiyorsun, çocuk yeterince büyümez.” (Büyüyor işte, gayet de sağlıkla büyüyor, biliyormusunuz 2 dilim peynir, 2 bardak süt (ayran) günlük kalsiyum ihtiyacını karşılıyor, hele şekere hiç ihtiyacı yok.)

“Çok hareket ediyorsun, oynuyorsun, zıplıyorsun, birey olucak” (Öncelikle sanane, sonra olmuyor işte olacağı varsa 9 ay yatan hamilelere de oluyor, bu iş ilahi kardeşim, ne olucaksa oluyor.)

“Normal doğummu yapıcaksın, çok sancılı ama ne uğraşıcaksın, hem bebek için de riskli” (Sen nasıl doğurdun o kadar çocuğu, demek ki yapılabiliyormuş, tipimden ağrı eşiğim mi belli oluyor. Risklerini nerden biliyorsun, sezeryanın riskleri ile karşılaştırdın mı, sen durup dururken ameliyat olmak ister misin.)

Gebeşlik işi baştan sona sabır işi. Sadece kendi fiziksel ve ruhsal durumunla uğraşmıyorsun. Bir de etrafdaki çok bilmişlerle uğraşıyorsun. Üstelik 2. gebeliğini geçirsen bile yurdumdaki herkes ebe kıvamında. Zaten işime karışılmasından hiç hoşlanmıyorum. Bir de bırbırbırbır laf dinliyorum. Neyse işte hayat gebeş olarak hiç kolay değil, hele de karnın arşa çıkmışken. Hele bir de evde hiperaktif bir 2 yaş bebesi varken. Neyseki hayatımı kolaylaştıran bir cocam var, en büyük destekçim o.

Ağustos 26, 2010 Posted by | gebeş esra, gebeş günlükleri | 4 Yorum

Doğa ve Sanat

Hep geyik mi yapıyoruz sanıyorsunuz. Geçtiğimiz hafta sonu çocuklarla doğa ve sanat aktivitelerine soyunduk. Açık havada parmak boyası, spor, tepeden yuvarlanma (bunu ben yapmadım tabii ki), kelebek gibi uçmaca, ağaçlarda sallanmaca vs. Çok eğlendik, en çok onlar eğlendi. Şu güzel havalar devam ederken biraz daha böyle aktivite yapmayı umuyoruz.
Yer: ODTÜ Kortlar
Tavsiye ederim, çocuklar için çok güzel bir aktivite.

Ağustos 25, 2010 Posted by | Aktivite, doğa, oyun grubu | 1 Yorum

36 Hafta

  1. 33. haftada kaburgalarıma ilk tekmeyi yemiştim.
  2. Hamileyken en ufak şeylerle bile ilgili suçlu hissetmek çok komik. Çok kötü bir sırt ağrısı ve karnımda bir sinir ağrısı yaşadım. Bazen çığlık atmak istedim, o kadar acıttı ki bir iki kere attım da. Fakat sağlıklı bir bebeğim oluyor ve bu onun suçu değil ne büyük bir salağım ki şikayet ediyorum. Eminim kafa üstü vücudunun ortasından sallanan bir kabloyla olmayı o da çok sevmiyordur.
  3. Tüm aksi çabama rağmen, duşdan sonraki görüntüme tanık oldum. Aman Allahım.
  4. 8 aylık hamile kadınlara bakıyor muyum? Şu günlerde yabancı insanlardan acınası bakışların yanında hertürlü bakışa maruz kalıyorum.
  5. Bir iki pantolonum bir gecede küçüldü. Gerçek anlamıyla.
  6. 4 hafta kaldı ve bebek 2750 gr. Bir arkadaşım bir trambolin almamı ve işleri hızlandırmmı önerdi.
  7. Ayak bileklerim hala var ama parmaklarım dolma gibi oldu. Burnum da 2 katına çıktı yine.
  8. Bundan sonra bir daha gece kesintisiz uyuyabileceğim zaman kaç ay sonra merak ediyorum. Şu an bebeğe alıştırma gibi her gece Ela’yı çişe kaldırma, terleme, tuvalete kalkma, rüya yüzünden uyanma gibi nedenlerle defalarca ayaktayım ve bunların bazılarında uyuyamayıp tv seyrediyorum.
  9. 40 haftayı yine geçirecek miyim acaba?
  10. 6.5 kg aldım. Ve artık gittikçe daha az yiyerek daha çabuk şişiyorum ve rahatsız oluyorum. Bu hamileliği de sağsalim bitirebilirsem çok mutlu olacağım.

Ağustos 24, 2010 Posted by | gebeş esra, gebeş günlükleri | 8 Yorum

Abla Olmaya Tahmini 30 Gün


Ela son günlerde en neşeli, en heyecanlı günlerini yaşıyor. Tabii ki bunun yaklaşan doğumla bir alakası yok. Şu sıra çok eğlendiği aktiviteler yapıyoruz, 9. ayımda olmama rağmen onu serinleyen havadan da yararlansın diye her gün akşama kadar gezdiriyoruz. Parklar, arkadaşlar, eğlenceler. Tabii ki doğumla birlikte bir süre geri adım atmak zorunda kalacağız. Ama umarım içerdeki bebek erken gelmez de ben de kızımla serinleyen havaların tadını dışarda gezerek çıkarırım.. Nitekim havalar cuma itibariyle biraz serinler serinlemez kendimizi klimalı salon hapsinden de kurtararak ayağı yanıklar gibi dışarı attık.

Ela’ya elimizden geldiğince kardeşi olacağını anlatıyoruz. Hatta “annenin karnında Ece var” bile diyor. Ama Ece’nin gelip eve yerleşeceğinden, annesini, babasını paylaşacağından haberi olmadığına eminim. Yani bu durum bizim için olmadan anlayamayacağımız bir denklem. Umuyoruz mümkün olduğunca hasarsız atlatırız.

Ece’ye gelince, şu an 36. haftamızın içindeyiz. Cuma günü kontrolüm vardı. Ece çok güzel büyüyor, çok şükür. 3 hafta içinde 700 gram alarak 2760 gr olmuş. Boyu da, kilosu ortalamanın biraz üstünde. Ben de 3 haftada 1.5 kg almışım ki yine alt sınırdayım çok şükür. Böylece şu an itibariyle 6.5 kg almış durumdayım, 8 kilo ile bitirmeyi umuyorum. Geçtiğimiz bir hafta içinde artık vücudumda ödemler de başladı. Ellerim ve yüzüm biraz şişmiş durumda, hareketlerim biraz daha kısıtlandı ve bugün çok hafif kasılmalarım oldu. Umudum 40 haftayı doldurmak ama 2 hafta daha geçirelim de sonra istediği zaman gelsin Ece bebek. Sağlıkla inşallah. Tekrar bir doğum daha yapacağıma inanmakda şu an zorlanıyorum. Bakıcı aramalarımız sürüyor. Umarım önümüzdeki 10 gün içinde birini buluruz, bu konu bizim için hem olmak zorunda olan hem de beni endişelendiren bir konu. Her neyse bebekler aleminden haberler böyle. Ben gebeşliğin doruğunda kalan günleri eğlenerek geçirmek umudunda ve niyetindeyim.

Ağustos 22, 2010 Posted by | gebelik, gebeş esra, gebeş günlükleri | 3 Yorum

Arkabahçe Beach

İkoncan Ela Hanım uzun zaman aradan sonra arkadaşları ile Arkabahçe Beach’de buluştu, hasret giderdi. Sık sık havuzda serinleyen 4’lü çeşitli oyuncaklarla eğlencelerine eğlence kattılar. Gruptaki kızların çoğunun şehir dışında olmasını fırsat bilen Ela hanım 3 erkekle keyif çattı.

Zaman zaman tekerlekli oyuncakları paylaşmakta zorluk yaşayan 2-2.5 yaş arası bu grup yine de sevimlilikleri ile objektiflere güzel pozlar verdiler. Onlar aksiyonun dozunu artırırken hominigırtlak anaları arkabahçeye yayılıp Güliz’in mantısı ve Sibel’in güllaçıyla kalori yüklemesinde bulunmaktan kaçınmadılar. Günün sonunda İkoncan Ela çok eğlendiğini çok yakın zamanda tekrarlayacaklarını ve ağkadaşlarını çok sevdiğini dile getirdi.
Fotoğraflar : Ela, Doruk, Can ve Eren felekten bir gün çalarkene.

Ağustos 19, 2010 Posted by | Aktivite, Ela, Ela'nın arkadaşları, ikoncan, oyun grubu | 3 Yorum

Ağustos

Şu 12 ay içinde en nefret ettiğim aydır Ağustos. Sıcakdan ve nemden aklım çalışmaz olur. Sıcak benim üretkenliğimi azaltır, beynim bile çalışmaz olur, canım hiçbirşey yapmak istemez. Bu sene sıcaklar uzun zamandır devam ediyor bir de üstüne hamileyim. Gece defalarca kalkıyorum, su gibi terliyorum gittikçe daha kalitesiz bir uyku uyuyorum bu yüzden de dayak yemiş gibi heryerim ağrıyor. Yaptığım hiçbirşeyden zevk almıyorum, terleyerek yemek de yemek istemiyorum evde herhangi birşeyi toplamak da, dışarı çıkmak da istemiyorum evde olmak da. Uzatmayım en sevdiğim mevsim sonbahar gelmeden önce her sene yaz mevsiminden de sıcakdan da ne kadar nefret ettiğimi bir kere daha anlıyorum. Ve bu ısınmalar devam ettikçe ne olacak bilemiyorum.

Ağustos ayının aksine Ağustos ayında doğan insanları çok severim. Sıcaklıkları, cömertlikleri ile parlarlar. İşte bugün 34. yaşına giren bir tanesiyle aynı evi, aynı hayatı paylaşıyorum ben. 10 senelik ilişkimiz, 6 senelik evliliğimiz boyunca beni hep özel hissettirdi, her zaman özenle davrandı. Bu 10 seneye çok sıkıntı ve mutluluk sığdırdık ama hep birbirimize dayandık. Şimdi 2 çocuklu bir hayatın başında yanımda olduğunu hissetmek bile bana kuvvet veriyor. Mutlulukla söyleyebilirim ki ilişkimiz 20’li yaşlarımızın heyecanını, 30’lu yaşların hayat paylaşımına, sıcaklığına, derin sevgisine dönüştürdü ama bizi hiç yıpratmadı. Bunda bu yüce gönüllü, çocuk ruhlu Ağustos insanının payı büyüktür. Ha ben de melek gibi bir insanım o ayrı ama gün onun günü. Sakin yapısına baba olmak biraz da olgunluk katsa da hala kızlarla hangi oyunları oynayacağını düşünüyor. Hayatımı güzel kılan sevgili cocam nice mutlu yıllara, nice mutlu yaşlara.

Ağustos 17, 2010 Posted by | coca | 6 Yorum

Doğmamış Kızıma Mektup

Sevgili Kızım;

Plasentanın nazikçe yerleşmesinden 9 uzun ay sonra, dışarı çıkıp dünyanın geri kalanı ile tanışacaksın. Rahmimin dışındaki hayat tamamen farklı tatlım. Dışarısı sert ve çılgın ve ben; annen olarak, seni korumakla, doğru patikadan ayrılmaman için seni yönlendirmekle, büyük anne ve babanın bana yaptığı gibi sana bir ışık ve rehber olmakla görevliyim.

Buralarda dönen çok şey var kızım. Kötü şeyler. Çok karışık işler. Ve bunun için senin güçlü ve dürüst olmanı istiyorum. Başkaları seni doğru yoldan itip çekicekler, fakat ben senin açık kafayla düşünmeni istiyorum. Onlara baş eğme ve herşeyi tart. Sana iyi olacak mı olmayacak mı düşün. Ama yine de herşeyi planlamanı istemiyorum. Spontane ol. Hazırlıksız davranmak güzeldir – başkalarının senin sıkıcı olduğunu düşünmesinden de alıkoyar:P

Eski yıllarda, başımı belaya sokmuşluğum vardır. Bazıları başka insanlar yüzünden, bazıları doğamdan, bazıları da salaklığımdan kaynaklanmıştır. Ama önemli değil. Bazen tökezlemek çok doğal. Yanlışlarından öğrenmen gerek. İnan bana hataların en büyük öğretmendir.

Bebeğim, bir gün aynen baban ve benim gibi sen de aşık olacaksın. Ve seni uyarmalıyım ki, müthiş bir yolculuk olduğu kadar önünde çukur ve tümsekler de olacak. Kalbin bir şekilde mutlaka kırılacak. Sarsılmaz olmanı istiyorum. Acının üstünde yaşamamalısın. Kalbini biri parçalara ayırdığında onarmalısın. Ancak onu onarıp aşık olduğunda müthiş bir yolculuk olacak – çünkü ancak o zaman daha kuvvetli olacaksın.

Annen olmama rağmen, düşüncelerimi sana empoze etmeyeceğim, kendininkilerin oluşmasını isteyeceğim. Sana her zaman ne yapman gerektiğini de söylemeyeceğim. Fakat birinin tavsiyesini istersen, alman gereken tavsiye benimki olmalıdır. Cool bir anne olacağıma söz veriyorum. Birlikte partilere gidebileceğin, gerçekten herhangi bir konuda konuşabileceğin; güçlü ve zayıf taraflarını tamamen kabul eden biri olacağım. Fakat söylemeliyim, adil bir anne olacağım – ben seni dinleyeceğim, sen de beni dinle. Sana küçük cezalar vermeyeceğime söz veremem çünkü kötü şeyler cezasız kalmıyor:)

Her zaman seninle olmayacağım kızım. Bu büyük küreden bir zaman, bir çıkışım olacak elbette. Ve sana öğrettiğim herşeyden, en ufak şeyden bile birşeyler çekmeni istiyorum ki bunların içinden sana geçerek hep yaşamaya devam edeyim.

Benim geçmişimde, senin geleceğinde bir zaman, bunu okuyacaksın. Fakat benim bugünümde sen fikirdin, plan oldun sonra aklımın kavrayışı oldun. Ve daha doğmamış olsan bile, o kıvılcım yüreğimde artık, şu anda seni seviyorum; ve seni hep seveceğim.

Ağustos 14, 2010 Posted by | gebeş esra, gebeş günlükleri | 4 Yorum

Kontrol Var mı?


Hamilelik, kontrol üstüne büyük bir ders.

Yani hiç olmadığını öğrenmek için. Bedenimin her geçen gün büyümesini durduramıyorum. Bu büyük bebeğin kaçınılmaz doğumunu durduramam. Sancılar ve doğum nasıl gidicek, kontrol edemem. Acıdan kaçamam, ne olacaksa ondan kaçamam.
Yapabileceğim hiçbirşey yok.
Bunun için hazırlık da yapamam. Kendimi bunda “daha iyi” yapacak bir kitap da yok. Hafıza kartları hazırlayıp, ezberleyip sonra da “A” alabileceğim bir durum değil. Geçen seferki gibi mi olacak merak ediyorum. Gerçi şimdiye kadar hiçbirşey geçen seferki gibi olmadı. Bir sezaryenlemi bitirmek zorunda kalıcam, daha kolay olucak mı herşey, normal doğurabilicek miyim, epizyotomi gerekecek mi? Ya bana ya da bebeğe birşey olursa.

Tüm bunları merak ediyorum.

Fakat tüm bu meraklar stres dolu değil. Obsesif değilim. Sadece beynimde uçuşan düşünceleri izliyorum. Onlara bir bağlılığım yok. Sadece bir anlığına aklımın bunları merak etmesine izin veriyorum, düşünceyi tanıyorum sonra bir sonrakine geçiyorum.
Yeni düşünce şeklime göre kötü düşünce yok – sadece düşünce var. Düşünceler kendi içinde ve dışında güçlü değiller. Hedef düşünceleri görmezden gelmemek. Hedef onları net olarak tanıyıp, yoluna devam edebilmek. Bu düşüncelere bir bağımlılık oluşturmuyorum.

Bir durum üstünde hiç kontrolünüz olmadığında (ve kaç tane durumu gerçekten kontrol ediyoruz?), herhangi bir sonuç hakkında galeyana gelmek biraz faydasız. Yaşa. Yapabileceğinin en iyisini yap. Anda kal. Geleceği kontrol edemiyorsun. Veya geçmişi değiştiremiyorsun.
Hamilelik bunun en net örneğidir. Hayatın diğer olayları ve stresleri üzerinde bocalayıp savaşabilirsin. Hayattaki bir çok şeyin kontrolünün sende olmadığına inanmayı reddedebilirsin – Olabilecek veya olmayabilecek bazı hayali sonuçlar için kendine savaşmak ve bocalamak için izin verebilirsin. Fakat hamilelikte bu bir paket anlaşmadır. Hiç birşey kontrolünde değildir. Vücudun kendi yolundadır. Gebelik süreci kendi zamanında olur, kendi şeklinde olur ve söyleyip yapabileceğiniz hiç birşey yoktur.

Olmasını engelleyemezsiniz.

Gerçekliktir.
Bugün araba kullanırken – Dans edilebilecek bir şarkı çalıyordu – Birden düşündüm ki : “Aman allahım, bir kızım daha olacak. 2 tane çocuğum olacak. İki çocuğu hayal edemiyorum. Bir kızı daha hayal edemiyorum. O insanı hayal edemiyorum. Kim o kız? Ben kim olacağım? 2 çocuk annesi mi?
2 taneye nasıl annelik yaparsınız?
2 taneyi nasıl yönetiyorsunuz?
Sevginizi 2’ye nasıl bölersiniz? Veya 2 ile mi çarpılıyor? İkinci düşünceden şüpheleniyorum. Fakat tüm hepsi, tüm bu annelik, birden çok çocukluluk, bu hayat, bu doğum hepsi uzak ve anlaması zor görünüyor.
Fakat aklımın merak etmesine izin veriyorum. Buna takmıyorum. Heyecanlanmıyorum ve stres olmuyorum. İnsanlar çoğunlukla bana soruyor, “Heyecanlanıyormusun?” ve sanırım çoğunlukla “evet” diye cevap veriyorum veya bu bebeğin içimden çıkması için hazırım gibi birşeyler mırıldanıyorum… ama “heyecan” hissi gerçekte yok. Heyecanlı veya korkuyor değilim.
Sadece burdayım.
Şu anda:
Kemiklerimin ayrıldığını hissediyorum. Bedenimin yavaş yavaş açıldığını hissediyorum. Hazırlandığımı hissediyorum.. ama hazır değilim. Bu belki de kontroldür işte. Hepimizin hazırlandığının farkına varmak, ama asla hazır olmadığımızın. Bu bir varış noktası değil, bir yolculuk.

Varış noktası olmayan bir yolculuk mu?

İşte doğum ve ölüm orada. İkisini de kontrol edemezsiniz, ve eğer yeterince uzun yaşarsanız aralığını da kontrol edemediğinizi anlarsınız.

Ve bunu yazarken tüm bunlar beni güldürüyor.

Bu yabancı içerden beni iteklerken gülüyorum. Tüm merak ve gizemine gülüyorum. Akışa kendimi bıraktım, kendi yaşamıma gülüyorum.

Ağustos 12, 2010 Posted by | gebelik, gebeş esra | 2 Yorum

Şeker Saçmalığı

Kızgınım ve bu konuda ağzımı açmak üzereyim..
Dün kızımı birşeyler almak için bir avm’ye götürdüm, kızım boyca %65’de, kiloda %25’te. Her sezon ona birşeyler almak için çıkarım ve dün bunu yapmak için alışverişe çıktım. Kızımın yaşı için denediğimiz hemen herşey ona büyük geliyor. Kızımın normal bir kilosu var. Gerçekten fazla kilosu olmayan sağlıklı bir çocuk. Peki neden herşey ona büyük geliyor. Analizim şu ki çocuklar gittikçe daha kilolu ve büyük oluyorlar ama kimse buna dikkat etmek istemiyor ve “bu çocuklar büyük yeme alışkanlıklarına bir bakmamız lazım, neden acaba çocukluk obezitesi bir problem olmaya başladı” diyeceklerine, problemi görmezden gelip kıyafetlerin numaralarını büyütüyorlar. Kuzenim 12 yaşındaki kızına biraz iri deyip 16 yaş çocuğu kıyafeti almaktan çekinmiyor da bu çocuğun geleceği ne olacak diye düşünmüyor. EkoAnne’de yazdığım şu yazıya bir göz gezdirin lütfen. İnsanlar çocuk neslinin gittikçe şişmanladığının farkına varmıyor. “Hayır, benim çocuğum şişman değil, bak ona göre kıyafet var. Al tatlım birşey yemedin bir big mac daha ye”. Kör müsünüz? Sadece ben mi görüyorum. 18 aylık için satılan bir pantolonun belini ölçtüm ve 4 1/2 yaş çocuğunun bel ölçülerinde çıktı. Normal bel ölçülerine de doktorun verdiği internet üzerinden rehberden baktım. Ne çılgınca değil mi!!! Anne babaların çocuklarının ne kadar büyüdüğünü ve mesela 18 aylık çocuklarının 4 yaş kıyafeti giydiklerini farketmelerini ve bunun sonucunda onları o kadar büyüten onca o gıda benzeri işlenmiş gıdalarla beslemeyi bırakmalarını umuyorum. İnsanların bu salgının üstünü kapatmaktan mutlu olması ve hiç yokmuş gibi davranması çok çıldırtıcı. Dünya, çocuklarımızı yavaş yavaş şişmanlatıyoruz! Uyanın ve birşeyler yapın. Kamuflaj ve yara bantlarının arkasına saklanmayı bırakın!!!

Ben kendi adıma genişleyen çocuk için bedenleri değiştirmek yerine, bedenler ve ölçümler üzerine düşünüp çocuğumuz için hangi gıdayı alacağımızı düşünmeliyiz diyorum. Yani şimdi ben hala 18 aylık kıyafetleri giyen kızım için hiç endişelenmiyorum ve ona zamanı gelinceye kadar etiketinde daha küçük ayların yazıları olan kıyafetleri almaya devam edeceğim.

Annem dahil etrafımda Ela’nın şeker yemesi ile ilgili hassasiyetimi duyanlar hep bana çok saçma birşey yaptığımı söylüyor. Beni katı anne olmakla suçluyor. Aynı zamanda kızıma yemek konusunda zorlamıyorum diye de çok ilgili olmadığımı düşündüklerine eminim. Oysa (şekerle ilgili) bir milyon kişinin söylüyor olması onun doğru olduğunu göstermez. Ben yaptığımın doğru ve kızım için iyi birşey olduğunu biliyorum. Rafineri şeker vücudun ihtiyacı olmayan birşey. Üstelik bağışıklık sistemini ciddi derecede çökertiyor. Zaten yeni karşılaştıkları hastalıklarla boğuşmakta zorlanan küçük bedenler bir de sözde enerji versin diye şekerli gıdalarla beslenerek daha da zorlanıyor. Üstelik çocukluk obezitesi ne kadar artmış durumda. Ben 2 yaşına gelen kızımı dondurma ile daha yeni tanıştırdım. Diğer şekerli gıdaları da (doğal şeker dışında, bel ve pekmez gibi) vermiyorum hele de market raflarındaki çikolataların yanına bile yaklaştırmıyorum. Tadını bilmez. Bugün marketlerdeki şekerli gıdaların hemen hepsinde GDO’lu olduğunu gösteren soy lesitini var. Siz de çocuğunuzun eline birşey verirken arkasını okusanız belki benim kadar tüyleriniz diken diken olur. “Nasılsa tanışacak” diyenleri hiç anlamıyorum. Nasılsa tanışacaksa şimdi mi tanışması lazım. Tüm ağız tadının yeme alışkanığının oturduğu ilk 3 sene bu bedeni ne kadar koruyabilsek kardır. Bir çikolatadan enerjisini alan çocuk sebzesiniz düzgün yer mi.. İşte beni eleştirenleri de şimdi ben eleştiriyorum. Bana karışmayın, bence siz de çocuğunuzun ne kadar yediği ile değil ne yediği ile ilgilenin..

Ağustos 11, 2010 Posted by | Ela, sağlık | 14 Yorum