Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Ela 17 aylık

Ela, Anneannesinin gözlüğü ile


Ela 17 aylık oldu. Ne zamandır gelişimi ile ilgili hiçbir şey yazmadığımı farkettim.. Son günlerde çok gelişim katetti, bunları yazmazsam unutucam elimizde bir veri olsun istedim. Kendisi de büyüyünce okur bunları.

Öncelikle bu hafta Ela’yı doktor kontrolüne götürdük.. Önce fiziksel muayenesini yaptı ve çok sağlıklı olduğunu söyledi. Sonra bize gelişimi ile ilgili sorular sordu.

Fiziksel Gelişim: Bu aydaki bir bebek için şu soruları sordu. Koşuyor mu?, Zıplıyor mu?, Tırmanıyor mu? Oturduğu yerden hafif atlayarak iniyor mu? Geri geri yürüyor mu? Bunların hepsini Ela çok uzun zamandır yaptığı için hiçbir problem yok. Hele tırmanmak ah o tırmanması yok mu.. Acaba benim yapay kaya tırmanışına olan ilgimi mi aldı bu çocuk. Kendinden yüksek heryere tırmanma güdüsü var. Büfeye tırmanıp ordan masanın üstüne atlamaya çalıştığı için salondan büfeyi kaldırdık. Zaten bu konuda da bir yazı yazmayı düşünüyorum.

Kilosu : 10.700
Boyu : 81.5 cm (2.5 ayda 4.5 cm uzamış ve % 75 persentile girmiş. Çok mutluyum belki de benim gibi kısa boylu olmaz.)

Her neyse fiziksel gelişiminde zaten her zaman beklentilerimizin üstünde olan Ela için aslında biz konuşma becerisinde mi geri diye düşünüyorduk. Öyle değilmiş.

Konuşma Becerisi: Kaç kelime söylüyor diye sordu.. Biz de anne, baba, anane, dede, gel, git, kalk, ver, kelimelerini çok güzel söylediğini bunun dışında da düzgün söyleyemediği ama söylediği çok kelime olduğunu söyledik. Doktor bu ayda 3 kelime söylemesinin bile normal olduğunu bu kadar kelimenin çok güzel olduğunu söyledi. Hatta “anne gel, baba kalk” gibi iki kelimeli cümleler kurduğunu söylediğimizde bunun 18 aylık bir bebekte beklenen gelişim olduğunu söyledi. Biz de yakın çevremizdeki çok yakın arkadaşlarımızın 2 yaşındaki kızlarının konuşma becerilerini çok yakından takip edebildiğimiz için Ela’nın bu konuda ilerlemesi gerektiğini düşünüyorduk ama Ela zaten çok iyi konuşuyormuş. Ultra güzel konuşan, konuşma becerisi çok çok iyi olan arkadaşımızın kızıymış:) Ben her bebeğin kendi gelişiminin normal olduğunu bildiğim için bu konuda bir takıntım yoktu ama güzel konuşması da hoşuma gidiyor..

Son bir iki günde bir aşama daha kaydettiğini düşünüyorum çünkü artık manalı cevaplar vermeye başladı. Örnek diyaloglar :
Ben: Kızım napıyorsun ?
Ela: Kaka
Ben : Noldu şimdi kalktın?
Ela : Bittiii

Ben: Kızım neren ağrıyor?
Ela: (Gösteriyor)
vs.

Gelişiminin de iyi olduğunu söyleyen doktor daha ne desin bizi postaladı. Aşı da yaptırtmadığı için hastalanırsa hemen gitmemizi söyledi ve 2 yaşına kadar lütfen anne sütüne devam edin dedi.
———————
Ela şu sıra bizi kandırmaya bile başladı. Sürekli kaka olayını kullanıyor. Kaka diyor götürüyoruz oturuyor, gülüyor sonra kalkıyor ve bunu yemek yememek ve yatmamak için kullanıyor. Gerçekten kakası geliyormu numara mı yapıyor zor anlıyoruz. Gerçekten kakası geldiyse ve tuvalete yaparsa diye bu fırsatı kaçırmak istemediğimden şu sıra zorlanıyorum. Ama sanırım bir süre takmıycam tuvalet alışkanlığını erteliycez.

“Baba, kalk” diyor. Bir yere götürücek diye kalkıyor babası. Geçip kendi oturuyor.

Öksürük konusunda çok hassas olduğumu bildiği için öksürüyor taklidi yapıyor. Beni sinir ediyor.
“Anne Meme” sözünü de hoşlanmadığı durumlardan kaçmak için kullanıyor.
Birşey elinde diyelim, aldık elinden ve başka biryere koyduk. Bize onu istediğini unutturmaya çalışıyor ve başka yere bakarken birşeyle uğraşırken gidip tırmanıp onu almaya çalışıyor. Asla unutmuyor ama plan yapıyor ağlamak sızlanmak yok. Bu özelliğini seviyorum aslında kendi işini kendi yapıyor.

Başka çocuklarla oynarken de sesi çıkmaz. Sessiz yaramazdır o. Birisi elinden birşey aldı mı asla ağlamaz veya bana gelmez. Gidip o da onu almaya çalışır. Düşerse kalkar, biryeri acımadıysa asla ağlamaz. Ama bunda benim Ela düştüğünde yerimden bile kalkmamamın ve bunu özellikle yapmamın çok payı var. Geçen gün yere düştü ve ağzı kanadı. Ne kadar az ağladığına arkadaşlarım inanamadı.

Çok sıcak kanlı. Girdiği ortamlarda insanlar ona bakmıyorsa nerdeyse kendine baktırıp güldürene kadar insanların yüzüne bakıp gülüyor. Bu nasıl bir özellik bilmiyorum, genleriylemi gelmiş. Ben insanların yüzüne hiç bakmam. Hatta soğuk görünüşlüyümdür. Arkadaşlarının elini tutmayı, onlara sarılmayı çok seviyor.

Sürekli elinde dergi ile geliyor. Deygi deygi diye hergün sayfaları anlattırıyor bana..
Hayvanları taklit ediyor ve çok güzel yapıyor. Sanırım beraber belgesel seyretmemizin faydasını görüyoruz. Penguen gibi yürü diyoruz. Ayaklarını kırmadan yanlara eğilerek yürüyor.
Kurbağa napıyor diyoruz. Yukarı doğru zıplıyor..
Köpek diyoruz, parmak uçlarına kalkıp pati pati yürüyor.
Tavşan diyoruz, öne doğru zıplıyor.
Köpek ve kedilere özel ilgisi var. Sürekli miyav ve haf diye geziyor. Evdeki hayvanlarını öpüyor.

Temizlik imandan gelir.

Eline aldığı her bezle biryerleri siliyor. Yerleri, gökleri, kendini, beni. Çamaşır sepetini beraber taşıyoruz. İçinden çamaşırları alıp bir de silkip bana veriyor asmam için. Bulaşık makinesini birlikte boşaltmaya, çamaşır makinasını birlikte doldurmaya çalışıyoruz. Ücretsiz işçim biraz daha büyüse daha rahat edicem sanırım.

İlk kez bir lego yaptı. Lego, puzzle türü oyuncaklarla pek ilgilenmiyordu. Yeni yeni ilgilenmeye başladı. Oyuncağın üstünde kaç yaş için yazarsa yazsın, çocuk hazır olduğu zamanı kendi belirliyor. Henüz bir puzzle’ı kendi yapabildiği olmadı bu arada. İlgisini çabuk kaybediyor. Ela’nın oynamayı sevdiği şeyler aksiyon üzerine. Hoplasın, tırmansın, karıştırsın, koşsun, una bulansın, dansetsin.. Sanırım bu yönde ilerlemememiz daha doğru olacak. Biz de bu yüzden ona sportif faaliyetleri daha çok sunuyoruz ama yine de zaman zaman bu tip aktivite de sunup deniyoruz.

1.5 yaşına bir ay kaldı ve geçtiğimiz ay içinde çok değişim oldu Ela’da. Hergün bana öğrenme ve bir insanın keşfetmesi ile ilgili yeni şeyler düşündürüp, öğretiyor. Bu maceraya tanık olmak çok zevkli gerçekten.

Aralık 13, 2009 Posted by | 17.ay, Ela, gelişim, sağlık | 3 Yorum

Aborjinler Ev Bastı….

Valla o gün sabah herşey normal başlamış gibiydi. Ela Hanımla şıkşıkıdım eşofman giyindik ve MyGym’e gittik. Hafta içi sakin oluyor diye gittik bi baktık herkesler orda. Melisa orda, Selin orda, hatta Amerikanya’da uçarken görülen Mira bile ordaydı. Neysem efendim bizim hiç yerinde durmayan Ela ve Melisa zıpçıktıları dün MyGym boyunca yine ordan oraya savurdular bizi. Mygym sona erince dedikki bugünkü aktivite bunlara yetmez. Meral ve Melisa ile birlikte bize geldik.

Sözde önce onları uyutup biraz sohbet edicektik. Onlar bizi uyuttu. Öğleden sonra yine iplerini kopardılar. Sandalye kapmaca, kutu içinde devrilmece derken baya oynadılar.


Melisa Ela’ya harika bir ayranlı nar hazırladı. Ela da afiyetle yedi. Artık sakinleşip aktivitemizi sonlandırmak üzereydik kii..

Evimizi Aborjinler bastı. Bu aborjin ırkı çok tatlıymış kardeşim. Boyları 1 metrenin altında, haliyle dilimizi bilmiyorlar. Yüksek enerji sahibi bir yapıları var. Bir anda 5 m2’ye dağılma kağasiteleri de çok yüksek.
Bazen çok tehlikeli olabilen bu ırk kendi içlerinde çok şakacı ve neşeli yaratıklar. Şarkılar yoluyla ağızdan ağıza birçok bilgi aktarıyorlar. Ellerinin ayaklarının hiç kontrolü yok, çok da gamsızlar.
Bizim eve de bir süre neşe saçan bu yaratıklar. Birbirilerinden ayrıldıktan sonra pıt diye bayılıp gittiler.. Demek ki neymiş. Aborjinleri zayıflatmak istiyorsan birbirinden ayıracaksın. Çünkü gücü birbirlerinden alıyorlarmış.

Aralık 10, 2009 Posted by | 17.ay, Aktivite, Ela'nın arkadaşları | 5 Yorum

Patronuma Mektup


Kime: İşverenim
Heryerden düşme hükümdarı ve yüksek oranda istemenin başkanı Ela Naz Hanım.

Kimden: Kendini adamış, çalışkan çalışan (aka-Anne)

================================================

Öncelikle mektubuma sizin için çalışmanın ne kadar harika olduğunu söyleyerek başlamak istiyorum. “Anne” pozisyonunda işe alındığımda, ne kadar doyurucu ve tatmin edici olduğunu çok hafife almışım. Her gün başka şeylerin yanında yeni maceralarla dolu.

Sizinle konuşmak istediğim bazı şeyler vardı ve şu anın iyi bir zaman olduğunu hissediyorum. Yani, beni kovamazsınız değil mi?

1) İş Saatlerim: İlk işe alındığımda, 24- saatlik vardiyalar halinde çalışacağımı anlamıştım. Bir problemim yoktu. Benim için yeni bir işti… daha önce yapmadığım ve iş saatlerini açık yüreklilikle kabul ettim. Fakat, zaman geçtikçe, benden yararlanıyormuşsunuz gibi bir hisse kapıldım. Bu 24 saat vardiyaların hiç bitmeyeceğini hiç belirtmemiştiniz. Hemen her gece en garip zamanlarda göreve çağrılıyorum (mesela sabah 4:15) ve çok sık fazla mesai yapmam bekleniyor (tabii hiç bitmeyen 24-saatlik vardiya ile çalışırken fazla mesai oluyormu bilemiyorum tabii.)

Saatlerimde değişiklik istiyorum (senin kararınmış gibi gösterip aslında olmadığı zamanları sevmiyor musun?). Sabah 7’den önce çağrıılmazsam ve akşam saat 8.00’de daha önce olsa da olur işe paydos verebilirsem çok sevinicem. 5 aydır kuaföre gidicem gidemedim. Geceleri sadece acil durumlarda çağrılmak istiyorum mesela burnunda sümük var da çıkaramıyorsan veya gözlerin çok kapalı kaldığında kirpiklerinin yokolacağından korkuyorsan veya kabus gördüysen ya da biryerin ağrıyosa gibi. “Popom kaşınıyor” un acil durum olup olmadığına henüz karar veremedim. Sanırım neden poponun kaşındığına bağlı, fakat büyük ihtimalle sabaha kadar bekleyebilecek birşeydir.

2) Benim Çıkarlarım: Bu yukardaki saatlerimle çok bağlantılı. Zaman zaman ihtiyacım olduğunda kişisel günlerim olsun istiyorum. Tabii ki, önceden kendine geçici güvenli bir yer bulman (babanı tavsiye ederim, süper bir şekilde yerime bakabilir) için sana haber vermek kaydıyla. Bu arada tam kapıdan çıkarken “Anneee, anneee” diye bağırman, sızlanman ve ağlamana izin yok. Suçlu hissettirme politikası artık yemezler. Aynı zamanda çalıştığım her 2 saat için 15 dk- yemek ve 5 dk tuvalet molası alırsam çok mutlu olurum. Oldukça makul bence. Bunun dışında ihtiyaç olduğunda hastalık izni kullanmak istiyorum. Fazla değil ama kör edici bir başağrısı tutarsa (alınmayın ama büyük ihtimalle sizin sebep olduğunuz) bütün gün çalışmam gerektiğinin baskısını da taşımak istemiyorum. Yine tekrarlıyorum babanız benim yokluğumda yerimi seve seve alır ve alabilir (kendisi istediğinden ve yapabileceğinden haberdar olmayabilir, ama bana güvenin öyle). Ücretli bir pozisyon olmadığını biliyorum ama zaman zaman sizden bir manikür zamanı gibi hoş bir zaman için bir hediye sertifikası alsam çok hoş olur (tüm çok çalışmamın karşılığındaki memnunluğunuzu göstermek için).

3) İş Sorumluluklarım : İş sorumluluklarımı kabul ediyorum ve elimden geleni yapıyorum. Zaman zaman bana çok yüklenmezseniz sevinirim sadece.

4) Mahremiyet Hakkım: Şimdi sayın patronum bu çok güçlü hissetiğim ve uzun zaman önce elimden gitmiş olduğunu düşündüğüm bir hak. Şimdi özellikle banyodayken, tuvalleteyken, giyinirken tam mahremiyet rica ediyorum. Ayaklarımdan çekiştirmek, efendime söyleyim kapı kapalıyken arkasından “”anneeeee anne” diye bağırmak yok. Herşeyimi aceleyle yapıyorum. Uğradığım günlük taciz çok uygunsuz ve kaba oluyor. Artık meme istemenin de bir zamanı olmalı dimi ama.

Şu dakikadan sonra ben banyodayken içeri girmenize izin yok ki buna kapının altından parmaklarınızı sokup, “annee, anne” demeniz de dahil. Konsantre olup işimi bitirmekde zorlanıyorum.
Son olarak beni içine soktuğunuz muhteşem öğrenme imkanları için size çok teşekkür ederim. Bazen ben işimin sorumluluklarını yapamazken bile beni hiç bitmeyen gülümsemeniz, sarılmanız ve öpücüklerinizle cesaretlendirmeniz için de müteşşekirim Ela Naz Hanım.

Bu pozisyonumun bitmeyeceğini biliyorum ama birgün oturduğum yerden de emeklerimin karşılığını alacağım zamanların geleceğini umuyorum.

Aralık 8, 2009 Posted by | 17.ay, Ben | 5 Yorum

2018’den Diyaloglar

Bayramda Ela, 82 yaşındaki dedemle

2018’de
Ela
: Babam yerine bugün beni okula sen bırakabilirmisin anne?
Ben: Bugün bırakamam fakat yarın bırakacağım.
Ela: Bugün yarın mı?
Ben: Hayır, bugün bugün ve yarın da yarın. Bugün Pazar, yarın Pazartesi.
Ela: Yani dün ne zamandı?
Ben: Dün Cumartesiydi. Dün bir önceki gündü, bugün içinde olduğumuz gün, yarın da ertesi gün canım.
Ela: Yani… eğer bugün yarın değilse yılbaşının ne zaman olduğunu nasıl bilicem?
Ben: NE? Yılbaşı mı? Ne zaman yılbaşı olayına geldik?
Ela: Hayır, Olaydan bahsetmiyorum. Yılbaşından bahsediyorum.. ki yarın veya sonraki gün mü, ki o da dündü, değil mi? Tamam o zaman ne zaman tek boynuzlu atlar burda olucak onu söyle.
Ben: BU GEZEGENDEN MİSİN ACABA?!! NEDEN BAHSEDİYORSUN?

Hikayeden çıkarılan ders:
Bunun gibi dialoglar sadece kafanızı şiddetlice duvara vurmanızı sağlar. Hiç iyi bir tarafı yoktur ve çocuğunuz ilk soruyu sorduğunda olduğundan daha çok kafanız karışmış olarak sona erer.
====================
Ela: Anne, yazarken neden aynı zamanda konuşuyorsun?
Ben: Öylemi? Nasıl yani?
Ela: Yazıyorsun ama aynı zamanda konuşur gibi ağzını oynatıyorsun. Sanki fısıldıyor gibi.
Ben: Yaptığımın farkında bile değilim.
Ela: Valla, yapıyorsun… neden yapıyorsun?
Ben: Seni gıcık etmek için. Hayattaki hedefim bu. Seni gıcık etmek.
Ela: Valla başarılı oluyorsun.. Mutlu musun şimdi?

Hikayenin anafikri
: Armut dibine düşermişi çok hızlı bir şekilde öğreneceksiniz.

Bunlar da 2009’dan ve çok yakın zamanlardan

Ben: Hey, Canım, Markete gittiğimizde daha fazla kağıt havlu almamız gerek.
Coca: ……
Ben: Beni duydun mu?
Coca: Evet
(5 dakika sonra) Coca: Hey tatlım, markete gittiğimizde daha fazla kağıt havlu almamız gerek.
Ben: Aman Tanrım, Bunu 5 dk önce söyledim sen de bana duyduğunu söyledin.
Coca: Öyle mi dedim?

=====================================

Ben: Hayatım aşı olmayalım, Ela’ya da yaptırmak istemiyorum. Şuraya gitmek istemiyorum, buraya da gitmek istemiyorum.
Coca: Tamam canım nasıl istersen.
Ben:
Canım biz bu çocuğu koruyamayız. Acaba aşı yaptırsak mı? Hatta sen de yaptırmalısın onu korumak için.
Coca: Olur canım yaptıralım..
Ben: Canım ya içinde ayı çişi varmış ben vazgeçtim Ela’ya yaptırmayalım. Korumaya çalışırız. Ama sana çişden birşey olmaz sen yaptır bence.
Coca:
Tamam yaptırmayalım.
Ben: Yok yok yaptıralım kimin değdiği belli olmuyor kıza.. Ay ama bak yaptıran bir çocuk da yengeç gibi yürümeye başlamış yaptırmayalım.. Ama ya hasta olur da yaptıralım. Ama içim rahat etmiyor yaptırmayalım. Yaptıralım.. yaptırmayalım.. Yaptırmasak da biz yaptırsak ben antikorları ağzına tükürsem..
Coca: Ebeninki Esra.. Yeter artık… Şu dakikadan itibaren hiçbir kuvvet ne bana ne Ela’ya aşı yaptıramaz.. Geçirirsek geçiririz.. Ne bu be.
Ben: Ben gidip kendim yaptırayım o zaman.. Antikor kusarım
Coca: Ne b.k yersen ye.

Aralık 3, 2009 Posted by | 17.ay, Ben, coca, Diyaloglar | 4 Yorum

Ela ile Kaotik Günümüz

Yukardaki fotoğraflar Ela’nın çektiği ilk fotoğraflar. O gün hava çok güzeldi ve bizim için çok hoş başladı. Coca bizi 3 4 km uzaktaki parka bırakıp gitti. Planım parkta oynaması, sonra da eve kadar gezerek gelmemiz ve çok yorulmuş olacağı için hemen uyuması idi. 16 aylık bir veletle herşey planlandığı gibi gitmiyor..

Önce gerçekten parkda oynadık. Banka oturup fotoğraflar çektik. Sonra az trafik alan bir bölgesinden o ağaca bakıp bu köpeke laf atarak biraz dolaştık. Bir süre sonra Ela kendisini bana taşıtmaya başladı zaman zaman. İşte o sıralarda bu kadar yolun bu çocuk için fazla olduğunu anladım ve bir daha asla bebek arabası olmadan çıkmamaya karar verdim. Ama daha yolun yarısındaydık ben indiriyorum o tekrar kucağıma çıkıyor. Sonra sitelerin içindeyken en son ” Annee Anneee” diye yere oturdu demek çok yorulmuş. Bazen çok salak olabiliyorum. Sonraa kucağıma aldım ve pıt diye kafayı koydu ve uyudu:)

Haydaa etrafda bank yok, heryer villa bulunduğum yer sitenin içi taksi geçmez ana yola kadar ela boynumda asılı yürüdüm.. Ama güneş de çıktı. Çocuğu biryere bırakıp üstümdekini çıkarmam da mümkün değil.. İyice yapıştık terliyorum. Ana yolda yürümeye devam ediyorum ama herzaman fıldır fıldır taksi bir tane taksi geçmiyor. Ela’yı pozisyondan pozisyona sokuyorum ama sırt çantamdaki telefonuma ulaşmam mümkün değil. Kızı düşürmem lazım. Telefona ulaşabilsem taksi çağırıcam. Bizim sitenin girişine kadar geldim.. 1 km yürüdüm yani. Şimdi sitenin içine girdiğimde taksi bulma umudum hiç yok.. Sonuçta eve kadar 1 km daha yürüdüm. Sırtım, kollarım, bacaklarımda hal kalmadı. Kendimden geçtim, Ela da nasıl mışıl mışıl uyuyor anlatamam sanki saray döşeğinde yatıyor. Ela’yı nasıl bir pozisyona sokup anahtarımı çantamdan çıkardığımı çizsem bile beceremem. Yukarı çıktım tamam oh geldim diyorum. Allahım bu sefer de anahtar girmiyor, tek elimi kullandığım için elim de terlemiş itemiyorum. Bir komşum kapısını açtı o da denedi yine anahtar girmiyor. Ela’yı onun kucağına verdim hanfendi tınmadı nasıl yorulmuşsa. Öcünü iyi aldı benden. Sonra ben de açamadım ve komşuya girip Ela’yı yatırdık da elimi yıkayıp kurulayıp yarım saat bi kahve ile dinlendikten sonra evimize girebildik.

Siz siz olun bu yaşda bir bebeğe güvenip birşey yapmayın ya sizin arabanız ya onun bebek arabası yanınızda olsun. Neyse ben çok ders çıkardım. Size de deneyim olsun.
—————————————————————
Uzaydan izleyince izimiz nokta gibi olan bir bayram geçirdik.. Ama babamız yanımızda çok keyifliydi. Herkese iyi bayramlar.

Aralık 1, 2009 Posted by | 17.ay, Ela | 6 Yorum

Deli miyim Ben?

Neden Ela olayım

Naz olmak varken

Neden yerimde yatayım?

Sandalye ile Masa arası dururken?

Neden kaydıraka çıkayım?
Onca yüksek duvar dururken?

Neden oyuncaklarla oynayayım?

Elektrik prizleri dururken?


Neden salata yiyeyim?
Deniz gözlüğünün plastik kenarı dururken?

Deli miyim ben?

Çocuklar… Hayatın en büyük gizemlerinden biri.

Kasım 24, 2009 Posted by | 17.ay, Ela | 2 Yorum

Bİr ev daha dağıttık

Bu haftaki dağıtılacak ev piyangosu İlkiz ve Beren’in evine çıktı. Bir grup ipini koparmış velet ve anneleri olarakdan İlkiz’in bu cesaretli davetini kabul edip, kendimizi kapana kısılmış şekilde onlarda bulduk. Yine kaotik ama komik bir gün geçirdik. Kişiliklerini bulmaya başlayan bebelerimiz artık evin düzenine ve ortamın loşluğuna bile karışmaya başladılar çok şükür. Öncelikle İpek ve Beren’in artık ortam aydınlığı konusunda anlaşamadığını anlamış olduk. İpek ışıkları kapattığımızda, Beren de açtığımızda arıza çıkardığı için gerçekten çok sessiz !!! dakikalar geçirdik.

Ortamın tek prensi Efe nasıl bir süper ortamda olduğunun farkında olmadığı için kızlarla öpüşüp koklaşacağına (15 yıl sonra çok ararsın bu günleri) evin temizliğine taktı. Kapıların kenarlarını, banyoyu hiç temiz bulmadı ve bulduğu tüm bezlerle ortalığı temizledi. Havluları yıkadı, oohh şöyle bir sıktı mıydı.. Oh oh içi rahat etti. Sonra temizleyecek birşey kalmayınca o da sessizliğini bozdu. Ortamın gerçek anlamda sessiz yaramazları Melisa ve Ela salondaki park yatağa 8564 defa çıkıp inerek, ve herşeyi çekişerek oynayarak kendi hallerinde takıldılar..

Eğlenmedik mi çok eğlendik. Farkettik ki biz çocuk gürültüleri içinde bile sohbet edebilmeye başlamışız. Artık hiç takmıyoruz gürültüyü sanırım kulaklarımızın duyma yeteneği azaldı. Memekler çok güzeldi, sohbet çok güzeldi. İlkiz’e teşekkür ederiz.

Meral, ne olduğunu unuttuğum bir gelenek yüzünden hepimize çorap hediye etti. Ela’yı yine yıkamak zorunda kalarak çoraplarımı ıslattığım için benim için çok hayra geçti. Yukarda sergiledik bile. MeralGym tabii ki boş durmadı bugün de. Kuklalar oynatarak, şarkılar söyleyerek çeşitli aksiyonlarla yine oyaladı cümbüşü. Ve bir gün daha huzurlu ama başıma giren bir ağırlıkla bitti.


——————————————————–


Bu hafta Ela ile sürekli puzzle’larımızı tekrar tekrar yaptık. Bu geometrik puzzle’lar tam yaşına göre. Şekilleri tanıyor ama renkler nanay. Hayvan puzzle’ını da pek seviyor. Hayvanlara hasta çünkü. Bir de kendimizi Kuğulu Park’a atıp, kuş kovalamaca, kaz yolmaca oynadık. Açık hava aktivitelerine devam için direniyoruz bakalım.

Ela artık kompleks sorularımızı bile anlıyor. “Şu ses çıkaran yuvarlak oyuncağını getir kızım” diyoruz. Bulup getiriyor. “Üstünde kalpli ayı’yı getir” getiriyor.. Ve kendisi taklit maymunu her sözümüzü taklit edip söylemeye başladı. Onun yavaş yavaş konuşmaya başlamasını izlemek çok keyifli.

Kasım 21, 2009 Posted by | 17.ay, Ela'nın arkadaşları, gelişim, oyun grubu | 3 Yorum

Haftanın Aktiviteleri

http://www.youtube.com/get_player

Bu haftanın BEÖ aktivitesi tam bize göre. Ela müziği de dansı da çok seviyor. Şimdiden gerçek seçimleri var. Öyle her müzikde dans etmiyor. Ritmli müziklere bayılıyor. Minik video hergünkü danslarımızdan biri. Ne de olsa ikoncan partilerine dansçı yetiştiriyoruz. Hamileyken ve çok minik bebekken de sürekli Techno müziğe maruz kaldığı için sanırım o da Techno seviyor. Napalım anne babası nasılsa mecburen bize çekti.

Kuzenimin Flamenko gösterisini çekmiştim. Bir de bu gösteriyi seyrettik beraber. Ela müzikle beraber baya dans etti. Elini kolunu salladı. Çok hoşuna gitti. Dansı sever umarım benim gibi. Çünkü ben bir dans hastasıyım.


Bu hafta bir de yüzümüzü tanıyalım aktivitesi yaptık. Kendi ağzını, burnunu, gösteriyor Ela. Ama başka insan vücutları üstünde bir çalışma yapalım dedim. Dergilerden kestiğim fotoğraflarla “Amcanın ağzı nerde?”, “Hadi bana bir göz göster?” şeklinde biraz oynadık.. Başkalarının vücut kısımlarını keşfetmek için güzel bir egzersiz bence.

Son olarak da mandalları tasın etrafına yerleştirmece. Bir mandalı parmağı ile açıp kenara yerleştirmenin bir bebek için bu kadar zor olacağını daha önce düşünmemiştim. Çalışmaya başlayınca bir baktım, parmakları kayıyor, zorlanıyor. Araştırdım küçük kas gelişimi için çok faydalı bir egzersizmiş. Renklerine de ayırdık biraz renk öğrenmeye başlaması için, sonra tasın kenarına dizdik. Egzersizin sonunda biraz yardımla becerebilmeye başlamıştı. Bu mandal olayını şeker tutacağı gibi aletlerle tekrar denemek lazım. Mandal oyununu denemenizi tavsiye ederim geliştiğini göreceksiniz. Tabii 16 ay ve üstü çocuklarda.

Kendi eşyalarını kendi taşımakta üstüne yok ama boyuna bakmadan herşeyi kucaklayıp taşır benim kızım.

Kasım 13, 2009 Posted by | 17.ay, Aktivite, gelişim | 4 Yorum

Ela’nın Babası Emma Watson

Önceden uyarıyorum çok saçma bir yazı ile karşı karşıyasınız. İsterseniz hiç okumayın.
Heritage diye eğlencelik bir sayfa var. Bugün biraz kendi kendime eğlendim. Fotoğraf yüklüyorsunuz benzeri olduğunuz ünlüleri size kolaj yapıp gösteriyor. Ben güzelim galiba ya. Gerçi başka bir fotoğrafla en çok Einstein’a benzer çıktım (tabii ki yüz olarak zeka olarak değil) ama sonra başka bir fotoğraf koyunca aman allahım güzel insanlara benziyorum çıktı. En çok Andie Macdowell’a benziyormuşum. Hani şu 800 yaşına kadar kozmetik reklamlarına çıkacak olan kadın. Listede bir sürü model de var. Tabii bu fotoğrafı çektirdiğimde 50’li kilolardaydım, sanırım şu anki halimle Einstein’a benziyorum. Herneyse listede bir tek Richard Gere var. Bayık filmlerin kralı, onun dışında gururla listemi saklayabilirim. Tekrar 50’li kilolara gelince çıkartıp gösteririm.


Tabii ki bununla duramadım. Ela’ya da baktım. Bildiğim tüm çocuk artistlere benziyor çıktı. Ölüleri gören çocuk ve Harry Potter’daki esas kızlardan Emma Watson.. En çok Emma Watson’a benziyormuş. Olsun güzel çocuk Emma. Adı da güzel. Hoşuma gitti. Ve devam ettim.

Bu sefer Emma Watson’ı koydum. Emma Watson en çok kendine benziyor çıktı. Çok şaşırtıcı değil mi. Yine birkaç güzel insan var. Demek ki Ela da güzelmiş.. Sonra sinir oldum Ela benden çok Emma Watson’a mı benziyor yani.

Kendimi anne, Emma Watson’ı baba olarak yerleştirdim. Look-alike Meter %4 oranında Emma’ya benden daha çok benzediğini gösterdi. Yani kızım benden çok Harry Potter karakterlerine benziyor. Kendi de bu fotoğrafda zaten masal karakterlerine benziyor ya neyse.

Kasım 12, 2009 Posted by | 17.ay, Ela | 5 Yorum