Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Yeni Cicim

– Sonunda coca yurda, biz de eve dönebildik. Ve San Francisco’ya gitmesini ve benim gidemememi bana affettirdi. Bavulundan şimdiye kadar sahip olduğum en işlevsel, en işime yarayacak harika bir hediye çıktı. Ve şimdi bu yeni cicimle çok mutluyum. Gidemeyişimi unuttum ama çektiği fotoğraflara hala biraz sinir oluyorum. Kaç gündür cicimle duygusal bir bağ bile kurdum:)

 

– Bu hafta Ela inanılmaz yorucu oldu. Taleplerinin arkası kesilmiyor ve huysuzluğu arttı. Ece’nin daha çok insan içine çıkıp ilgi görmesi Ela’yı çok kıskandırıyor. Bugün Ece’ye sert bir davranışı üzerine ”Ela’cım o çok küçük, ona birşey olursa naparız? Üzülmez misin?” diye sordum. ”Yenisini alırız.” dedi. Çok üzüldüm gerçekten, ama o da çok küçük. Bugün çok sorgulayıcıydı. Yeni kavramlar kafasında oturuyor. Yukardaki sözü söylediği günün sabahında ”Ben bir kardeş daha istiyorum anne” dedi. Bir de ”Biz aile miyiz?” diye sordu. Elimden geldiğince anlattım. Bakıcıyı biryere sığdıramıyor. Onu soruyor. ”O bize yardım ediyor. Sizlere bakıyor” dedim. Sonra ”anneler ne yapıyor?” diye sordu. Anlattım. ”Sen Ece’yle beni çok mu seviyorsun?” diye sordu. ”Benim babam senin kocan mı” diye sordu. Sordu da sordu. Aile ve akrabalık olaylarına takmış durumda. Yeni bir algı dönemi açılınca hep biraz hırçın, huysuz oluyor. Bir de babasının 10 gün olmaması, düzeninin bozulması derken toparlayamadı düzeni..

 

– Öte yandan Ece’ye de üzülüyorum. Gönlümce sevemiyorum, gönlümce ilgilenemiyorum onunla. Ona kitap okumak istiyorum, onu öpmek koklamak istiyorum ama istediğim kadar yapamıyorum. Saçına toka takıyoruz, Ela gelip alıyor. Eline oyuncak veriyoruz, Ela gelip alıyor. Ezik gibi büyüyecek diye korkuyorum. Ama öyle güzel gülüyor ki. İçimi alıp götürüyor. İyi ki doğurmuşum seni diyorum. Onun aşkı da bambaşka.

 

– Dün kardeşime ev bakmaya giderken Ela’yı da yanımızda götürmek durumunda kaldık. Emlakçıya girince içerdeki bayan annem ve benimle tanışmak için elimizi sıktı. Biz de isimlerimizi söyledik. Sonra koltuklara oturunca kadın Ela’ya ilgi göstermek istedi. Ela kafasını çevirdi. O sırada telefonu çaldı ve kadın telefonla konuşurken Ela bana ”Ben neden ismimi söylemedim anne?” diye sordu. Çok şaşırdım ve gurur duydum. Onun bir birey olduğunu ona hissettirir şekilde davranıyoruz ama bu kadar farkında olduğunu bilmiyordum. Kendisi ile tanışılmadığına, elinin sıkılmadığına resmen bozuk attı. ”Haklısın kızım seninle de tanışması gerekirdi, telefonunu bitirince sizi tanıştırayım” dedim. Sonra kadınla telefon bitince tanıştılar. Elini uzattı, sıktı ve ”Ben de Ela” diye resmen laf soktu. O büyürken en çok istediğim şeydi, özgüveni yüksek olsun, bir birey olarak kendini ezdirmesin, saygıyı her yerde istesin diye. Sanırım ona olan davranışlarımızla doğru yolda gidiyoruz.

 

Mart 28, 2011 Posted by | aile, coca | Yorum bırakın

Sen San Francisco’ya, Ben Esat’a

Bu nasıl adalet kardeşim. Biz efendime söyleyim hani son derece eşitlikçi bir aileydik? Ailemizin bir bireyi diğer üç bireyin toplamından daha fazla yol yapıyor. Yarın sabah itibari ile coca San Francisco’ya uçuyor, biz çoluk çocuk annemin yanına gidiyoruz. Dilekolay 10 gün coca yok, e annem de yalnız böylesi benim için daha kolay olur diye kalkıp oraya gidiyoruz.

Biz seyahat etmeyi çok seven bir çiftiz. Ela’ya hamile kalmadan önce iki kişi oldukça fazla gezerdik. Ama cocanın daha fazla seyahat etmek için beklediği birşeyler varmış. Benim hamile olmam.

Hamile kalmam ve Ela’nın doğumuyla birlikte coca o sene 9 kere İrlanda’ya, bir kere Londra’ya gitti. Ela biraz büyüdü seyahat edebilicek konuma geldik coca’nın seyahatleri durdu. Tam kayağa başladık biraz kayıcaktık. Ece’ye hamile kaldım. Ben gidemedim coca bir hafta kayak tatiline gitti. Ama hiçbirinde bu seferki kadar gidemediğime sinir olmadım. Hem Ece’yi bırakıp gidemiyorum hem Ece’yi götürsem Ela’yı bıraksam olmaz. Zaman çok uzun. Orda coca’nın iş zamanlarında ikisiyle birlikte başa çıkamam o yüzden ikisini birden de götüremiyorum. Yani burda ben takılı kalmış vaziyetteyim ve bu sefer de coca San Francisco’ya gidiyor. E cocanın hamile kalıp evde kalmak zorunda kalacağı bir durum da olmayacağından bu seyahatlerin öcünü alamıyacağım ama umarım bir gün ben de rahatlar, bu seyahatlere katılırım.

Size son yıllardaki uzaydan ayak izimi çizecektim fakat cocayla ikimizinkini yanyana koyunca çok sinirim bozuldu çizemedim. Ben yine önümüzdeki 10 gün buralardayım. Şu adaletli dünyada çocuklarımı sırtıma bağlayıp geziyor olacağım.

Mart 10, 2011 Posted by | aile, coca, Seyahat | 1 Yorum

Mahsur kaldık.

Fotoğraflar bugünden. Kar yağıp da mahsur kaldığımız anlarda Ela ile kendimizi dışarı atıp biraz karda gezdik. Burda inanılmaz bir tipi var. Mahsur derken gerçekten mahsur kaldık. Coca işte mahsur kaldı eve gelemedi. Annem burda mahsur kaldı evine gidemedi. Uzun zamandır böyle birşey yaşamadık. Biz yine de evde ve dışarda eğlenmeyi denedik. Poğaçalar yaptık. Taklalar falan attık. Sonuçta çocuklar o kadar azdı ki, ikisi de çok zor uyudu akşam. Şimdi asayiş berkemal elimde çay İstanbul yolundaki arabaların yolda kalışlarını seyrediyorum. Yine de güzel bir manzara var dışarda. Kar bütün pislikleri örtüyor sanki. Ama aklıma dışarda yatmak zorunda olanlar geliyor. Çok üzülüyorum öyle düşününce. Herkese sıcak bir yuva diliyorum.


Bu diyaloglar da bugünden..
Ela: Anne, kaka popomdan mı çıkıyor?
Ben: Evet, canım.
Ela : Yemeklerde mi oraya gidiyor?
Ben: Evet, tatlım.
Ela: Kakaları mı sıkıştırıyor?
Ben: Hayır, Miden alıyor kaka olucak yemekleri popona gönderiyor. Popon da kaka yapıp tuvalete atıyor. (o sırada dua ediyorum cevaplayamayacağım birşey sormasın, çünkü çok açıldım).
Ela: (Bir süre sessiz) Anne, benim kakam konuşuyor!
Ben: Hayır tatlım konuşmuyor.
Ela: Evet tabii konuluyor. ”viiiii” diyo.
Ben: (gülerek) Bazen kaka çıkarken o sesi çıkarır canım haklısın.
Ela: Anne, Bazen de çok BÜYÜK ses çıkarıyor!


Akrabalar hakkında konuşuyorduk. Ela’ya deden kimin babası, kimin kocası, baban kimin kocası, yok şu kimin neyi diye soruyoruz o da cevap veriyor. En son
Ben: Eka kim peki?
Ela: Bildiğin Eka işte:)

Mart 8, 2011 Posted by | 2.5 yaş, 6.ay, aile, Diyaloglar, Ela | 3 Yorum

İçimizden Birine Veda

İçimizden biri daha o anlamadığımız, bilmediğimiz, çözemediğimiz yere gitti. Bedeni bizimle de ruhu uçtu gitti. Çözmek zor, düşünmek yorucu, korkutucu, acı. İçimde çok taze, garip bir boşluk hissettim. Güle güle babaanne. 84 yıllık yaşamına kimbilir ne çok şey sığdırmışsındır ve kimbilir dinlemediğimiz ne çok hikayen vardır. Tek üzüldüğüm bebeklerimi tanıyamadan gittin. Eminim çok severdin onları. Bu gece bana el salla olur mu?

Şubat 19, 2011 Posted by | aile, tarihe notlar | 17 Yorum

Düş Yakamdan Günü

14 şubat ve versiyonu günlere olan gıcığımı bilmeyen kalmadı herhalde. Gıcıklığım bitmedi kardeşim devam ediyor. Ama bu günü önemli bir iş için kullanmak isteyebilecekler aklıma geldi. Valla sonraki nesiller için yazıyorum aha da buraya.
Şimdi efenim eğer yakanızdan düşmeyen bir sevgiliniz falan varsa bugün tam sizi bırakmasını sağlama günü. Öncelikle bugüne yaklaşan yaklaşık 128 gün boyunca sevgililer günü ile ilgili konuşup onu gaza getirebilirsiniz, veya neler yapabileceğinizle ilgili onu bir güzel bayarsınız. Böyle yaparak yakanızdan düşmedi mi işte o zaman asıl bombayı o gün patlatın. 14 şubat geldimiydi, önce bi telefonunuzu kapatın öğlene kadar açmayın. Sonra açıp toplantıdaydım, dersteydim falan diyebilirsiniz. Birinci gıcığını olur, sonra öğleden sonra da arada telefonlara cevap verir tamamen unutmuş gibi davranırsınız. Ha bu arada söylememe zaten gerek yok, herhangi birşey almıyorsunuz hediye olarakdan. Bir de o güne kadar provoke eden siz değilmişsiniz gibi pırlantaymış, hediyeymiş ne gereksiz gibi konuşmalarda da bulunursunuz. Akşam da bir yemek yiyip başınızın çok ağrıdığını falan söyleyip evinize doğru yola çıkarsınız. Bu arada tabi sevgilinizin bu ve benzeri günlere önem verdiğinden emin olmanız gerek. Yoksa size daha bi bağlanabilir, oh çok şükür o da önem vermiyormuş diyerek.

Başka yanları da var bu salak günün. Pırlanta, çilek, çiçek ve çikolata tüketimi. O gece %100 zamlı yemek organizasyonları. Salak olmak lazım ya. Neyse şimdi herkese yüklenmeyim de. Çilek ne ya, hadi çikolatayı anladım da çilek. Kardeşim şubat ayındayız. Hormonlu çilekler yiyip hormonların harekete geçmesi olayımı acaba. Şimdi bu yazıyı yazarken güzel bir haber aldım, tüm konsantrem dağıldı. Dilediğim kadar geyik yapamadım, bir de arkada sevgili hediyem Ece hanım maksimum söyleniyor. Bu günlük bu kadar olsun. Herkes istediği gibi geçirsin.

Şubat 14, 2011 Posted by | aile, zırva | Yorum bırakın

Otogar mı daha işlek bizim ev mi?

Dün akşam amacım erkenden yatağa gitmekti. Çok basit değil mi? Evet mi?

7:45 Ece’yi emzir. Gak guk etsin vur kafasına uyusun. (Şaka şaka) Biraz sarıl şarkı söyle, uyumaya başlasın.

8:28 Orda onunla uyuyuya kalmalımıyım yoksa kalkıp Ela’yı yatırmaya mı gitsem diye karar vermeye çalış. Uyuyakal.

8:49 ”Anneeee” sesiyle uyan ve Ela’yı yatırmaya git.

9:01 Ela’yı kendi kendine yatabileceğine ikna etmeye çalış. Bir su, bir çiş molası ile manipülasyona uğra. Onunla yat. Ela kitap okumanı istesin. Ela konuşmak da istesin. Ela gölge kuklalar yapmak da istesin. Onunla orda uyuyakalmalımıyım, gidip biraz birşeyler okuyup yatağımda mı uyumalıyım konusunda karar vermeye çalış.

9:38 Ela uyusun.

9:40 Biraz bilgisayarına bakın.

10:00 Ece ağlasın

10:11 Ece biraz emip tekrar uyusun

10:21 Kendi yatağımdayım. Yaşasın.

10:24 Ela ağlasın, babası yanına gitsin.

10:41 Coca’nın horlaması.

10:46 Ela’nın öksürmesi.

10:48 Coca’nın horlaması. Yanlarına git. Coca horladığını inkar etsin. Coca horlamayı duyamaz çünkü coca herşekilde uyur.

10:52 Cocanın, Ela’dan yediği tekme sonrasında bağırması.

10:54 Ela’nın çiş yaptırılışını duymak. Coca’nın yatağına gelmesi.

11:00 Ela’nın öksürmesi.

11:07 Coca’nın koridorda yankılanan horlaması.

11:14 Ece’nin mıkırdanması.

11:30 Köpek havlaması..

11:48 Araba alarmı. Rüzgar.

12:15 Bakıcının tuvalet kapısını çarpması.

12:18 Çıkarken bir daha çarpması.

1:31 Ela’nın öksürmesi. Yanımıza gelmesi. Onu yatağına geri götürmek.

1:32 Tuvalet sifonu.

1:37 Ela’nın babasını çağırması. Coca’nın onun yanına gitmesi.

1:42 Coca’nın horlaması.

1:43 Coca’nın yatağa geri dönmesi. Ece’nin pırtlaması.

3:08 Ece’nin ağlaması. Ece’yi emzirme.

4:00 Ece’nin bezini atarken cocayla karşılaşma

4:12 Ece tekrar yatakta. Köpek havlaması. Coca’nın horlaması.

5:50 Ela’nın ağlaması. Coca’nın yanına gitmesi.

5:55 Bir alarm sesi.

6:00 Bir alarm sesi. Coca’nın küfür etmesi.

6:05 Bir alarm sesi. Ece’nin ağlaması.

6:10 Ece’yi emzirme.

6:34 Ece tekrar yatağında.

7:30 Ela’nın içerdeki sesleri.

8:00 Ela’nın kahvaltı zamanı ve ayaktayız.


Ve ben neden sürekli yorgun olduğumu merak ediyorum.

Ocak 13, 2011 Posted by | aile, zırva | 4 Yorum

2011’e Geçerken

Bakalım geçen sene neler ummuşuz, neler olmuş. İşte geçen sene bloguma yazdığım dilediklerim tablosu.


1. Mutlaka Zayıflamak (hahahahahahaha – bebek doğurduğum için mazeretli sayılırmıyım)
2. Evimize taşınmak. (oldu..)
3. Sağlık, sağlık sağlık -küçükden büyüğe hepimiz için – 2010 bize iyi davransın lütfen. (fena değildi, ciddi bir sağlık problemimiz çıkmadı)
4. Az çalışmak, çok kazanmak (yarım sayılır, az çalıştım ama çok kazanmadım:))
5. Yeni bir bebek (en azından karında) (buna yıldız koyabiliriz, yeni yılın ilk günlerinde bebek haberimizi aldık ve bebeğimiz doğdu.)
6. Çok gezmek, az oturmak, çok seyahat etmek (aslında az gezmedim, özellikle hamileyken)
7. Daha çok eğlenmek, daha çok arkadaşlarla vakit geçirmek (elimden geleni yaptım, yapıyorum)
8. Eşimle daha da keyifli vakit geçirmek (şu son 3 aydır biraz az görüşebiliyoruz ama bu konuda da çabalıyoruz)
9. Kızımı hep eğlenirken, mutlu görmek (çok şükür)
10. 1 kere de olsa yurtdışına seyahate gitmek (malesef bu sene hamilelik, bebek sınırları aşamadık)
11. Kayak olayını çözmek (malesef, yine hamilelik bebek kayak olayına da giremedik)
12. Yardıma ihtiyacı olan herkese özellikle çocuklara yardım etmek (elimden geleni yapıyorum)

Evet çok uçuk şeyler istememişiz hayattan bu sene, hayat da bize iyi davranmış. En güzeli istediğimiz bebeği hemen bize verdi. Çok şükür ciddi bir sağlık problemimiz de olmadı..

Gelelim yeni seneye işte aşağıda bu seneden beklentilerim..
1. Yeni bir bebek – şaka şaka – bu bebek bildiğiniz doğurulan bebeklerden değil, benim kafamda oluşturduğum bir proje bu sene doğmasını çok istiyorum. Yani bu sene beklentim, işle ilgili.
2. Yeni bir araba – olur mu olur biz evrene gönderelim de.
3. Ela’nın artık okula gitmesi
4. Bir kere yurtdışı seyahati
5. Uzun bir yaz tatili
6. Sağlık, sağlık, sağlık – çocuklarım, ben, cocam, ailem herkese sağlık.
7. Cocamın bu sene de askere gitmemesi
8. Cocamla bir kere başbaşa küçük bir kaçamak.
9. Mutlaka zayıflamak – bu sene bunu da çözmek çok istiyorum..
10. Cocamın projesinin de gerçekleşmesi.

Evet geçen sene bize iyi davranmıştı umarım seneye de böyle güzel sonuçlar alırız.
Herkese mutlu ve sağlıklı yıllar.

Aralık 30, 2010 Posted by | aile, Ben | 4 Yorum

2010

2010 yılında

* 2 kere kar yağmış ve biz dışarı çıkıp oynamışız.
* 2010’un ilk günlerinde 2. bebeğimizin geleceğinin haberini almışız, 9. ayda 2. bebeğimiz doğdu.
* 2010’un başında Ela 3 kelimelik cümleler kurarken, şimdi bize hikayeler anlatıyor. Kendi şarkılar uyduruyor.
* Kocam dahil kimseyle kavga etmedim, bir kere birine darıldım çabuk geçti.
* İlk 4 ayını bir evde sonraki 2 ayını başka bir evde son 6 ayını da bu evde geçirdik.
* 1 çocukluyduk, 2 çocuklu olduk.
* 9 ayını hamile, 3 ayını lohusa geçirdim. Ela ilk 3 ay meme emdi, sonraki 6 ay emmedi, son 3 ay yine emdi:)
* 5 kere şehir dışına çıktım. Hepsinde hamileydim.
* 1 kere gazeteye çıktım.
* 10 yıl önce elimde saçma bir jelli oyuncakla tanıştığım o çocuktan şimdi 2 çocuğum var. İlk gördüğüm zaman aklıma geliyor da inanılır gibi değil.
* Ekonomik olarak zorlandığımız bir yıldı, ama ruhsal ve duygusal olarak çok zenginleştik.
* 2010 bizim için güzel bir yıl oldu. Yenisi için de herkesin güzel geçmesini dilerim.

Aralık 28, 2010 Posted by | aile, zırva | 2 Yorum

Bisiklet ve Dayım

Küçükken arkadaşım Cenk’e 7. yaş gününde bisiklet almışlardı. Cenk çok yaramaz bir çocuktu. Bisiklet alındıktan az sonra alıştırma tekerlekleri olmadan bisiklete binmeyi öğrendi ve mahallenin en havalı çocuğu haline geldi. Bazen annem işte iken anneannemlerin evinde karşı komşumuz olan Cenk’lerin evine giderdim. Ondan bir yaş küçüktüm. Cenk benimle hiç resim çizmek istemezdi veya oyun da oynamazdı. Ama apartmanda diğer kızlarla oyun oynarken de gelip herşeyimize burnunu sokardı. Yandaki yokuşdan bisikletini hızla sürer ve biz kenarda dururken önümüzden geçerken motorsiklet sesleri çıkarırdı.

Bir gün, oturup Cenk’in havalı olmasını seyretmekden çok sıkıldım. Ben de havalı olmak istedim. Cenk’den bana bisiklete binmeyi öğretmesini istedim. Yeterince kolay görünüyordu.

Bana nasıl oturulacağını ve nasıl pedal çevrileceğini anlattı. Üzerinde ben oturuyorken beni itti. Sanki kendim sürüyormuş gibiydim! Nerdeyse en iyi bisiklet sürücüsü olduğuma dair emin olmuştum.

Yandaki yamaçdan bir kaç kere beraber indik ve çıktık. Fakat 3. seferde, Cenk beni yamaçdan aşağı hafif itti ve “Bakalım tek başına yapabilecekmisin” dedi. Hafif çimenlik yamaçdan aşağı kendimi bıraktım sonra bisikletin bir tarafı bir meşe ağacına çarptı, ben bir tarafa bisiklet bir tarafa düşerek durduk. Cenk, niye böyle birşey yaptı bilmiyorum. Şakacılığı ve çocukluğunun verdiği öngörememe olduğunu düşünüyorum.
Yamacın sonunda yüzümde 2 yerden kan akarak yatıyordum ve bisikletlerin çok tehlikeli olduğuna, hiç yanaşmamak gerektiğine karar vermiştim. Nasıl o yaşdaki aklım böyle bir şeye karar verdi bilmiyorum ama o zaman bisikletlerin şeytan makineler olduğuna ve beni yokedeceğine ikna olmuştum.

6. doğum günüm birkaç ay sonraydı. Ve geldiğinde çok heyecanlıydım. Bir midilli veya uzay gemisi istemiştim (şimdi ne kadar gerçekçi olduğumu anlıyorum, aslında kendi küçüklüğümü biraz deşsem Ela’nın kime benzediği ortay çıkar) ve bana bir midilli alacaklarına nerdeyse emindim. Kalkar kalkmaz mutfağa, annem ve babamın yanına gitmiştim.

Annem bana hediyem için dışarı çıkacağımızı söylediğine bir midilli aldıklarına emin olmuştum. Canlı ve sürülebilir bir hayvanım olacağı için o kadar heyecanlıydım ki kapının yerini unutup bir süre içerde ata binermiş gibi koşturup durmuştum.

Kendimi kontrol etmeye muvaffak olup evin dışına doğru yolumu bulduğumda, arka bahçeye koşup orda bekleyen midillimle kavuşmak için can atıyordum. Hayretimi düşünün midilli yerine bir bisiklet orda duruyordu. Bir kaç zilisaniyede aşırı yüklenmiş doğum günü modundan annem babam beni öldürmeye çalışıyormuş gibi bir ruh haline geçmiştim.

Çığlık atarak ve ağlayarak doğum günü hediyemden uzaklaştım. Ailemin beklediği reaksiyon bu değildi tabikine.

Ailem muhtemelen ilk bisiklet maceramın beni nasıl travmatize ettiğini hafife almışlardı. Hemen zarar kontrol moduna girdiler. Çok güzel bir ses tonuyla annem ”Sana bisiklet binmeyi öğretmeme ne dersin?” diye sormuştu. Yüzümü annemin bacağına gömüp daha çok ağlamıştım. Dayım ”Ben seni tutarken pedalleri çevirebilirsin! Çok eğlenceli olur” demişti.

En sonunda beni nasıl ikna etti bilmiyorum, hatırladığım bir sonraki şey kuzenimin büyük bisikletinin selesinde oturmuş teröre uğramış gibi dayıma asılmamdı.

Dayım arkada oturarak yavaşça pedal çevirmiş ve beni bisikletlerin eğlenceli olduğu ve tüm kanımı emmek isteyen tehlikeli şeytansı yaratıklar olmadığı konusunda sakinleştirmek için elinden geleni yapıyordu. 5 dakika geçti ve hala bisiklet tarafından hunharca öldürülmemiştim, böylece biraz rahatlamaya başladım. Annem yolumuzun üstünde durup hayranlıkla seyretti. Bir anlığına harika bir aile zamanıydı.

Sonraki bir kaç dakika hayatımda bir dönüm noktasıydı. Dayım ve ben başka bir yüzeye doğru yelken açmıştık. Hafızamda sesini şöyle hatırlıyorum : “Haaaaaa… haaaaaa… haaaaaaa… çok eğlenceliiiiiiiii! Süüüpppppeeerr! Hayyyydddii çimleerdee süüüreeliiim!”

Sanırım yani öyle tahmin ediyorum ki bisiklet deneyimimi zenginleştirmek için dayım değişik yüzeylere doğru yönelmek istemiş, ve bisikleti çimlere doğru kırmıştı.

Nasıl oldu da kayaya çarptık ve ikimiz de alaşağı olduk ve yerlere saçıldık bilmiyorum; kesinlikle çok hızlı falan gitmiyorduk. Bildiğim tek birşey var ki dayımın ön tekeri kayaya çarptığı anda, zor kazanılmış güvenim de bir atılmış bir muz kabuğu gibi büzüştü.

Dayımın 110 kg’lık tüm bedeni dirseğimin üzerindeydi. Zorlukla dayımın altından kendimi kurtardım ve anneme koştum. Dayım utanç çuvalı gibi yüzüstü yerde yatıyordu.

Bisikletlere karşı korkum yaklaşık 6 yıl daha devam etti. Tüm arkadaşlarım bisiklete binip hava atarken, ben arkalarından koşup gururumu korumaya çalışıp fakat başarılı olamayan garip çocuktum. Yıllar sonra 12 yaşımda tekrar bisiklet denememi yaparken yine bana özgüven vermeye çalışıp bu sefer başarılı olan ve ondan sonraki 10 yıl boyunca bisikletin tepesinden inmememi sağlayıp aileme nerden aldık bu bisikleti dedirten yine dayım oldu. Bugün bu olayları hatırlayıp kendi kendime gülümsedim. Onu ne kadar az andığımı düşünüp üzüldüm biraz. Deli derlerdi ona; o deli, ele avuca sığmaz kişiliği ile bundan 14 sene önce 39 yaşında bizleri yine şok ederek aramızdan ayrıldı. Yaşasa şimdi 53 yaşında olacaktı. Yine eğlenceli başlayıp hüzünlü bitirdim yazıyı ama bu sefer elimde olmadı. Nur içinde yat dayıcım. Bana ve ailedeki tüm çocuklara sonsuz cesaret veren tek insan. Onun çocukları ile benim aramdaki farklara bakıyorum ve ondan çok ders alıp çocuklara vermek istediğim en önemli şeyin cesaret ve özgüven olduğunu artık biliyorum.

Aralık 15, 2010 Posted by | aile, Ben, eğlence | 6 Yorum