Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Annelik Hiperaktivitesi

“Merhaba, Adım Esra, ve bende annelik hiperaktivitesi var”

Selam, Esra.

Son dikkatimin dağılmasından sonra 5 dk geçti.

*alkışlama*

Ooh, parlak bir şey!

Balık gibiyim.

Başka böyle hisseden var mı? Geçen gün kendime 30 dakika ayırdım – mutluluk dolu, kesilmeyen kalbim ne isterse yapabildiğim 30 küçük dakika. Fakat ne yapmak istediğim üzerine enerjilerimi odaklayamıyorum. Çok seçeneğim vardı! Bir dergi okuyabilirdim, bir banyo yapabilirdim, küçük bir uyku uyuyabilirdim, çocuklarımla dışarıda gezebilirdim, maillerime bakabilirdim, yazı yazabilirdim, izlemek istediğim birşey izleyebilirdim….liste sonsuzdu.

Bir sürü işi bir arada yapmak istiyorum. Birini yaparken aklım öbüründe kalıyor. Eskiden de multifonksiyonel birisiydim, çalışırken bile bir sürü işi birarada yapardım ama şimdi hayatım öyle oldu. O yüzden dingin olamıyorum, kafam sürekli tilkilerle. Bende artık annelik hiperaktivitesi var.

Ne?

Bir seferde tek birşeye odaklanamıyorum – bir kaç şeyi birarada yapmak zorundayım. Biliyorum kadınlar daha çok multifonksiyonel ve ben de buna tam olarak uyuyorum. Şu anda mesela, birçok pencere açık, blogları okuyorum bir sürü farklı konuda, yazı yazıyorum, birşey çizmeye çalışıyorum, Dexter izliyorum ve kocamla arada bir sohbet ediyorum.

Fakat, daha fazla gerçekten daha iyi mi? Bence bazen dikkat dağılmaları iyi ama bazen gerçekten çok dikkat dağıtıcı oluyor:) Nasıl daha iyi odaklanabilirim? Eğer her aklıma gelen şeye o anda başlamazsam, hiçbiri yapılamayacakmış gibi geliyor. İşler bittiğinde hoşuma gidiyor ve birşeylere başlamayı sevmiyorum. Eşim tam tersi. O yeni şeylere başlamaya bayılıyor ama sonra ilgisi dağılıp biryerlerde bırakabiliyor. Ama konsantrasyonu çok yüksek. Tek birşeye konsantre olduğunda bizi bile duymaz. Bende annelik hiperaktivitesi var ve geçeceğini sanmıyorum.

Reklamlar

Şubat 8, 2011 Posted by | Annelik, Ben | Yorum bırakın

En Favori Kızım

En Favori Kızım

Ela’ma: En çok seni seviyorum. Annelik dünyası ile beni sen tanıştırdın ve bizi bir aile yaptın. Ne kadar tatlı ve iyi bir çocuk olduğuna bayılıyorum. Küçük kardeşini sevmene, onu gidip gidip öpmene ve şimdiden sahip çıkmana bayılıyorum. Benimle geçirdiğin her yalnız zamanı çok özel düşünmeni çok seviyorum, markete bile gitsek. İki kız arkadaş gibiyiz. İnsan ve hayvanlara da aynı şekilde şefkatli olmana bayılıyorum. Nasıl güzel sarılıyorsun ve ”annem” diyip bırakmak bilmiyorsun. Her zaman çok düşüncelisin. Bu yaşda bile. Mimiklerin, konuşman o kadar tatlı ki, bayılıyorum. Etraftaki insanlardan, herkesden ne kadar tatlı ve akıllı olduğunu duymak harika, öyle olduğunu ben de bilsem bile. Nadir durumlarda senden uzaktaysam seninle telefonla konuşmaya bayılıyorum. Akşamları sana kitap okumaya, banyoda bıcır bıcır konuşarak banyo yapmana, gözlerine, çok bilmiş dilliliğine, sözcükleri kendi dilinin döndüğü şekilde söylemene bayılıyorum. Beni şaşırtan cevaplarına hayranım. İyi ki kızımsın. Sen tam anlamıyla benim favorimsin.


Ece’me: En çok seni seviyorum. Dünyadaki en tatlı bebeksin ve ben gerçek anlamda 4 aydır seni kucağımdan yere koyamıyorum. Coşkunu ve hevesini çok seviyorum. Bir önceki akşam nasıl yatağına gittiğinden bağımsız olarak her sabah muhteşem bir modda uyanmana ve bana biraz daha vakit verip kendi kendine mırıldanmana bayılıyorum. Yüzüme her baktığında ağzın yarılcakmış gibi gülmene. Ne kadar çabuk seni memnun edebildiğime bayılıyorum. Boynunun kokusuna ve gözlerinin hala rengini tam anlayamadığım sihirli renklerine bayılıyorum. Ellerini tutmaya ve bana bakarken yaptığın suratlara bayılıyorum. Kendi kendine konuşa konuşa uyumana bayılıyorum. Heyecanlandığında sesinin o kadar yükselebilmesine ve sevinçle ciyaklamana bayılıyorum. 4 ay içinde hayatımın merkezine oturmana bayılıyorum. Kız kardeşine hayranlıkla bakmana, gülmene bayılıyorum. Tavşanına sarılmana ve şimdiden kendine bir arkadaş seçmene çok gülüyorum. Tatlılığına, gülmene bayılıyorum. İyi ki kızımsın. Sen tam anlamıyla benim favorimsin.

Ocak 24, 2011 Posted by | 2.5 yaş, 5.ay, Annelik, Ece, Ela, kardeşlik | 8 Yorum

Gerzek değilim sadece 2 çocuğum var.

* Naber? Daha totoyu toplayamadınız değil mi? Valla ben de. Sanki tatilden gelmişim de adapte olamıyorum gibi bir ruh hali var üstümde. Halbuki naaptık ki, biraraya gelip biraz sohbet ettik, Ela kuzenimle yoga falan yaptı, biraz komik danslar yaptık o kadar. 2011’e son 3 senedir yaptığım gibi emzirerek girdim. Demek ki bu sene de memeleri evin çocuk halkına açmaya devam edeceğim.


* İçimde garip bir huzur var bugünlerde. Değişen hiçbirşey olmadı demekki ruh halinin değişmesi yeterliymiş. Pazar günü ”anne firarda” yı çevirip sabahdan akşama dışarda olmamın etkisi büyük sanırım. Sabah eski günlerdeki gibi Zara’nın indiriminin başladığını öğrenip canım arkadaşımla kendimizi Massimo Dutti’ye attık. İkimiz de son 3 senedir hamilelik bebek derken kendimize doğru düzgün birşey alamamanın verdiği gazla bizden başka diğer 100 kadınla orayı talan ettik. Şaka değil tam 1 saat sıra bekledik ödemek için. Öğleden sonra da cocayla firar ettik. Onla da eski günlerdeki gibi boş boş boş boş bakınarak gezdik. Benim için keyifli bir hafta sonuydu yani.

* Hamilelik beynini bilirsiniz. Hani şu moronluğunuzun çok arttığı mental durum. Hamilelik biter ama siz hala o moronik durumda kalırsınız. Emzirmenin yoğun olduğu sürece de o durum devam eder. Bunun en illüstratif örneklerinden birini geçen hafta yaşadım. Bir avm’de karşılaştığım bir arkadaşımla ayaküstü sohbet etmeye başladım. Arkadaşımın iki yanında da iki kadın var. Konuşurken konu çocuklardan açıldı. Kadınlar da konuya katıldılar. Ben de kadınlardan birine sizin de çocuğunuz var mı diye sordum. Öbür taraftaki kadın ”Hayır, o benim kızım” dedi. Meğerse sorduğum kişi 13 yaşındaymış:) Gerzekliğin son sınırı bir suratına baksana kadın. Çocuk olduğu da belli oluyormuş yani.
Ela’nın mygym saatlerini bir türlü kavrayamıyorum. Hafta sonu coca hafta içi annem götürüyordu. Anneme hafta sonu saatini, cocaya hafta içi saatini söyleyerek sürekli birini erken birini de geç gönderiyorum. Onlar da ısrarla bana soruyor orda da bir saçmalık var o ayrı.

* Annemi çocukların bakımından emekliye ayırdık. Aslında mağlulen emekli oldu diyebilirim. Kolunda bu sefer de kas yırtılması oldu. Kolunu bile kaldıramıyor. Kadının 2.5 senede haşatını çıkarabildik, bravo bize. Çok çok üzgünüm onun için. İşin kötü tarafı benim ona yararım dokunamıyor, iki çocukla sadece köstek olurum. Şimdi tedavi olucak umarım biran önce iyi olur.

* Ece bu ara sevimlilik atağında. Öyle bir gülüyor ki ağzı yarılacak sanki. Her uyandığında resmen konuşuyor kendi kendine. Gece onun konuşmaları ile uyanıyoruz. Ela uyanır uyanmaz ağlardı. Ece kendi kendine konuşuyor.

* Ela tekrar huysuzluk nöbetlerine başladı. Sanırım Ece’nin biraz büyüyüp etraftaki insanların ilgisini daha çok çekmesi ile Ela ikinci bir nöbete başladı. Yine dikkat çekmek için acaip şeyler yapmaya girdi. Evde çok fena sıkılıyor tabi. Artık bahar gelsin ve hayatımız tekrar renklensin çok istiyorum.

* Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Aslında bazı günler çok zorlu geçiyor. Çünkü her günümü 2 bebek ve bir bakıcı ile geçiriyorum. Ece günde 3 kere uyuyor ve sonra da akşam 8’de uyuyor. Onun düzenini bozmamak için çıkıp gelip ona süt yetiştiriyorum. Arada Ela’yı dışarı çıkarıyorum ama onun da öğlen uykusu ve akşam uykusu, yemekleri, tuvaleti ile rutinlerinin birbirinden bu kadar farklı olması beni çok yoruyor. İki kadın akşama kadar sürekli paslaşıyoruz. Çocukların aynı saatte uyuduğu andan istifade de yemek yapıp ortalığı topluyoruz. Bakıcının benden daha çok vakti oluyor. Ben çok çalışıyorum. Bunları şikayet etmek için yazmıyorum. Bu bir dönem. Ben bu dönemi kabullenmiştim. Şimdi günleri tek tek geçirerek daha rahat olacağım günlere gelmek zorundayım. 2 tane çocuk isterken bunun bedelinin zor olacağını tabii ki biliyordum. Çok yorgunum ama bunlar tatlı yorgunluk, her gün günbegün büyüdüklerini görüp ufukta ışığı görüyorum sanırım:)

Ocak 3, 2011 Posted by | 4.ay, Annelik, Ben, Ece, Ela | 5 Yorum

Son Bebeğim

Son bebek, ilk bebeğin olmadığı bir şekilde özel.
İlk bebek ilklerle doludur. İlk olduğu için özeldir. İlk bebek sürprizle ve merakla doludur. Son bebek, her nasılsa, kalbinizin acımasına neden olur çünkü bu şekilde tutacağınız son bebektir o. Gecenin bir yarısında kollarınızın arasında içinize sokacağınız – sanki siz bir aymışsınız gibi sadece parlak gözleri ile size bakan son bebektir. Bir daha bu aylık bir bebeğinizin daha olmayacağını bilmek onunla geçirdiğiniz zamanı daha doya doya geçirmenizi sağlar. Geceleri kalktığınızda bile daha sabırlı olursunuz. Bu, o bebeği daha çok sevdiğinizden değil anne olmanın anlamını bu bebekle daha iyi kavradığınız içindir. İlk bebekte anlamadığınız şeyleri artık bilerek yaşadığınız içindir. İkisini de çok çok çok seversiniz ama ikisine olan sevginiz kesinlikle farklıdır.
Yanakları o kadar dolgun ve doludur ki onu öptüğünüzde biryerden fırtlıycak sanırsınız. Gülümsemeleri ve gülmeleri son bebeğinizin gülümsemesi ve gülmeleridir. İlk bebeğinizde uykusuz gecelerle ve saat başı emzirmelerle nasıl başa çıkacağınızı düşünürsünüz. Son bebeğinizde ne olacağını bilirsiniz. İlk bebekte onunla yalnız kalmaktan korkarsınız. Son bebekte bir daha süt kokulu bir bebeğin kucağınızda olmayacağını düşünerek onu içinize çekersiniz. İlk bebekten sonra hep belki bir gün doğururum düşüncesinde olduğunuzdan bunların hiçbirini yaşamazsınız. Birinciye annelikle, ikinciye annelik farklıdır.
Sonuncuyla birlikte, geçirdiğiniz günleri özleyebilirsiniz. Yumuşak bir bebeğin sizi emmesi, minik bir elin parmağınızı kavraması ve memnuniyet içinde bir iç çekiş olmadan yalnızca ikinizin geçirdiği o sessiz geceyarıları olmadan ne yapacağınızı merak edersiniz.
Çok mu duygusal oldu. Her zaman bu kadar yoğun duygulu değil. Ama genel duyguları anlatmanın bir yolu bu kadar abartarak anlatmak. İkinci bebeğin nasıl olduğunu soranlara duyguların nasıl olduğunu anlatmak için. Son bebeğe duyulan aşk daha fazla sanılmasın sadece ikisine de aşkın farkına varıyor ve değerini biliyor anne.
Son bebeğiniz son bebektir. Bir daha doğurmak istememek, bunun için kalbinizin kırılmasını engellemez. Bir kez daha hamile olmayacağını, bebek kucaklamayacağını düşünmek insanı biraz acıtır. Yine de 2 bebeğimi sağlıkla büyütmek nasip olsun başka birşey istemem.

Aralık 20, 2010 Posted by | 4.ay, Annelik, bebek | 6 Yorum

Ece’m 3 Aylık

Minik Ece’miz 3 aylık oldu. Bu ay bizi geçirdiği idrar yolları enfeksiyonu ile çok endişelendirdi. Zor bir 2 hafta geçirdik. Antibiyotik bitip tekrar kontrole gittiğimizde tekrar bir üreme olmadığını gördük. Şimdilik biraz rahatladık. Bu hafta bir ultrasonumuz var ve sonra her ay tahlil yaptırıp bir süre takip edeceğiz. Umarım bir seferliktir de problemimiz kalmaz. Allah herkesin çocuğuna da benimkilere de sağlık versin.

Ece onun dışında çok sağlıklı görünen bir bebek. Zaten o yüzden anlamakda gecikdik. Ancak kilo almadığını farkedince enfeksiyondan şüphelendiler. O kadar çok gülüyor ve konuşmak istiyor ki hasta olması herkesi şaşırtıyor. Neyse dediğim gibi bize çok güzel tepkiler veriyor. Gülüyor ve ses çıkararak bizimle konuşuyor. Her çocukda yeni birşey görülürmüş ya, bu bizim deneyimlemediğimiz birşeydi. Ela da çok güleryüzlü idi ama bu aylarında bu şekilde sesle iletişim kurmazdı. Ela’nın yürüdükten sonra çenesi bir anda açıldı. Ece şarkı söyler gibi sesler de çıkarıyor.

Artık belli oldu ki Ela’nın tersine Ece’nin doğası çok sakin. Neredeyse hiç ağlamıyor. Kendi kendini sakinleştirebiliyor. Anakucağında 30 dk kadar önüne koyduğum renkli oyuncaklarla oyalanabiliyor. Tabii ben de farklı bir anneyim. 2. kere anne olmanın verdiği sakinlik ona da yansıyor.

Geçtiğimiz ay kilo alamamanın farkını kapatıcak sanırım 14 günde 450 gr almış ve 5.450 gr oldu. Tepkileri ve gelişimi ayının önünde görünüyor. 3 ay geçmiş bile inanılır gibi değil. Zaman çabuk geçiyor, çocuklar büyüyor. İkisi de kalbimdeki aşklarını daha da büyütüyorlar her gün. Hala çok çok yoğun bir yaşantım var ama umarım biraz daha sık yazabilirim. Herkese sağlık ve yılın son günlerinde bol eğlence diliyorum.

Aralık 18, 2010 Posted by | 3.ay, Annelik, bebek, Ece, gelişim, MileStones | 12 Yorum

Tam zamanlı "Köle"Yim.

Tam zamanlı bir işinizin olmasının zor olduğuna hiç şüphe yok. Fakat, çocuğunuzla evde kalmak en az bu iş kadar zor. Hatta belki daha zor. İşte evde durmanın neden zor olduğunun en önemli 10 nedeni.

10. “Patronunuz/patronlarınız” hastalık izni kullanmanıza izin vermezler.

9. 60 saniyeden daha uzun süren banyolar yapmanıza izin yoktur ve hatta bazen tesisleri kullanırken size bir refakatçi eşlik edebilir.

8. “Patronu” memnun etme çabalarınıza rağmen bazen yoğun çabanız gerçek anlamda yere atılabilir.

7. İş tanımızın çok ötesinde işler yapmanız talep edilebilir, örneğin başaşağı çizim yapmak veya küçük bir keseyi sırtına asmanız gibi.

6. Çoğunlukla “patron” size belirgin herhangi bir neden olmaksızın bağırır.

5. Çok sık olarak bir işin ortasında başka bir iş yapmak için bölünürsünüz. Hem de sözlü ve fiziksel tacizlerle.

4. Bazen “patronunuz” kahve masasının üstünde tek ayakla ve çıplak bağırmak gibi garip davranışlarla karşınıza çıkar ve inmek için rehine kurtarma uzlaşması konuşmasından daha aşağısını kabul etmez.

3. İşten önce duş almanıza izin yoktur.

2. “Patronunuz” anlaşmayı, uzlaşmayı ve tavizi sevmez.

Ve bu işin zor olduğunun bir numaralı nedeni ise:

1. Mesai saati ve çay molası diye kavramlar yoktur. 7/24 çalışmak zorundasınız.

Bu yüzden işe gidip dinlenen anneler hiç yoruluyorum demeyin.

Ekim 13, 2010 Posted by | Annelik, bebek, zırva | 5 Yorum

Eskilerden Bir Diyalog

Beni tanıyan herhangi biri annemle paylaştığım denklemin nasıl olduğunu bilir. Bakalım bizim çocuklarla diyaloglarımız nasıl olacak.

Eskilerden bir örneğini hatırladığım şu diyalog herşeyi anlatıyor:

Ben: Anne?
Annem: Hmm?
Ben: Burnuma piercing yaptırmak istiyorum.
Annem: Hmm.
Ben: Ne?
Anne: Ne?
Ben: Bu evet mi hayır mı demek?
Anne: Bu bir hayır.
Ben: Ne zamandan beri hmm hayır demek?
Anne: Dünden beri.
Ben: Anne lütfen.
Anne: Hayır dedim.
Ben: Tabii ki, hayır dedin. Başka ne dersin ki, sen…
Anne: Benimle böyle konuşma.
Ben: Peki, Afedersin.
(Ara)
Ben: Anne?
Anne: Şimdi ne var?
Ben
: Lütfen, Ne istersen yaparım.
Anne: Tamam. Bu sömestir en yüksek notları getirmeye ne dersin? (Ara)
Ben: Ondan başka ne istersen.
Anne: Tabi ki olmaz. Ben söyleyeceğimi söyledim.
Ben: Ama bu haksızlık! Olamayacağını biliyorsun!
Anne: Nedenmiş peki?
Ben: İstemiyorum! Yani, Yapamam ki! Anne, lütfen ya.
Anne: Zamanını boşa harcama.

Sınavdan dönmüşüm
Ben: Selam
Anne: Sınav nasıldı?
Ben: İyi
Anne: İyi mi? Neden iyi? Neden çok iyi değil?
Ben: Yaaaa…Çok iyi.
Anne: Ama neden süper değil?
Ben: Öff Anne, Muhteşemdi tamam mı.
Anne: Neden bu kadar rahatsız oldun? Sınav iyi değildi dimi? Tabii canım. Sınavdan 2 saat önce çalışmaya başlarsan, olacağı budur. Sana söylemiştim. Her zaman söylüyorum …… bla bla bla
– 2 saat sonra –
Sınavım gayet iyi geçmiş olmasına rağmen o savaş yüzünden nerdeyse gözlerim yaş içinde ve yorgunum.

Akşam babam işten döndüğünde
Baba: Sınavın nasıl geçti?
Ben: Gayet iyiydi.
Baba: İyi iyi. Bir sonrakine çalıştın mı?
Ben: Evet hemen hemen. Az birşey kaldı.
Baba: Devam et. İyi çalış. Beni gururlandır.
Sınavım iyi geçmesine rağmen kendimi suçlu hissettirirdi.

Geç saatlerde bir sonraki sınav için çalışırken
Kardeşim: Sınav mı var.
Ben: Hı hı
Kardeşim: İyi

Ekim 7, 2010 Posted by | Annelik, baba, Diyaloglar | Yorum bırakın

100 saniyelik Ece’nin Pişmanlığı

Artık dışarı çıkmak istiyordum. Annemi, kocaman sesli babamı, buraya doğru Eceeee diye bağıran küçük kız çocuğunu çok merak ediyordum. İçinde bulunduğum kocaman su dolu torbaya bir kroşe, bir aparkat çaktım. Bir baktım aha yukardan su kaçırmaya başladı. Amanııın, napıcaz şimdi parmağımı deliğe tıkadım. Hah tamam oldu galiba.. Biraz zaman geçti ama nasıl böyle durabilirim ki, çok sıkıldım. Galiba parmağımı çekicem. Hem nolucak ki, annem de anlamış olur çıkmak istediğimi..

Parmağımı çektim. Hehe birazdan dışarda bi hareket başladı. Annem bi oraya, bi buraya yürümeye başladı. Sonraki saatleri çok net hatırlamıyorum, yorgun da düştüm biraz uyudum galiba. Aman annem düşünsün. Bir süre sonra sıkıldım kendimi itmeye başladım. Ama çıkış yolu karanlık napıcam. Biraz daha ittim, biraz daha. Biraz durdum, biraz ittim. İlerleyemiyorum.

Sonra nooldu anlamadım, birden bizim torbadaki su foşşş diye akmaya başladı. Çok güçlü bir ışık gördüm. Birisi aldı beni, bu annemmi acaba. Ama beni kucağına bastırmadı. Böyle anlatılmamıştı bana. O elden, o ele kendimi kaybettim. Beni bir yere yatırdılar. Annem hala yok, çok korkuyorum. Ağzımdan birşey soktular, burnumdan birşey soktular. Orama, burama soğuk metaller değdirdiler. Hala annem yok. Bir ara kokusunu duyar gibi oldum, buralarda galiba ama neden gelmiyor. Sonra beni birşeylere sardılar. Hobaaa, acaip yollar katettik, çok uzaklara gittik. Artık annem herhalde gelmiycek. Çok kormaya başladım. Bir ara babamın sesini duydum, belki annem de gelir. AA dur bakiim, bu koku çok tanıdık. Evet annem bu, yaşaaasıın. İşte kucağındayım, biraz geç geldi ama demek halledeceği işler vardı. Tamam şimdi mememi emebilirim, artık güvendeyim. Annecim, beni bir daha bırakma ne olur..

Eylül 23, 2010 Posted by | Annelik, Ece | 10 Yorum

2 yaş Çocuğuna Mektup

2 yaş çocuğuna mektup

Sevgili Ela;
Hayatıma sürpriz girişini yapalı, hayatlarımıza ve kalbime birdenbire oturalı nerdeyse 2 yıl oldu. Önümüzdeki günlerde yeni yaşını kutlayacağız.

Çok tatlı bir çocuksun. Seni arkadaşlarınla oynarken seyretmeyi çok seviyorum. Her zaman iyi geçinmeyebiliyorsun ve istediğin zaman çok atılgan oluyorsun (evet, aynı annen ve baban gibi kuvvetli iradelisin), fakat asil ve nazik bir ruhsun. Bu 2 sene içinde kendi kişiliğini oluşturmanı zevkle seyrettim.

Hergün yeni bir çizikle veya vurukla geliyorsun karşımla. Birçok çocuğa göre o kadar çok düşüyorsun ki buna bile çok alıştırdın beni. Hiç yadırgamıyorum. Mobilyaların üstünden vahşice zıpladığını izliyorum, sanırım bu çizikler son olmayacak. Umarım hep küçük olurlar. Son yarattığın kazan dışında tabii. Düştüğün yerden hemen sonra aynı yere tekrar tırmanabiliyorsun.

Şu son 6 aydır konuşmandaki inanılmaz ilerleme ile beni çok şaşırtmanla beraber bazı şeyleri söylemen beni çok güldürüyor. Arabada bana sanki yolu biliyormuş gibi yol göstermen, 1 ay önce olan artık izi bile kalmamış çiziklerini bile hala gösterip “uf oldu” demen çok komik, “kocaman”‘a “çokaman” demen beni güldürüyor, sabah kalkar kalkmaz “ayput” (ipod) neğde, kungfu panda aç” demen de çok komik. Şirin şirin söylediklerini unutmak istemiyorum ama biliyorum ki böyle yazmazsam unutacağım.

Seni bir yere bırakırken ayrılık endişesi yaşayıp biraz sorun çıkarsan da biraz sonra hemen ses çıkarmayıp ortama ayak uyduruyorsun. Hiç tutturmuyorsun, seninle gurur duyuyorum ve bir gün kreşe başladığında geçişin kolay olacağını umuyorum.
Beni gülümsetiyorsun. Beni çok güldürüyorsun. Burun kıvırmalarını ve salak suratlarını çok seviyorum. Son zamanlarda daha zor bir çocuk olmaya başladın. Tamamen kendi kafanın dikine gidiyorsun ve sürekli bir inatlaşma içindesin. Beni biraz korkutuyorsun neyseki çok sevimlisin. Aynı zamanda beni zorluyorsun. Sen de karnımdaki kardeşin de bana daha iyi bir anne ve daha iyi insan olmayı istetiyor.

Seni 19 ay boyunca emzirebildiğim için çok mutluyum. Ama bu mecbur bırakmadan dolayı da biraz suçluluk duyuyorum. Senin için emmeyi bıraktıktan sonra hasta olmanın artışı çok aşikardır. Ama söz veriyorum sana istersen kardeşinle birlikte yine emebilirsin.
Senin, benim küçük bebeğimin, bugün 2 yaşında olduğuna inanamıyorum. Bazen yeni doğmuşsun gibi bazen hayatlarımızın hep bir parçasıymışsın gibi hissediyorum. Olmak üzere olduğun küçük kız çocuğunu daha fazla görmek için sabırsızlanıyorum.

(E hep Ece’ye mi mektup yazıcam bugün de Ela’ya yazalım dedim..)

Temmuz 3, 2010 Posted by | Annelik, Ela | Yorum bırakın

"Alternatif Anne" Yayında


Gülüş Türkmen’in Yayın Yönetmenliği’ni yaptığı benim de yazılarımla katkıda bulunacağım “Alternatif Anne” yayına açıldı.

“Annelik tarzınız, hayat tarzınızdır” sloganıyla yola çıkan ALTERNATİF ANNE e-dergi, çocukları kaç yaşında olursa olsun tüm annelerin daha huzurlu, dengeli, bilinçli ve özgür olmalarına katkıda bulunmak arzusuyla oluşturuldu. Çünkü kendi hayatını akıllıca yönetebilen anne, çocuğunu da hayıflanmadan büyütür. Çünkü çocuk, mutluluğunu ve geleceğini ancak ailesinin kendisine sunduğu dünyada bulabilir.
Anneler için ve anneler tarafından hazırlanan ALTERNATİF ANNE’de her ay yeni röportajlar, tartışma konuları ve öneriler bulacaksınız.

Severek izlemeniz, paylaşmanız, çoğalmanız dileğiyle!

Annelik tarzınız, hayat tarzınız.
Alternatiflerinizi bilin!

Kendimi hep bir alternatif anne olarak gördüğüm için bu e-dergide kendime güzel bir yer buldum. İlk yazım ise “Kontrol etmeyi bırak, koçluk yap“, yayında. Herkesin kendinden birşeyler bulmasını dilerim..

Haziran 1, 2010 Posted by | Alternatif Anne, Annelik, Ben | Yorum bırakın