Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Süpersonik Biberon

Hayır arkadaşım bu bir su reklamı falan değil. Su şirketleri de peşimden koşuyordu zaten. Ama bak iyi fikir sanal reklam uygulamasına başlasam accık da para kazanırım bu işten. Her neyse konunun özüne dönersek yukarıda gördüğünüz icat, Ela’nın tüm biberonları 2 gün içinde kırması ve hala dana kadar olmasına bakmadan biberonla süt ve su içmek istemesi üzerine anırarak ”beberon beberon” diye ağlamasını müteakip babasının her zamanki Mak Gayvır kişiliğinin yüzüstüne çıkıp pet şişeden kızına el emeği göz nuru beberon yaratması olayının ürünüdür. Boşuna yok BPA’sız alalım bizim enikler zehirlenmesin, ay cam alalım daha sağlıklı diye kıvranmışız. Al işte mis gibi dışarda 0.5 tl satılan pet şişe, hem de polikarbonat değil. Üstünü de delip ağzını geçirdinmi mis gibi beberon. Daha ne istiyosun yurdum halkı. Sen de ol kendinin Mak Gayvırı yavrucuklar ağlamasın, ülke ekonomisine de katkı olsun ne diyim.


Not: Ekranınızın renk ayarı ile oynamayınız bu Ela’nın yüzündeki renkler hergünkü sanatsal çalışmalarının ürünüdür. Artık kalıcı olduğunu, isminin anlamını yüzüne yansıtmaya çalıştığını düşünüyoruz.

Bir de bugünden diyalog ekliyoruz.

Ela: Bana erişte çorbası yaparmısın anne?
Ben: Yapamam canım nasıl yapılacağını bilmiyorum..
Ela: Bak şimdi bunları pişir. Tabağıma koy

Afiyet olsun

Şubat 23, 2011 Posted by | 2.5 yaş, baba, Diyaloglar, Ela | 5 Yorum

Eskilerden Bir Diyalog

Beni tanıyan herhangi biri annemle paylaştığım denklemin nasıl olduğunu bilir. Bakalım bizim çocuklarla diyaloglarımız nasıl olacak.

Eskilerden bir örneğini hatırladığım şu diyalog herşeyi anlatıyor:

Ben: Anne?
Annem: Hmm?
Ben: Burnuma piercing yaptırmak istiyorum.
Annem: Hmm.
Ben: Ne?
Anne: Ne?
Ben: Bu evet mi hayır mı demek?
Anne: Bu bir hayır.
Ben: Ne zamandan beri hmm hayır demek?
Anne: Dünden beri.
Ben: Anne lütfen.
Anne: Hayır dedim.
Ben: Tabii ki, hayır dedin. Başka ne dersin ki, sen…
Anne: Benimle böyle konuşma.
Ben: Peki, Afedersin.
(Ara)
Ben: Anne?
Anne: Şimdi ne var?
Ben
: Lütfen, Ne istersen yaparım.
Anne: Tamam. Bu sömestir en yüksek notları getirmeye ne dersin? (Ara)
Ben: Ondan başka ne istersen.
Anne: Tabi ki olmaz. Ben söyleyeceğimi söyledim.
Ben: Ama bu haksızlık! Olamayacağını biliyorsun!
Anne: Nedenmiş peki?
Ben: İstemiyorum! Yani, Yapamam ki! Anne, lütfen ya.
Anne: Zamanını boşa harcama.

Sınavdan dönmüşüm
Ben: Selam
Anne: Sınav nasıldı?
Ben: İyi
Anne: İyi mi? Neden iyi? Neden çok iyi değil?
Ben: Yaaaa…Çok iyi.
Anne: Ama neden süper değil?
Ben: Öff Anne, Muhteşemdi tamam mı.
Anne: Neden bu kadar rahatsız oldun? Sınav iyi değildi dimi? Tabii canım. Sınavdan 2 saat önce çalışmaya başlarsan, olacağı budur. Sana söylemiştim. Her zaman söylüyorum …… bla bla bla
– 2 saat sonra –
Sınavım gayet iyi geçmiş olmasına rağmen o savaş yüzünden nerdeyse gözlerim yaş içinde ve yorgunum.

Akşam babam işten döndüğünde
Baba: Sınavın nasıl geçti?
Ben: Gayet iyiydi.
Baba: İyi iyi. Bir sonrakine çalıştın mı?
Ben: Evet hemen hemen. Az birşey kaldı.
Baba: Devam et. İyi çalış. Beni gururlandır.
Sınavım iyi geçmesine rağmen kendimi suçlu hissettirirdi.

Geç saatlerde bir sonraki sınav için çalışırken
Kardeşim: Sınav mı var.
Ben: Hı hı
Kardeşim: İyi

Ekim 7, 2010 Posted by | Annelik, baba, Diyaloglar | Yorum bırakın

Ela’nın Babasından

Merhaba;
Ben Elanın babası olarak bu mobilya kesme bicme isine bi aciklama getirmek istiyorum 🙂 Oncelikli olarak sunu belirtmek isterim ki esimin esprili yaklasimi sanirim disaridan bazen baya yanlis algilaniyor 🙂 Isin ozune gelecek olursak aslinda yaptigimiz olayi sadece Elanin guvenligi icin esyalari modifiye etmek olarak algilamak yanlis olur. Cunku mobilyalarimizi kesip bicerken, yada bi kismindan kurtularak azaltirken , hem kalabaligin bizim uzerimize gelmesinin, hem Ela icin olusturduklari tehlikenin, hemde Elanin baktigi acidan bakmaya calistigimizda ne kadar rahatsiz edici oldugunu farketmemizin etkisi buyuk. Soyle bi ornek veriyim; Bence Ela bizim (yetiskinlerin) dunyamizda Guliver’in devler ulkesine gittiginde hissettigi seyleri hissediyor. Yani amac sadece onu tehliklerden korumak degil ayni zamanda olaylarin daha cok onun gorus seviyesinde gerceklesmesini saglamak, yada ona daha genis bir alan sunmak. Evet Ela her gittigi yerde bu imkanlarla karsilasmayacak ve bizde bunun farkindayiz. Ama neden kontrolumuz altinda olan bir yerde daha rahat ve guvenli yasamasin?

Yorumumun buraya kadar olan kismi biraz felsefi idi. Bundan yazacaklarim ise tamamen icgudusel. Ela’nın yaşında bir cocuga (bebek o hala ve sanirim hep bebek kalicak 🙂 ) yapilmasi gereken yada yapilmamasi gereken seylerin oyle rahatlikla ogretilebilecegine inanmiyorum. Yani 18 aylık bir bebeğe elektrik prizine çatal sokmaya çalışmak tehlikelidiri anlatmak, anlatsanız bile anladığından ve kesinlikle yapmayacağından emin olmak bana gore imkansiz. Yada bizim yaşadığımız kazadaki gibi bir olayın olmasına o yaştaki bir çocuğu ikna ederek engel olmak imkansız. Kabul ediyorum bunları her çocuk yapmaz ama bunları yapmayan bir cocuk bile olsa genede bu tür olaylar bir kere oluyor ve olduğunda hissettiginiz tam olarak şöyle; Ben Elanın üstünde o dolabı gördüğümde hayatım boyunca (yaşım 33 ve çok şey yaşadım) hissetmediğim bir acı ve üzüntü hissettim. Bir daha böyle bisey görmektense evdeki her mobilyayı kapıya atabilirim, kesebilirim , yakabilirim 🙂

Uydu’dan NOT: Bakış açımızı çok güzel anlattığı için cocanın yoruma bıraktığı bu yazıyı post olarak yayınlamaya karar verdim..

Ocak 8, 2010 Posted by | baba, Ela | 3 Yorum

Baba, Kız ve Kutsal İnek Tatile…

En sevdiğim mevsimdir sonbahar. Herkesin aksine yazdan ve sıcaktan nefret ettiğim için sıcakların azalması, herkesin evine barkına dönmesi mevsimini çok severim. Sosyalleşmenin mevsimidir. Küçükken okul tekrar başlıyacak arkadaşlarıma kavuşucam diye sevinirdim. Tatillerim de güzel geçerdi aslında ama yine de sonbahar ayrı bir tatlı olurdu benim için. Büyüyüp kendi organizasyonlarımı kendim yapmaya başladığımdan beri de Eylül ayında tatile giderim. Hava dışarıda dolaşılmayacak kadar boğuculukdan kurtulmuş olur. Deniz tatlı bir sıcaklıkta olur. Bu sene yine sezonu tatile giderek kapatıyoruz. Önümüzdeki günlerde çekirdekimsi aile olarakdan yine yollara dökülüyoruz. Çantalarıma kitaplarımı koydum bile. Elanın da çantası hazır. Cocanın çantası son dakikalarda hazırlanır. Hatta yurtdışına çıkmadan 2 saat önce çantasını hazırladığımızı bilirim. Onun acelesi yoktur.

Zaten bagajlarımızın yarısını teknolojik malzemeler oluşturduğu için son dakika hazırlanır. Biz ailecek doğayı çok severiz 5 saatlik yola yoldaki meyve ağaçlarında dura dura 8 saatte gideriz. Ama buna rağmen tezatlar ailesi olarak Ela da dahil evdeki çeşitli boyutlardaki kişibaşına düşen 2 bilgisayar, bilgisayarvari teknolojik alet, Gps, yine kişibaşına düşen 1 fotoğraf makinası ile biz teknolojiden de kopamayan bir aileyiz. Cocayla ikimizin de işimiz gereği bilgisayarımız sürekli yanımızda gezer. Nereye gitsek teknoloji filomuzun kompakt olanlarını götürürüz. Bir de yanına Ela’nın kendi başına bir bagajı kaplayan filosu (bebek arabası, araba koltuğu, oyuncakları, kitapları ve kıyafetler) ile biz 3 kişilik dev bir aileyiz.

Şimdi yollara düşmemize daha biraz varken bunu niye yazdım. Bu ara içimden çok yazmak gelmiyor. Gidene kadar bir kere yazmak istedim. Ama bu depresif modumdan değil, dinlenmek istiyorum. Eylül ayının sakinliği beni de sardı. Güzel sabah kahvaltıları yapmak, sahilde çayımı yudumlarken Ela’nın kumlarla oynamasını seyretmek, öğlen uykularına yatmak, cocayla balık tutmaya gitmek, Ela ile yeni keşifler yapmak ve kendime gelmek istiyorum.. Belki dönünce bomba gibi olurum:)

Dönünce yapılcak çok iş var. Yarım bıraktığım bir sürü konu, gidilecek yerler, bitirilecek işler var. Ama şimdilik biz ;14 aylık Eloş, 396 aylık coca ve 388 aylık ben tatile gidiyoruz.

Eylül 14, 2009 Posted by | baba, Tatil | 6 Yorum