Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Evli, Uyuz ve Çocuklu

Geçen hafta içinde cocanın Amarikanya çıkartmasını fırsat bilip biraz gezdim sanırım. En son cumartesi akşamı evli, uyuz ve çocuklu olarak 10 yıllık arkadaşlarımla fasıla gittim. Evet, ben fasıla gittim. Bünyeye çok ters bir hareket yaptığımdan ortamdaki muhabbet dışında ilgimi başka şeyler çekti diyebilirim. Öncelikle arkadaşlarımı çok özlemişim, ama en son bıraktığımız yerden aynı geyikle devam edebilmek çok güzel. Sadece yaşlarımız artık 30’un üstünde. Onun dışında eğer mizah ve geyik kapasitem yüksek kaldıysa birinci suçlu cocamdır ikinci suçlu ahan da bu gruptur.

Herneyse gece tiplemeleri ben gitmeyeli çok değişmiş. Eskiden kızlı erkekli gruplar olurdu. O gün akşam ortam bildiğiniz kadınlar matinesi gibiydi. Biz zaten 6 kişilik bir masaydık. Yanımızda 15 kişilik başka bir masa daha vardı ama yaşları bizden 10-15 yaş daha gençti. İncelemelerime göre yeni nesil kızları şöyle.
Hepsi birbirinin aynı. Bildiğin kopyala yapıştır gibiler. Saçlar genelde sarı veya platin, koyu renk çok az. Genel olarak aynı şekilde açık bırakılmış ve bukle bukle bir fön çekilmiş. Bir de dağınık, yüzün gözükmese de olur. Zaten kimse yüzlerine de bakmıyor. Ben bakmadım açıkçası. Kısa elbise giyilecek. Mümkünse siyah, biraz iddialıysan leopar desenli giyebilirsin. Ama en uzunu dizden 10 cm yukarda olucak. Daha uzun birşey giyen görmedim. En az 10 cm topuklu ayakkabı giyilecek. Ve mümkün olduğu kadar zayıf olunacak. Kemiklerini görsek en iyisi. Obezite bu yaş grubuna uğramıyor. Bak en sevdiğim kısımları bu, ama ne yemeyerek veya ne yiyerek bu kadar zayıflar orayı bilemiyorum tabii. Her türlü müzikte aynı figürlerle dansediyorlar. İşte benim gececi yüzüm bu kadar. Arkadaşlarımla da bir kuple geyik yapabildim. Sonra gay bir solist çıkıp da detone sesiyle bağrınınca balkabağına dönüşmeden zaten kafası sessizlik arayan 2 çocuklu öbür arkadaşımla ordan kaçtık.
Mümkünse beni sessiz yerlere davet edin anacım. Doğayla içiçe yerler de olur. Deniz kenarına da gelebilirim. Ama bir 7-8 senedir böyle bir yere gitmiyordum. Bir daha da gitmem herhalde. Kızımın peşinden ajan olarak cocayla gitmemiz gerekmezse tabii.. Neyseki henüz hala 9.30’da poposunu devirip yatacak yaşta..
Reklamlar

Mart 22, 2011 Posted by | Ben, eğlence | Yorum bırakın

Salıncakdan Kim Düştü?

Hayır, Ela değil.
Ben!

Şimdi de yeni akrobasilere imza atan büyük eniğimin salıncakdan atlamasına müteakip ani bir refleksle yandaki salıncakdan tepe taklak düştüm. Hafif çaplı sakatlandım, sırtım, belim tutmuyor. Bu da yetmezmiş gibi Ela hanım kah kah gülerek nasıl düştüğümü, nerelerimi vurduğumu önüne gelene anlatıyor ve sevgili kardeşim dahil akrabalarım ”geçmiş olsun” diye arayıp bir de bu yaşda salıncakdan düşebilme kabiliyetim nedeniyle kıs kıs gülüyorlar. Allah herkese benimki gibi bir enik versin de anlasınlar diyorum. Terbiyesizler, hıh, burdan sitemimi de attım.

Şubat 26, 2011 Posted by | Ben | 3 Yorum

Sarkozy ile tanıştım

Bugün Sarkozy ile tanıştım.

Tamam teknik olarak onunla tanışmadım… fakat onu gördüm. Peki, teknik olarak onu görmedim.. ama polis korumalarının olduğu takımı ve otobüsü ve jipini gördüm. Sanırım yakınlarda olabilir. Ben de bilgisayarımın başındayım. Bunu da ünlü görme listeme ekliyorum.

En son ünlü görme olayım kardeşimle yazın bir otelin cafesinde kahve içerken olmuştu. Sanırım 2 yaz önceydi. Kahvelerimizi söylemiş bildiğin geyik yapıyorduk. Bir adam geldi yüzünde de kirli sakal vardı, arkasında da bir sürü insan.

Ben: *fısıldayarak* Şu adam aynı Kenan Doğulu’ya benziyor!
Kardeşim: Çünkü o Kenan Doğulu, ileri zekalım.
Ben: Hadi ya! Çok küçük görünüyor. Sanırım onu döverim ben.

Ve kesinlikle dövebilirdim. Ama yemek için ordan acele ayrılmamız gerekti. Tabii dövüceğimden değil. Kimseye el kaldırmam ki ben. Ama tüysükletti valla.

Bir de Pelin Batu’nun canlı yayında uyuduğu sahneyi gördünüz mü. Çok komik.

Şubat 25, 2011 Posted by | Ben, zırva | 1 Yorum

Tron Harikası

Bir süredir coca insanının, insandan hallice yaşamıyla ilgili (niye kendiminkini bıraktım onu dert ediniyorum bilmem ama) memnun değildim. Çünkü kendisi hiç üstüne vazife değilken 6.30’da kalkıp sonra 9’a doğru işe gidip, malakdan 10 kalori kadar daha fazla yakarak akşam eve gelip, kışın da etkisiyle çocuklardı, karıydı derken geç saatte yattığı için. Otlardan 1.5 mebla daha iyi bir hayata sahip olduğu için kendisi ile görüşmemiz de genelde Ela’nın araya giren kafasından bir o tarafa bir öbür tarafa kaykılarak veya gece koridorda karşılaşarak olduğu için rekreasyon çalışmalarına girmek bana düştü. Zaten ahırdan hallice evimizde bir süredir yapmak istediği inşaat çalışmalarına veya 1001 hobisinden biri olan dal budama, bonzai türü aktivitelerini de yapamadığından bari çok sevdiğimiz sinema olayına girdireyim şu adamı dedim. Kurtarırsam ben kurtarırım. Evdeki her canlının mutluluğunu amaç edinmişim bir kere..
Neysem binbir organizasyonla evdeki canlıların hiçbirinin düzeni bozulmadan birinin külahını öbürüne, berikinin takkesini de birine geçirerek bir akşam beraber dışarı çıkmayı ayarladım. Evden de beraber çıkmadık, orda buluştuk. Ben filmin saatini yanlış bilince filmin öncesinde 3 saatimiz oluştu birdenbire. Yemek yedik, gezdik, kahve içtik yeni sevgililer gibi takıldık. It’s a date yani. Gülmekten, konuşmaktan ve uydurmaktan filme girerken pilim bitti sanmıştım. Meğerse gece yeni başlıyormuş.
Tron Efsanesi. Abicim o ne filmdi öyle. Yemin ediyorum 5. Elementle, Matrix arası birşeyler seyrediyor gibi oldum. Bir de bu adamlar bu filmin ilkini 28 sene önce çekmişler bu filmi çekebilmek için bu kadar zaman teknolojinin gelişmesini beklemişler resmen. Ama eğer bu kafalarındaysa ve teknolojiyi bekledilerse çok ileri görüşlüler brevo diyorum. Neyse cocayla elele harika bir film izledik. Resmen bitsin istemedim. Kullanılan teknoloci, kıyafetler, konu, aksiyon vs harikaydı.


Bu kızın saç kesiminden.

Bu evden ve şu kızın kıyafeti ve giydiği yağmurluk ve şemsiyesinden istiyorum. Ha bir de bu kızınki gibi vucud.

Anlıycağınız gece çok güzel geçti. Sonra dışarı çıkınca bütün akşam yaşadığımız beyin şokuna bir de vücut şoku ekledik. Dondurucu soğuktan barnaklarımız dona dona eve dönüp çocukların totolarını dikmiş yatmış olduklarını görünce daha bir rahatladık. Şimdi beynimde yeni tilkiler ne yapsam da yeni bir akşam yaratsam diye düşünüp duruyor. Aman kimse duymasın.

Şubat 15, 2011 Posted by | Ben, coca, eğlence | 2 Yorum

Arabanın Yanındaki Siyah Sürtük!

Sevgili Cocacım;

İtiraf ediyorum. Arabanın yanındaki siyah sürtük benim yüzümden oldu. Nerdeyse kapalı gözlerle araba kullanırken arabayı sürttüm. Haberin olsun.

Şubat 14, 2011 Posted by | Ben | 6 Yorum

Sütüphane

* Yaw yazıcak çok şey var sürekli aklımda birşeyler dolaşıyor ama zaman bulamıyorum hepsi geçip gidiyor. Tam bir sütüphane oldum. Ece’nin süt ihtiyacı çok arttığından benim sütüm tekrar artsın diye Ece emmeyi bitirince dibini Ela’ya emziriyorum. Canım çıkıyor bebelere süt yapıcam diye. Geliiin sütüphane burdaa..

* Ela çok manyak bir çocuk oldu. O kadar hikayeli ve tatlı ki. Artık ve sonunda onunla vakit geçirmek kolay ve eğlenceli oldu. Bugün öğlen yemeğimizi alıp aşağıdaki parka gittik beraber. Havada güzeldi, bildiğin piknik yaptık. Uzun zamandır güneşi göremiyorduk, çok şükür.
* Bakıcı döndü çok şükür. Onun dönmesinin şerefine geçen hafta içinde tüm hafta gezdim. Çok iyi geldi. Allah başımdan eksik etmesin:) Havaların ısınmasını en azından güneşli günleri dört göz bekliyorum.
* Ece gündüz uykularını çok kısalttı. Evet kendi kendine uyuyor ama 45 dakikada uyanıyor ne yapıcağımı bilemiyorum. Akşam 8’den sabah 8’e uyuyor çok şükür. Ona da nazar değdiricem diye çok korkmaktayım. Sanırım büyüme aşamasında, herşey çok dikkatini çekiyor. Zaten uyanır uyanmaz bir gülüyor ve oynamak istiyor anlatamam.
* Aklımdakileri gene yazmadım sırf birşeyler yazmak için yazdım. Aklımda olan tek şey yazamadıklarım değil, kafamda da bir proje var aynı zamansızlıktan çalışamıyorum.
* Artık bu kilo verme olayına eğilmem şart. Tüm güzelliği çocuklara verdik, yaratığa döndüm. Çok mutsuzum.

Şubat 9, 2011 Posted by | 5.ay, Ben, Ece | Yorum bırakın

Annelik Hiperaktivitesi

“Merhaba, Adım Esra, ve bende annelik hiperaktivitesi var”

Selam, Esra.

Son dikkatimin dağılmasından sonra 5 dk geçti.

*alkışlama*

Ooh, parlak bir şey!

Balık gibiyim.

Başka böyle hisseden var mı? Geçen gün kendime 30 dakika ayırdım – mutluluk dolu, kesilmeyen kalbim ne isterse yapabildiğim 30 küçük dakika. Fakat ne yapmak istediğim üzerine enerjilerimi odaklayamıyorum. Çok seçeneğim vardı! Bir dergi okuyabilirdim, bir banyo yapabilirdim, küçük bir uyku uyuyabilirdim, çocuklarımla dışarıda gezebilirdim, maillerime bakabilirdim, yazı yazabilirdim, izlemek istediğim birşey izleyebilirdim….liste sonsuzdu.

Bir sürü işi bir arada yapmak istiyorum. Birini yaparken aklım öbüründe kalıyor. Eskiden de multifonksiyonel birisiydim, çalışırken bile bir sürü işi birarada yapardım ama şimdi hayatım öyle oldu. O yüzden dingin olamıyorum, kafam sürekli tilkilerle. Bende artık annelik hiperaktivitesi var.

Ne?

Bir seferde tek birşeye odaklanamıyorum – bir kaç şeyi birarada yapmak zorundayım. Biliyorum kadınlar daha çok multifonksiyonel ve ben de buna tam olarak uyuyorum. Şu anda mesela, birçok pencere açık, blogları okuyorum bir sürü farklı konuda, yazı yazıyorum, birşey çizmeye çalışıyorum, Dexter izliyorum ve kocamla arada bir sohbet ediyorum.

Fakat, daha fazla gerçekten daha iyi mi? Bence bazen dikkat dağılmaları iyi ama bazen gerçekten çok dikkat dağıtıcı oluyor:) Nasıl daha iyi odaklanabilirim? Eğer her aklıma gelen şeye o anda başlamazsam, hiçbiri yapılamayacakmış gibi geliyor. İşler bittiğinde hoşuma gidiyor ve birşeylere başlamayı sevmiyorum. Eşim tam tersi. O yeni şeylere başlamaya bayılıyor ama sonra ilgisi dağılıp biryerlerde bırakabiliyor. Ama konsantrasyonu çok yüksek. Tek birşeye konsantre olduğunda bizi bile duymaz. Bende annelik hiperaktivitesi var ve geçeceğini sanmıyorum.

Şubat 8, 2011 Posted by | Annelik, Ben | Yorum bırakın

Gerzek değilim sadece 2 çocuğum var.

* Naber? Daha totoyu toplayamadınız değil mi? Valla ben de. Sanki tatilden gelmişim de adapte olamıyorum gibi bir ruh hali var üstümde. Halbuki naaptık ki, biraraya gelip biraz sohbet ettik, Ela kuzenimle yoga falan yaptı, biraz komik danslar yaptık o kadar. 2011’e son 3 senedir yaptığım gibi emzirerek girdim. Demek ki bu sene de memeleri evin çocuk halkına açmaya devam edeceğim.


* İçimde garip bir huzur var bugünlerde. Değişen hiçbirşey olmadı demekki ruh halinin değişmesi yeterliymiş. Pazar günü ”anne firarda” yı çevirip sabahdan akşama dışarda olmamın etkisi büyük sanırım. Sabah eski günlerdeki gibi Zara’nın indiriminin başladığını öğrenip canım arkadaşımla kendimizi Massimo Dutti’ye attık. İkimiz de son 3 senedir hamilelik bebek derken kendimize doğru düzgün birşey alamamanın verdiği gazla bizden başka diğer 100 kadınla orayı talan ettik. Şaka değil tam 1 saat sıra bekledik ödemek için. Öğleden sonra da cocayla firar ettik. Onla da eski günlerdeki gibi boş boş boş boş bakınarak gezdik. Benim için keyifli bir hafta sonuydu yani.

* Hamilelik beynini bilirsiniz. Hani şu moronluğunuzun çok arttığı mental durum. Hamilelik biter ama siz hala o moronik durumda kalırsınız. Emzirmenin yoğun olduğu sürece de o durum devam eder. Bunun en illüstratif örneklerinden birini geçen hafta yaşadım. Bir avm’de karşılaştığım bir arkadaşımla ayaküstü sohbet etmeye başladım. Arkadaşımın iki yanında da iki kadın var. Konuşurken konu çocuklardan açıldı. Kadınlar da konuya katıldılar. Ben de kadınlardan birine sizin de çocuğunuz var mı diye sordum. Öbür taraftaki kadın ”Hayır, o benim kızım” dedi. Meğerse sorduğum kişi 13 yaşındaymış:) Gerzekliğin son sınırı bir suratına baksana kadın. Çocuk olduğu da belli oluyormuş yani.
Ela’nın mygym saatlerini bir türlü kavrayamıyorum. Hafta sonu coca hafta içi annem götürüyordu. Anneme hafta sonu saatini, cocaya hafta içi saatini söyleyerek sürekli birini erken birini de geç gönderiyorum. Onlar da ısrarla bana soruyor orda da bir saçmalık var o ayrı.

* Annemi çocukların bakımından emekliye ayırdık. Aslında mağlulen emekli oldu diyebilirim. Kolunda bu sefer de kas yırtılması oldu. Kolunu bile kaldıramıyor. Kadının 2.5 senede haşatını çıkarabildik, bravo bize. Çok çok üzgünüm onun için. İşin kötü tarafı benim ona yararım dokunamıyor, iki çocukla sadece köstek olurum. Şimdi tedavi olucak umarım biran önce iyi olur.

* Ece bu ara sevimlilik atağında. Öyle bir gülüyor ki ağzı yarılacak sanki. Her uyandığında resmen konuşuyor kendi kendine. Gece onun konuşmaları ile uyanıyoruz. Ela uyanır uyanmaz ağlardı. Ece kendi kendine konuşuyor.

* Ela tekrar huysuzluk nöbetlerine başladı. Sanırım Ece’nin biraz büyüyüp etraftaki insanların ilgisini daha çok çekmesi ile Ela ikinci bir nöbete başladı. Yine dikkat çekmek için acaip şeyler yapmaya girdi. Evde çok fena sıkılıyor tabi. Artık bahar gelsin ve hayatımız tekrar renklensin çok istiyorum.

* Günler nasıl geçiyor anlamıyorum. Aslında bazı günler çok zorlu geçiyor. Çünkü her günümü 2 bebek ve bir bakıcı ile geçiriyorum. Ece günde 3 kere uyuyor ve sonra da akşam 8’de uyuyor. Onun düzenini bozmamak için çıkıp gelip ona süt yetiştiriyorum. Arada Ela’yı dışarı çıkarıyorum ama onun da öğlen uykusu ve akşam uykusu, yemekleri, tuvaleti ile rutinlerinin birbirinden bu kadar farklı olması beni çok yoruyor. İki kadın akşama kadar sürekli paslaşıyoruz. Çocukların aynı saatte uyuduğu andan istifade de yemek yapıp ortalığı topluyoruz. Bakıcının benden daha çok vakti oluyor. Ben çok çalışıyorum. Bunları şikayet etmek için yazmıyorum. Bu bir dönem. Ben bu dönemi kabullenmiştim. Şimdi günleri tek tek geçirerek daha rahat olacağım günlere gelmek zorundayım. 2 tane çocuk isterken bunun bedelinin zor olacağını tabii ki biliyordum. Çok yorgunum ama bunlar tatlı yorgunluk, her gün günbegün büyüdüklerini görüp ufukta ışığı görüyorum sanırım:)

Ocak 3, 2011 Posted by | 4.ay, Annelik, Ben, Ece, Ela | 5 Yorum

2011’e Geçerken

Bakalım geçen sene neler ummuşuz, neler olmuş. İşte geçen sene bloguma yazdığım dilediklerim tablosu.


1. Mutlaka Zayıflamak (hahahahahahaha – bebek doğurduğum için mazeretli sayılırmıyım)
2. Evimize taşınmak. (oldu..)
3. Sağlık, sağlık sağlık -küçükden büyüğe hepimiz için – 2010 bize iyi davransın lütfen. (fena değildi, ciddi bir sağlık problemimiz çıkmadı)
4. Az çalışmak, çok kazanmak (yarım sayılır, az çalıştım ama çok kazanmadım:))
5. Yeni bir bebek (en azından karında) (buna yıldız koyabiliriz, yeni yılın ilk günlerinde bebek haberimizi aldık ve bebeğimiz doğdu.)
6. Çok gezmek, az oturmak, çok seyahat etmek (aslında az gezmedim, özellikle hamileyken)
7. Daha çok eğlenmek, daha çok arkadaşlarla vakit geçirmek (elimden geleni yaptım, yapıyorum)
8. Eşimle daha da keyifli vakit geçirmek (şu son 3 aydır biraz az görüşebiliyoruz ama bu konuda da çabalıyoruz)
9. Kızımı hep eğlenirken, mutlu görmek (çok şükür)
10. 1 kere de olsa yurtdışına seyahate gitmek (malesef bu sene hamilelik, bebek sınırları aşamadık)
11. Kayak olayını çözmek (malesef, yine hamilelik bebek kayak olayına da giremedik)
12. Yardıma ihtiyacı olan herkese özellikle çocuklara yardım etmek (elimden geleni yapıyorum)

Evet çok uçuk şeyler istememişiz hayattan bu sene, hayat da bize iyi davranmış. En güzeli istediğimiz bebeği hemen bize verdi. Çok şükür ciddi bir sağlık problemimiz de olmadı..

Gelelim yeni seneye işte aşağıda bu seneden beklentilerim..
1. Yeni bir bebek – şaka şaka – bu bebek bildiğiniz doğurulan bebeklerden değil, benim kafamda oluşturduğum bir proje bu sene doğmasını çok istiyorum. Yani bu sene beklentim, işle ilgili.
2. Yeni bir araba – olur mu olur biz evrene gönderelim de.
3. Ela’nın artık okula gitmesi
4. Bir kere yurtdışı seyahati
5. Uzun bir yaz tatili
6. Sağlık, sağlık, sağlık – çocuklarım, ben, cocam, ailem herkese sağlık.
7. Cocamın bu sene de askere gitmemesi
8. Cocamla bir kere başbaşa küçük bir kaçamak.
9. Mutlaka zayıflamak – bu sene bunu da çözmek çok istiyorum..
10. Cocamın projesinin de gerçekleşmesi.

Evet geçen sene bize iyi davranmıştı umarım seneye de böyle güzel sonuçlar alırız.
Herkese mutlu ve sağlıklı yıllar.

Aralık 30, 2010 Posted by | aile, Ben | 4 Yorum

Bisiklet ve Dayım

Küçükken arkadaşım Cenk’e 7. yaş gününde bisiklet almışlardı. Cenk çok yaramaz bir çocuktu. Bisiklet alındıktan az sonra alıştırma tekerlekleri olmadan bisiklete binmeyi öğrendi ve mahallenin en havalı çocuğu haline geldi. Bazen annem işte iken anneannemlerin evinde karşı komşumuz olan Cenk’lerin evine giderdim. Ondan bir yaş küçüktüm. Cenk benimle hiç resim çizmek istemezdi veya oyun da oynamazdı. Ama apartmanda diğer kızlarla oyun oynarken de gelip herşeyimize burnunu sokardı. Yandaki yokuşdan bisikletini hızla sürer ve biz kenarda dururken önümüzden geçerken motorsiklet sesleri çıkarırdı.

Bir gün, oturup Cenk’in havalı olmasını seyretmekden çok sıkıldım. Ben de havalı olmak istedim. Cenk’den bana bisiklete binmeyi öğretmesini istedim. Yeterince kolay görünüyordu.

Bana nasıl oturulacağını ve nasıl pedal çevrileceğini anlattı. Üzerinde ben oturuyorken beni itti. Sanki kendim sürüyormuş gibiydim! Nerdeyse en iyi bisiklet sürücüsü olduğuma dair emin olmuştum.

Yandaki yamaçdan bir kaç kere beraber indik ve çıktık. Fakat 3. seferde, Cenk beni yamaçdan aşağı hafif itti ve “Bakalım tek başına yapabilecekmisin” dedi. Hafif çimenlik yamaçdan aşağı kendimi bıraktım sonra bisikletin bir tarafı bir meşe ağacına çarptı, ben bir tarafa bisiklet bir tarafa düşerek durduk. Cenk, niye böyle birşey yaptı bilmiyorum. Şakacılığı ve çocukluğunun verdiği öngörememe olduğunu düşünüyorum.
Yamacın sonunda yüzümde 2 yerden kan akarak yatıyordum ve bisikletlerin çok tehlikeli olduğuna, hiç yanaşmamak gerektiğine karar vermiştim. Nasıl o yaşdaki aklım böyle bir şeye karar verdi bilmiyorum ama o zaman bisikletlerin şeytan makineler olduğuna ve beni yokedeceğine ikna olmuştum.

6. doğum günüm birkaç ay sonraydı. Ve geldiğinde çok heyecanlıydım. Bir midilli veya uzay gemisi istemiştim (şimdi ne kadar gerçekçi olduğumu anlıyorum, aslında kendi küçüklüğümü biraz deşsem Ela’nın kime benzediği ortay çıkar) ve bana bir midilli alacaklarına nerdeyse emindim. Kalkar kalkmaz mutfağa, annem ve babamın yanına gitmiştim.

Annem bana hediyem için dışarı çıkacağımızı söylediğine bir midilli aldıklarına emin olmuştum. Canlı ve sürülebilir bir hayvanım olacağı için o kadar heyecanlıydım ki kapının yerini unutup bir süre içerde ata binermiş gibi koşturup durmuştum.

Kendimi kontrol etmeye muvaffak olup evin dışına doğru yolumu bulduğumda, arka bahçeye koşup orda bekleyen midillimle kavuşmak için can atıyordum. Hayretimi düşünün midilli yerine bir bisiklet orda duruyordu. Bir kaç zilisaniyede aşırı yüklenmiş doğum günü modundan annem babam beni öldürmeye çalışıyormuş gibi bir ruh haline geçmiştim.

Çığlık atarak ve ağlayarak doğum günü hediyemden uzaklaştım. Ailemin beklediği reaksiyon bu değildi tabikine.

Ailem muhtemelen ilk bisiklet maceramın beni nasıl travmatize ettiğini hafife almışlardı. Hemen zarar kontrol moduna girdiler. Çok güzel bir ses tonuyla annem ”Sana bisiklet binmeyi öğretmeme ne dersin?” diye sormuştu. Yüzümü annemin bacağına gömüp daha çok ağlamıştım. Dayım ”Ben seni tutarken pedalleri çevirebilirsin! Çok eğlenceli olur” demişti.

En sonunda beni nasıl ikna etti bilmiyorum, hatırladığım bir sonraki şey kuzenimin büyük bisikletinin selesinde oturmuş teröre uğramış gibi dayıma asılmamdı.

Dayım arkada oturarak yavaşça pedal çevirmiş ve beni bisikletlerin eğlenceli olduğu ve tüm kanımı emmek isteyen tehlikeli şeytansı yaratıklar olmadığı konusunda sakinleştirmek için elinden geleni yapıyordu. 5 dakika geçti ve hala bisiklet tarafından hunharca öldürülmemiştim, böylece biraz rahatlamaya başladım. Annem yolumuzun üstünde durup hayranlıkla seyretti. Bir anlığına harika bir aile zamanıydı.

Sonraki bir kaç dakika hayatımda bir dönüm noktasıydı. Dayım ve ben başka bir yüzeye doğru yelken açmıştık. Hafızamda sesini şöyle hatırlıyorum : “Haaaaaa… haaaaaa… haaaaaaa… çok eğlenceliiiiiiiii! Süüüpppppeeerr! Hayyyydddii çimleerdee süüüreeliiim!”

Sanırım yani öyle tahmin ediyorum ki bisiklet deneyimimi zenginleştirmek için dayım değişik yüzeylere doğru yönelmek istemiş, ve bisikleti çimlere doğru kırmıştı.

Nasıl oldu da kayaya çarptık ve ikimiz de alaşağı olduk ve yerlere saçıldık bilmiyorum; kesinlikle çok hızlı falan gitmiyorduk. Bildiğim tek birşey var ki dayımın ön tekeri kayaya çarptığı anda, zor kazanılmış güvenim de bir atılmış bir muz kabuğu gibi büzüştü.

Dayımın 110 kg’lık tüm bedeni dirseğimin üzerindeydi. Zorlukla dayımın altından kendimi kurtardım ve anneme koştum. Dayım utanç çuvalı gibi yüzüstü yerde yatıyordu.

Bisikletlere karşı korkum yaklaşık 6 yıl daha devam etti. Tüm arkadaşlarım bisiklete binip hava atarken, ben arkalarından koşup gururumu korumaya çalışıp fakat başarılı olamayan garip çocuktum. Yıllar sonra 12 yaşımda tekrar bisiklet denememi yaparken yine bana özgüven vermeye çalışıp bu sefer başarılı olan ve ondan sonraki 10 yıl boyunca bisikletin tepesinden inmememi sağlayıp aileme nerden aldık bu bisikleti dedirten yine dayım oldu. Bugün bu olayları hatırlayıp kendi kendime gülümsedim. Onu ne kadar az andığımı düşünüp üzüldüm biraz. Deli derlerdi ona; o deli, ele avuca sığmaz kişiliği ile bundan 14 sene önce 39 yaşında bizleri yine şok ederek aramızdan ayrıldı. Yaşasa şimdi 53 yaşında olacaktı. Yine eğlenceli başlayıp hüzünlü bitirdim yazıyı ama bu sefer elimde olmadı. Nur içinde yat dayıcım. Bana ve ailedeki tüm çocuklara sonsuz cesaret veren tek insan. Onun çocukları ile benim aramdaki farklara bakıyorum ve ondan çok ders alıp çocuklara vermek istediğim en önemli şeyin cesaret ve özgüven olduğunu artık biliyorum.

Aralık 15, 2010 Posted by | aile, Ben, eğlence | 6 Yorum