Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Kadınlar kendilerini sevmeli

Haftada bir gün birkaç dakika ayırıp kendimiz hakkında neleri sevdiğimizi düşünmeliyiz. Favori bir fiziksel özellik olabilir, bir kişilik özelliği olabilir, yetenekler veya herhangi bir şey. Çekingen olmayın. Sizin tarafınızdan size yazılan bir şükran günlüğü gibi düşünün. Dove Özgüven Fonu tarafından görevlendirilmiş “Gerçek Kızlar, Gerçek Baskı: Özgüven Üzerine bir Ulusal Rapor,”‘a göre:

  • 10 kızdan 7’si, görüntüleri, okuldaki performansları ve aile ve arkadaşlarla ilişkileri de dahil olmak üzere kendilerinin yeterince iyi olmadığını düşünüyor.
  • Kızların %57’si kendi görüntülerini eleştiren anneye sahip
  • 8-12 yaş aralığındaki kızların %91’ine kıyasla 13-17 arası kızların %67’si kendilerini kötü hissettiğinde annelerine sığınıyorlarmış.

Kadın olarak ne kadar özgüvenimiz yüksek olursa, çocuklarımızı da o kadar kendine güveni yüksek yapabiliriz. Tamam, ben başlıyorum. Espri anlayışım olduğu için çok mutluyum. O olmadan hayatı çok ciddiye alırdım. Beni tanıyanlar, cıvıtmaya ne kadar hazır olduğumu, geyik yapmayı ne kadar sevdiğimi bilir.

Şimdi sıra sizde. Siz kendiniz hakkında ne seviyorsunuz?

Yorumları istatistik gibi yayınlayacağım. Hadi kızlar. Herkes kendi hakkında neyi seviyor. Kendiniz hakkında olucak ama çocuklarım olduğu için çok mutluyum falan değil.

Aralık 2, 2010 Posted by | Ben | 5 Yorum

Sessizlik

Çok nadir sessizlik isterim.

İnsanları severim. Sohbetle enerji kazanırım. İnteraksiyondayken en mutlu olurum.

Fakat son günlerde, içsel ses kapatma düğmeme basmak istiyorum.

Açıkçası sorun sizde değil.

Sorun bende.

Evde o kadar çok ses var ki.

Kendimden sıkıldım.

Aşağılayıcı anlamıyla söylemiyorum. Kendime güvensizlikle ilgili bir durum da değil. %90 zamanda, kendi derimde rahatım.

Herşeyde ben olmaktan bahsediyorum, buraya yazıyorum, Ela’yla uzlaşmak için binbir türlü konuşuyorum, Ece’yle anlamasa da konuşuyorum, cocayla konuşmayı özlediğim için habire konuşuyorum, yardımcıya beni türkçe anlasın diye konuşuyorum, anneme laf anlatmak için konuşuyorum (içlerinde bazen en zoru bu çünkü en zor laf dinleyen), arkadaşlarla konuşuyorum, birilerine derdimi anlatmak için konuşuyorum.. Yeteer… ben, ben, ben..

Kendimin biraz susmasına ihtiyacım var.

Öylece durmaya, konuşmadan, bir sonraki adımımı düşünmeden.

Eminim bu geçici birşey – kendime bir ayar verme.

Ama şu an, buna ihtiyacım var.

Kasım 23, 2010 Posted by | Ben | 1 Yorum

Trendus Blog Ödülleri

Bir de ben aday olayım dedim, destek vermek isterseniz. Tık tık..

Ekim 31, 2010 Posted by | Ben | Yorum bırakın

Lohusa İnsomniası

Dün gece lohusalık insomniam geri döndü. Ela doğduktan sonra birkaç gün uyumamıştım sonra bitkisel bir sakinleştirici ile beni uyuttular. Bu seferki bir gecelik birşey sanırım. Ama garip şeylere duygusal durumu değişebiliyor insanın lohusa iken. Neyse çoğu zaman gece kalkmak zorunda kaldığım ve sabah da erken kalktığım için yatağa erken yatıyorum ve insomnia durumunda olsam bile bu durumu yapmaya devam etmeye çalışıyorum hatta saatlerce tavana bırakmam gerekse bile. Bugünkü problemim Life isimli BBC belgeseline denk gelmiş olmam ve yatak saatimi vahşi bebek keçi tilkiden kaçabilecek mi veya deniz yılanları nasıl ürüyor diye izlerken geçirmiş olmam. İnsomniamla birlikte lohusa manyaklığım vurdu diyebilirim.

Neyse geçen akşam “Life”‘ı izliyordum ve bir Komodo Ejderi bir su Bufalosunu ısırdı ve zehirden düşene kadar onu 3 gün boyunca izleyip, taciz etti sonra Komodo ve arkadaşları birkaç dakika içinde onu yediler. Koltukta yan düşüp, sadece kendi işiyle meşgul olan ve o manyak Komodo Ejderi gelip onu ısıran ve açı çekerek ölen ve arkadaşları ile birlikte ejderin onu yediği su bufalosu için ağladım. Nasıl yani? Bir reklam boyunca ağladım ve sonra belgesel yeniden başladı ve bu sefer de boynuzlu kertenkeleler vardı. Kertenkeleleri severim ve oturup bir de onları izledim. Baya geç oldu bu sefer Ece uyanır zaten diye uyuyup uyumamak konusunda kararsız kaldım. Bu sefer Ece uyandı tekrar uyuduğunda uykum iyice kaçmştı. Bu sefer Dinazorlu birşeyler seyrettim. Allahım gece tv’de çok saçma şeyler oluyor. Ya belgesel, ya konuşmaları o saatte anlayamayacağım kadar karışık tartışma programları veya izlemediğim bir sürü saçma sapan dizinin tekrarı. Ben de hayvanların dünyasını izleyip üzülmeyi tercih ediyorum. Olimpiyatlar olsaydı keşke insan birşey düşünmeden izleyebiliyor. Bu lohusalık acaip birşey napıcağı belli olmuyor. Bir de üstüne sabah senin gece uyuyup uyumadığını umursamayan bir 2 yaş canavarı varsa evde, artı bir de burnunuzdan sümükler akacak kadar gripseniz düşünün durumu. Ona göre bana bugün kimse bulaşmasa iyi olur.

Ekim 15, 2010 Posted by | Ben, zırva | 1 Yorum

Yeni Bir Dönem

İnsanlar çoğunlukla bana,” Esra, Nasıl bu kadar parlak yazılar yazıyorsun” diye soruyor ve bir cevabım yok, çünkü parlaklığımın kapsamı sıradan bir coşkunun karşısında asil bir sessizliği koruyarak açıklanabilir.

Tamam, kimse bana nasıl böyle parlak yazılar yazdığımı falan sormuyor ama yine de anlatacağım çünkü işte bu kadar cömertim. Belki bunun için bana daha sonra teşekkür edeceksiniz, çünkü bu blogda daha önce bu blogda hiç ilginizi çekeceğini düşünmediğiniz ama şimdi bildiğinize memnun olduğunuz çok şey öğrenmediniz mi? (Hiç sanmıyorum) Evet biliyorum. Ben dünyaya bir eğitmenim.

Hamileliğimin ve sonra yeni anne olmanın verdiği geçici duygu yüklü durumum dışında öncelik olarak eğlenceli şeyler yazarım çünkü eğlenceli şeyler yazmak çok eğlenceli. Dünya şimdi ve önceden de çıldırma yoluna girdi, yani ya eğleneceğiz ya da çıldıracağız. Her iki şekilde de bundan sonraki 20 milyon yıl içinde dünya güneşin üstüne düştüğü zaman hepimiz ölmüş olucaz. Yani neden eğlenmeyelim?

Özellikle hayattan da yazılar yazıyorum, çünkü gerçek hayattan insanlarla eğlenmek karakter yaratıp onlarla ilgilenmekten daha kolay. Ben kendi karakterimim, en kolay hedef olacak kişi ve tuhaflıklar ve küçük manyaklıklar için ilk bakılacak yer. Kendinizi hedef alırsanız mizah daha iyi çalışıyor çünkü kendi kendini küçültmek salak gibi görünmeden yabancıların manyaklıklarından faydalanmanızı sağlıyor. Bir kere kendinize salak ve tembel derseniz, bunu başka insanlara da diyebiliyorsunuz.

Hayat tüm materyalimin kaynağı olduğu için, sürekli bir sonraki hikayem için arayışdayım. Bana olan olaylar, arkadaşlara olan olaylar, trendeki yabancılara olan olaylar. Bazı aktiviteler anlatmak için yeterince değerli olsa da – heryerde mizah arıyorum, gülebileceğim saçma bir olay olacak sonra bilgisayarıma koşup size anlatacağım.

Muhtemel hikaye olabilecek herşey size yazı yazmak için çok malzeme veriyor ama kafayı da çok meşgul ediyor. Hayatımı olayların bir serisinden daha çok kısa hikayelerin bir kolleksiyonu olarak görmeye başladım. “Bundan harika bir hikaye olur, nasıl biteceğini çok merak ediyorum” derken bir bakıyorum çok abuk subuk bir olaydan bahsediyorum. Yazmak hayata bakışımı değiştirdi, hayatı yaşamamı bile değiştirdi. Sonunda benim de bu hayatta sevdiğim ve sahip çıktığım bir hobim oldu. Sürekli aklımda başladığım hikayeleri bitirmek için hayal gücümün çalışmasını bekler oldum.

Delice mi? Evet. Komik mi? Kesinlikle.İşte yazılarımda yeni dönemin konuları böyle olsun.

Ekim 12, 2010 Posted by | Ben, zırva | Yorum bırakın

Ece’den Önceki Kiloma Döndüm.

Eğer çocuklar aynı anda uyuyabilseler, Eğer spora başlayabilecek vaktim olsa, eğer geceleri 3 saat kesintisiz uyuyabilsem, eğer emzirdiğim için o kadar çok aç hissetmesem, eğer benim dışımda biri daha bunu taksa…

Yeter bu kadar sızlanma.

Ece’ye hamile kaldığım kiloma döndüm bile. Bu iyi haber, ama artık hamile değilim, tekrar şişmanım. Ela’nın hamileliğinden üstümde kalan fazla kilolarımı artı vermem gerek. Çoook sıkıldım çünkü. Kapının arkasına çok eski kotumu asıyorum ve 2 çocuk emzirerek ve hayat tarzımı değiştirerek artık uzun sürede de olsa bu kiloları son raddesine kadar vermeye yemin ediyorum.

Güçler (egom) bu blogda bir yenilenme gerektiğine karar verdi. Bu “anneyi” bir enerji timsali, kas yığını macera insanına çevireceğiz. Çok mu çabuk olur. Son 3 senesine 2 hamilelik 2 lohusalık bir bebek büyütme dönemi damgasını vurmuş, 1. hamileliğinin kiloları hala üstünde bir kadından bahsediyoruz. Bence yeter. Artık biraz kendi için birşeyler yapma, eğlenme zamanı. Zaman limiti koymuyorum, ama detaylıca çalışıp nasıl yağlı bir insandan fit bir kadına döneceğimi ayarlıycam. Belki 12 sene sürer ama önemli olan düşüncenin kendisi.

“Fit Anne” operasyonu başlatılmıştır.

Eylül 30, 2010 Posted by | Ben, fit anne | 6 Yorum

Resmi Kayıtlara Göre Emzirdiğim Çocuk Sayısı : 2

Ece

1-7 Ekim tarihleri arasında “Emzirme Haftası” var. Ben de bu haftanın etkinliklerine katkıda bulunmak amacıyla memeleri evdeki çocuk popülasyonuna açtım. Artık ikisi de istediği zaman gelip meme emiyor. Ece’nin zaten abonman bileti var. Şu an hala yeni dünyanın farkında olmadığından emip uyuyor. Henüz biz de her gece uyuyoruz. 3 haftalık olup da bağırsak hareketleri başlayınca veya olmamasına dua ettiğim kolik etkinleri olursa o zaman göreceğiz. Şimdilik uyuduğumuz gecelerin tadını çıkarmaktayız. Bugün kontrolü vardı, yenidoğan sarılığı taamamen geçmiş ve hastaneden çıktıktan sonra 12 günde 350 gr almış. Emmesi çok iyi durumda. Ama bir kere çocuk büyüttükten hele de Ela gibi yerinde durmayan bir tanesini büyüttükten sonra yenidoğan bakmak inanın çerez gibi geliyor insana.. Her sinyalini çabuk kapıyorsun, emzirmeyi biliyorsun, doyduğunu anlıyorsun. Ece emzirme seansları dışında hiçbir zorluğu olmayan bir bebek şu anda.

Ela hanım ise doğumdan önce belirttiği üzere emme talebi ile karşıma çıktı tabii ki. Hem de “bu meme benim Ece öbürünü emsin” diye kendine bir meme bile seçti. Allahdan sağ sol kavramı henüz yok hangi meme onun unuttuğu için her seferinde başka bir memeyi emip sonra Ece’ye öbürünü veriyor. Ela’nın arıza durumları biraz hafifledi. Ece’nin kalıcı olduğuna artık alıştı sanırım ama yine de bir gün onunla pek ilgilenemesem bir şekilde acısını çıkarıyor. Şu sıra sıklıkla çişini veya kakasını altına kaçırıyor. Kendi unuttum dese de ben biliyorum ilgi çekmek için yapıyor. Hiç oralı olmuyorum bir daha bez falan bağlayamam. Benim için tavizsiz bir nokta bu. Nasılsa alışacak. Biraz biz sürekli sorup çişe tutuyoruz ama napalım. Ece’nin yatağına çıkıp yatmak ve Ece’nin emziğini emmek de şu sıra geri döndüğümüz noktalar. Ama düşünüyorum da bu sene yaşadığı o kadar değişiklikten (hamileliğim, taşınma, bakıcı gelmesi, bezi bırakması, bebeğin gelmesi) sonra Ela yine çok iyi kaldırmış bu değişiklikleri küçücük bünyesi ile.

Ela

Odasına bir anda dalıp biz farkına varmadan istemeden ona zarar verir diye mecburen Ece uyurken kapısını kitliyorduk. İşte bu Ela’yı çileden çıkarıyordu. Kapıyı açmak için yırtınıyordu. Çok da haklı. Ama bana birgün bir vahiy geldi ve daha önce diş macununu çok almak istediğinde sakladığım hikayeyi uydurdum. “Up” adlı filmdeki büyük kuşdan çok etkilenmişti Ela. Ben de macununu büyük kuşun götürdüğünü söylüyordum ve kullanacağı zamanlar “aaa getirmiş diyip” çıkarıyordum. O da çok seviniyordu. Şimdi de “Ela’cım dedim, Ece uyurken kapısını kitliyoruz çünkü ya uyurken büyük kuş gelip de Ece’yi götürürse diye korkuyoruz. Götürmesin değil mi?”
“Hayır anne” dedi. Şimdi bu hikayeye göre davranıyor. “Büyük kuş Ece’yi götürmesin” diyor. Kardeşini ondan saklamadığımızı dşündüğü için 2 gündür artık Ece’nin kapısına dayanmıyor. Ben de biraz daha iyiyim ve Ece’nin uyuduğu tüm saatlerde Ela ile oynuyorum. Bu da kesinlikle rahatlattı Ela’yı. Hala süper diyemem ama olmasını da beklemiyorum. Şimdiki projem birkaç ay Ela’ya okulu özendirmek. Bakalım bu değişiklikleri sindirip okula gitmek isteyecek mi? Çünkü şu an beni bırakıp eğer babayla gitmiyorsa -hiç biryere gitmek istemiyor. İşte 12 gündür bizim evdeki gelişmeler böyle.

Bana gelince dışarı çıkıp gezmeleri çok özledim. Yine de birinci doğumdan sonraki halimden çok daha iyiyim. Allah bir kuvvet veriyormuş, insan daha çabuk toparlıyor. Duygusal durumum zaman zaman çalkantılı olsa da daha çabuk toparlıyorum. Umuyorum bir an önce daha iyi olup çocuklara, kendime ve cocaya daha faydalı olabileceğim. Ah şu birşey kaldırma yasaklarım bi kalksa.. Kaldı 28 gün.

Eylül 28, 2010 Posted by | Ben, Ece, Ela, emzirme, kardeşlik | 9 Yorum

Eylül

En sevdiğim aydır Eylül. Sıcakların bitmesi, tekrar nefes alabilmek, herkesin şehre dönmesi, sosyalliğin, arkadaşlığın tekrar başlaması demektir benim için. Benim gibi sıcaktan çok nefret eden biri için sadece bu bile Eylül ayını güzel kılmaya yeter. Tekrar evde çay içebiliriz, çoraplarımızı giyip film seyredebiliriz, bir düzene oturtabiliriz hayatımızı. Bu sene Eylül ayı kızımızın inşallah sağlıkla doğacağı ay olduğu için daha bir güzel ve değerli benim için. Sabırla, her günü keyifle yaşayarak bekliyoruz kızımızı. Şu an balkonda keyifle çayımı içerken, hafif üşüyüp üstüme birşeyler almak, Ela’nın ve babasının aşağıda parkda karıştırdığı haltları bir yandan izlemek, bebekle ilgili son hazırlıkları düşünmek, gazetemi okumak o kadar keyifli ve hayatın küçük detaylarından zevk almayı hatırlatıyor ki, son günlerde aldığımız kötü haberleri de katarsak içine hayatın ne kadar o andan ibaret olduğunu birkez daha anlıyor insan. Geçmiş gerçekten bitmiş oluyor, gelecek ise bir soru işareti yani tüm gerçek o anda bitiyor. O anı yaşarken o andan keyif aldın mı gerisini takmayacaksın.
Her Eylül ayında, Ağustos ayında bozulan keyfim yerine gelir. Bu sene daha da hayatın değerini anlamış, daha da keyifliyim. Bu sene yapmak istediğim çok şey var. 2. bebekle tamamlanan ailemizle ilgili çok umutlarım var. Yaklaşan doğumla ilgili süreç de çok heyecanlandırıyor beni. Merak ediyorum ve sabırsızlanıyorum. Bugün çok keyifli bir moddayım, öyle işte.
————————————–
Bir ekolüm var benim. Aşağı resimdeki kadının hayattaki çizgisini çok takdir ediyorum. Yüzündeki şefkate sahte diyebilirmisiniz. BM iyi niyet elçisi olarak kendi isteğiyle Pakistan’a gitmiş, kokuşmuş dünyanın ilgisini ordaki drama çekmeye çalışıyor. Bilmemkaçbin metrekarelik Hollywood evindeki kocaman pufidik yastığında rahat uyuyamıyor ve yardıma ihtiyacı olan yerlere gidiyor. Bununla da kalmıyor, Kamboçya’dan, Afrika’dan çocuklar evlat ediniyor. 3 çocuğun hayatını inanılmaz imkanlarla değiştiriyor. Beğenen var, beğenmeyen var ama bence onun imkanlarına sahip insanların yapması gereken şeyleri yapıyor bu kadın. Onunla aynı imkanlara sahip olsaydım aynen onun yaptıklarını yapardım, içimden geçen her türlü şeyi o gidip yapıyor bense oturduğum yerden sadece izleyebiliyorum. Ben de evi çocukla doldurur onların hayatlarına geri dönülmez fırsatlar yaratmaya çalışırdım. Afrika’ya, savaş olan ülkelere gidip özellikle çocukların elinden tutardım. Bir de bunun yanında filmlerde aksiyon oyuncusu olurdum:) Umarım bu tip insanlar çoğalır.
Doğum yaklaşıyor ya yükselen progesteron ile son günlerde saçmalıyorsam kusuruma da bakmayın. Herkese iyi bayramlar.

Eylül 10, 2010 Posted by | Ben, gebeş esra | 5 Yorum

Asansör

Dün bir asansöre binip gideceğim 4.katın düğmesine bastım. Kapılar kapanırken, bir adam kapıyı durdurdu ve bir elinde gazetesi bir elinde bir kahve ile içeri girdi. Asansörün kapıları kapandı ve yükselmeye başladık.

“İyi misin?” diye sordu adam birden. Adama kafam karışmış şekilde baktım. Heryer gibi son zamanlarda sokaklarda arkadaşça davranıp hal hatır soran insanlarla karşılaşmıyorsun.

Aynı zamanda bu adamın neden benim iyi olmayacağımı düşündüğünü de anlayamamıştım – kötü mü görünüyordum? Dün gece birşey izlemekle meşgulken geç yatmıştım fakat gözlerimin altındaki torbaların yabancıları meraklandıracak kadar rahatsız edici olduğunu düşünmüyordum.

“İyiyim,” dedim asansörün numaralarına bakarak.

Cevap vermedi. Ne yani, soruyor ve cevabını bile merak etmiyor mu? Tipik erkek işte.

Kapılar 4. katta açıldı, ve adam yana kayarak bana yol verdi, işte o zaman kulağında bir Bluetooth gördüm:)

Evet, bu açıklıyor.

————
Gebeliğin son zamanlarında olduğum anlaşılıyor. Dün coca da bana “o filmi izleme bence nasılsa anlamayacaksın” dedi. Haklı. Geçen sefer de doğumdan 7 ay sonra falan izlediğim dizileri anlamaya başladığımda aslında algılarımın yeni açıldığını o sene izlediğim hiçbirşeyi tam anlamadığımı farkettim. Coca sonra dedi ki “sen eğlenceli şeyler izle”. 🙂

Temmuz 30, 2010 Posted by | Ben, Diyaloglar, eğlence | 8 Yorum

İnsanlık

Kendi içimde insanlar veya insanlık için büyüyen bir hoşnutsuzluk var.

Çok kolay yalan söylüyorlar. Vefasızlar. Sahtekarlığa korkutucu bir eğilim var. Finansal, duygusal veya fiziksel olarak en çok veren insana iyi davranmak gibi bir eğilim var. Benciller, çok gaddar olabiliyorlar ve onlar için kullanışlı olduğunuz sürece sizi hayatlarında tutuyorlar.
Güvenin kalpsizce kırıldığını ve sevginin boşlukta mücadele ettiğini gördüm. Evli değilken apartmanımızda bir kadının ailedeki bir erkeğe karşı geldi diye şamar yediğini gördüm. Ve daha nicelerini duydum. İnsanın kendisinden daha çok insanlık dışı başka ne var?
Ama insanlar iyilik de saçıyor. Hayır kurumları, sosyal yardım grupları, hayvan hakları dernekleri. Fakat bunların çoğu bu işkenceden geçip başkalarına bunun olmasına izin vermemeye yeminli insanlar tarafından başlatılmıyor mu? Sadece sosyal doğamızdan gelerek başka birine yardım edemeyecek kadar empatiden yoksun muyuz? Neden bir şanssızlığın bizi başka birinin acısına yakınlaştırmasını beklemek zorundayız?

Hayvanlık insanlığın doğasında olmasına rağmen bazen hayvanların kendi doğalarına, biz kendimize insan diyen ve sosyalleşmiş olduğunu belirten insanlardan, daha doğru ve adaletli davrandığını düşünüyorum.
——————————————————–
Antalya’da aynı garaj kapısını kullandığımız komşumuz defalarca garaj kapısı çok ağır annemin kolları rahatsız ben de hamileyim “lütfen garaj kapısını biz gidene kadar kapatmayın, arkaya ferrari mi parkediyoruz, açamıyoruz, çok zorlanıyoruz” dememize rağmen 1. günün sonunda yine garaj kapısını kapatmaya devam ettiler. Bir gün kendilerini yakaladığımda sordum. “Çocuklar arka bahçeye giriyor” dediler. ” Ne varki dedim girsinler, çocuklar nerde oynayacaklar.” Kıytırık Toyota marka arabalarının çizildiğini söylediler. “Çizmez çocuklar, bakın bir bebeğimiz var, annem de rahatsız ben de” diye yine rica ettim. Suratıma bön bön baktı kadın. Üstelik apartmanın girişine yazı astım, benle soğuk savaş yapar gibi kapıyı kapatmaya devam etti. Yazıyı da söküp atmış. Bununla da yetinmedi arka bahçedeki hortum için çalışmıyor demesine rağmen çalıştırdığını gördüm. Muhtemelen üzerine zimmetliymiş gibi başkasının çalıştırmasını istemiyordu. Şimdi bu davranışlar hangi insanlığa sığar söyler misiniz. Hangi insan evladı başka insanların zorluk çekmesinden, başka insanların mağduriyetinden bu kadar zevk alır. Görmediği sevgiye mi, hoşgörüye mi bağlamak lazım bilemiyorum. Bugün düşünürken aklıma geldi bu yazıda öyle bir anda çıkıverdi. Komşuma sevgilerimi yolluyorum. İstediği kadar garaj kapısını kapatabilir, arabasının da yalnız ve sevgisiz sefasını çeksin.. Bazılarına empati kurulamıyor malesef. Eğer senin mağduriyetinden yararlanıyorsa.

Temmuz 21, 2010 Posted by | Ben | 5 Yorum