Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Yeni Cicim

– Sonunda coca yurda, biz de eve dönebildik. Ve San Francisco’ya gitmesini ve benim gidemememi bana affettirdi. Bavulundan şimdiye kadar sahip olduğum en işlevsel, en işime yarayacak harika bir hediye çıktı. Ve şimdi bu yeni cicimle çok mutluyum. Gidemeyişimi unuttum ama çektiği fotoğraflara hala biraz sinir oluyorum. Kaç gündür cicimle duygusal bir bağ bile kurdum:)

 

– Bu hafta Ela inanılmaz yorucu oldu. Taleplerinin arkası kesilmiyor ve huysuzluğu arttı. Ece’nin daha çok insan içine çıkıp ilgi görmesi Ela’yı çok kıskandırıyor. Bugün Ece’ye sert bir davranışı üzerine ”Ela’cım o çok küçük, ona birşey olursa naparız? Üzülmez misin?” diye sordum. ”Yenisini alırız.” dedi. Çok üzüldüm gerçekten, ama o da çok küçük. Bugün çok sorgulayıcıydı. Yeni kavramlar kafasında oturuyor. Yukardaki sözü söylediği günün sabahında ”Ben bir kardeş daha istiyorum anne” dedi. Bir de ”Biz aile miyiz?” diye sordu. Elimden geldiğince anlattım. Bakıcıyı biryere sığdıramıyor. Onu soruyor. ”O bize yardım ediyor. Sizlere bakıyor” dedim. Sonra ”anneler ne yapıyor?” diye sordu. Anlattım. ”Sen Ece’yle beni çok mu seviyorsun?” diye sordu. ”Benim babam senin kocan mı” diye sordu. Sordu da sordu. Aile ve akrabalık olaylarına takmış durumda. Yeni bir algı dönemi açılınca hep biraz hırçın, huysuz oluyor. Bir de babasının 10 gün olmaması, düzeninin bozulması derken toparlayamadı düzeni..

 

– Öte yandan Ece’ye de üzülüyorum. Gönlümce sevemiyorum, gönlümce ilgilenemiyorum onunla. Ona kitap okumak istiyorum, onu öpmek koklamak istiyorum ama istediğim kadar yapamıyorum. Saçına toka takıyoruz, Ela gelip alıyor. Eline oyuncak veriyoruz, Ela gelip alıyor. Ezik gibi büyüyecek diye korkuyorum. Ama öyle güzel gülüyor ki. İçimi alıp götürüyor. İyi ki doğurmuşum seni diyorum. Onun aşkı da bambaşka.

 

– Dün kardeşime ev bakmaya giderken Ela’yı da yanımızda götürmek durumunda kaldık. Emlakçıya girince içerdeki bayan annem ve benimle tanışmak için elimizi sıktı. Biz de isimlerimizi söyledik. Sonra koltuklara oturunca kadın Ela’ya ilgi göstermek istedi. Ela kafasını çevirdi. O sırada telefonu çaldı ve kadın telefonla konuşurken Ela bana ”Ben neden ismimi söylemedim anne?” diye sordu. Çok şaşırdım ve gurur duydum. Onun bir birey olduğunu ona hissettirir şekilde davranıyoruz ama bu kadar farkında olduğunu bilmiyordum. Kendisi ile tanışılmadığına, elinin sıkılmadığına resmen bozuk attı. ”Haklısın kızım seninle de tanışması gerekirdi, telefonunu bitirince sizi tanıştırayım” dedim. Sonra kadınla telefon bitince tanıştılar. Elini uzattı, sıktı ve ”Ben de Ela” diye resmen laf soktu. O büyürken en çok istediğim şeydi, özgüveni yüksek olsun, bir birey olarak kendini ezdirmesin, saygıyı her yerde istesin diye. Sanırım ona olan davranışlarımızla doğru yolda gidiyoruz.

 

Mart 28, 2011 Posted by | aile, coca | Yorum bırakın

Sen San Francisco’ya, Ben Esat’a

Bu nasıl adalet kardeşim. Biz efendime söyleyim hani son derece eşitlikçi bir aileydik? Ailemizin bir bireyi diğer üç bireyin toplamından daha fazla yol yapıyor. Yarın sabah itibari ile coca San Francisco’ya uçuyor, biz çoluk çocuk annemin yanına gidiyoruz. Dilekolay 10 gün coca yok, e annem de yalnız böylesi benim için daha kolay olur diye kalkıp oraya gidiyoruz.

Biz seyahat etmeyi çok seven bir çiftiz. Ela’ya hamile kalmadan önce iki kişi oldukça fazla gezerdik. Ama cocanın daha fazla seyahat etmek için beklediği birşeyler varmış. Benim hamile olmam.

Hamile kalmam ve Ela’nın doğumuyla birlikte coca o sene 9 kere İrlanda’ya, bir kere Londra’ya gitti. Ela biraz büyüdü seyahat edebilicek konuma geldik coca’nın seyahatleri durdu. Tam kayağa başladık biraz kayıcaktık. Ece’ye hamile kaldım. Ben gidemedim coca bir hafta kayak tatiline gitti. Ama hiçbirinde bu seferki kadar gidemediğime sinir olmadım. Hem Ece’yi bırakıp gidemiyorum hem Ece’yi götürsem Ela’yı bıraksam olmaz. Zaman çok uzun. Orda coca’nın iş zamanlarında ikisiyle birlikte başa çıkamam o yüzden ikisini birden de götüremiyorum. Yani burda ben takılı kalmış vaziyetteyim ve bu sefer de coca San Francisco’ya gidiyor. E cocanın hamile kalıp evde kalmak zorunda kalacağı bir durum da olmayacağından bu seyahatlerin öcünü alamıyacağım ama umarım bir gün ben de rahatlar, bu seyahatlere katılırım.

Size son yıllardaki uzaydan ayak izimi çizecektim fakat cocayla ikimizinkini yanyana koyunca çok sinirim bozuldu çizemedim. Ben yine önümüzdeki 10 gün buralardayım. Şu adaletli dünyada çocuklarımı sırtıma bağlayıp geziyor olacağım.

Mart 10, 2011 Posted by | aile, coca, Seyahat | 1 Yorum

Tron Harikası

Bir süredir coca insanının, insandan hallice yaşamıyla ilgili (niye kendiminkini bıraktım onu dert ediniyorum bilmem ama) memnun değildim. Çünkü kendisi hiç üstüne vazife değilken 6.30’da kalkıp sonra 9’a doğru işe gidip, malakdan 10 kalori kadar daha fazla yakarak akşam eve gelip, kışın da etkisiyle çocuklardı, karıydı derken geç saatte yattığı için. Otlardan 1.5 mebla daha iyi bir hayata sahip olduğu için kendisi ile görüşmemiz de genelde Ela’nın araya giren kafasından bir o tarafa bir öbür tarafa kaykılarak veya gece koridorda karşılaşarak olduğu için rekreasyon çalışmalarına girmek bana düştü. Zaten ahırdan hallice evimizde bir süredir yapmak istediği inşaat çalışmalarına veya 1001 hobisinden biri olan dal budama, bonzai türü aktivitelerini de yapamadığından bari çok sevdiğimiz sinema olayına girdireyim şu adamı dedim. Kurtarırsam ben kurtarırım. Evdeki her canlının mutluluğunu amaç edinmişim bir kere..
Neysem binbir organizasyonla evdeki canlıların hiçbirinin düzeni bozulmadan birinin külahını öbürüne, berikinin takkesini de birine geçirerek bir akşam beraber dışarı çıkmayı ayarladım. Evden de beraber çıkmadık, orda buluştuk. Ben filmin saatini yanlış bilince filmin öncesinde 3 saatimiz oluştu birdenbire. Yemek yedik, gezdik, kahve içtik yeni sevgililer gibi takıldık. It’s a date yani. Gülmekten, konuşmaktan ve uydurmaktan filme girerken pilim bitti sanmıştım. Meğerse gece yeni başlıyormuş.
Tron Efsanesi. Abicim o ne filmdi öyle. Yemin ediyorum 5. Elementle, Matrix arası birşeyler seyrediyor gibi oldum. Bir de bu adamlar bu filmin ilkini 28 sene önce çekmişler bu filmi çekebilmek için bu kadar zaman teknolojinin gelişmesini beklemişler resmen. Ama eğer bu kafalarındaysa ve teknolojiyi bekledilerse çok ileri görüşlüler brevo diyorum. Neyse cocayla elele harika bir film izledik. Resmen bitsin istemedim. Kullanılan teknoloci, kıyafetler, konu, aksiyon vs harikaydı.


Bu kızın saç kesiminden.

Bu evden ve şu kızın kıyafeti ve giydiği yağmurluk ve şemsiyesinden istiyorum. Ha bir de bu kızınki gibi vucud.

Anlıycağınız gece çok güzel geçti. Sonra dışarı çıkınca bütün akşam yaşadığımız beyin şokuna bir de vücut şoku ekledik. Dondurucu soğuktan barnaklarımız dona dona eve dönüp çocukların totolarını dikmiş yatmış olduklarını görünce daha bir rahatladık. Şimdi beynimde yeni tilkiler ne yapsam da yeni bir akşam yaratsam diye düşünüp duruyor. Aman kimse duymasın.

Şubat 15, 2011 Posted by | Ben, coca, eğlence | 2 Yorum

Mantar Avı

Bayramda cocayla “bayarız, iki çocuk napıcaz nasıl geçicek” diye düşünürken, totomuz yer görmediği için zırt diye geçiverdi. Bana, “iki çocukla en çok gezen anne” plaketi uygun görüldüğünden, Altın Portakal alamamış Nurgül Yeşilçay gibi asabi değilim çok şükür. Onun yerine şeker gibiyim.

Anlamsız doğa gezilerimize sonunda tekrar başladık. İki çocuğunuz varken nasıl yalnız ve başbaşa kalınır biliyor musunuz? Çocuk başına bir tane büyüğü de gittiğiniz yere götürüceksiniz. Bir de onlara bir de yedek götürüceksiniz. Yani toplamda 2 çocuk için 3 büyük daha yanınızda taşırsanız, çocukları büyüklere büyükleri de sinir krizi geçirme noktasına gelen boşda kalana çocuğu versin diye büyüklere emanet ederseniz birkaç saatinizi kocanızla yanyana ve başbaşa geçirebiliyorsunuz. Üstelik hava güzelse çocuklarınız da hava alıyor falan.

Bayramın güzel havasını fırsat bilip geçen kış gittiğimiz ama benim hamileliğim nedeniyle ormanına yeterince dalamadığımız Ankara’ya 100 km uzaklıktaki Greenpark’a 2 araba 7 kişi kendimizi attık. Çocukları büyüklere bırakıp cocayla birlikte otelin arkasındaki yürüyüş yolundan daldık ormana. Hava çok güzeldi ve mevsim tam mantar mevsimi. Bizim keşif gezisi biraz mantar gezisine döndü çünkü adım başı garip gurup mantarların fotoğrafını çekmek için durduk.

2 saat boyunca, yürüdük, sohbet ettik (sohbet ettik derken bildiğin saçma sapan geyik yaptık ve şu sıra evde ne kadar konuşamadığımızı farkettik) ve mantar çektik. Çok değişik boyda ve renkde mantarlar var ve tam zamanında gitmişiz mantar açısından.

Gün sonunda biz çok huzurlu, çocuklar açık havanın etkisiyle çok yorgundu. En yakın zamanda umarım yine kendimizi anlamsız bir gezide buluruz.

Pedometrede 5090 adım atmışız.

Kasım 22, 2010 Posted by | coca, doğa, Gezi | Yorum bırakın

Ağustos

Şu 12 ay içinde en nefret ettiğim aydır Ağustos. Sıcakdan ve nemden aklım çalışmaz olur. Sıcak benim üretkenliğimi azaltır, beynim bile çalışmaz olur, canım hiçbirşey yapmak istemez. Bu sene sıcaklar uzun zamandır devam ediyor bir de üstüne hamileyim. Gece defalarca kalkıyorum, su gibi terliyorum gittikçe daha kalitesiz bir uyku uyuyorum bu yüzden de dayak yemiş gibi heryerim ağrıyor. Yaptığım hiçbirşeyden zevk almıyorum, terleyerek yemek de yemek istemiyorum evde herhangi birşeyi toplamak da, dışarı çıkmak da istemiyorum evde olmak da. Uzatmayım en sevdiğim mevsim sonbahar gelmeden önce her sene yaz mevsiminden de sıcakdan da ne kadar nefret ettiğimi bir kere daha anlıyorum. Ve bu ısınmalar devam ettikçe ne olacak bilemiyorum.

Ağustos ayının aksine Ağustos ayında doğan insanları çok severim. Sıcaklıkları, cömertlikleri ile parlarlar. İşte bugün 34. yaşına giren bir tanesiyle aynı evi, aynı hayatı paylaşıyorum ben. 10 senelik ilişkimiz, 6 senelik evliliğimiz boyunca beni hep özel hissettirdi, her zaman özenle davrandı. Bu 10 seneye çok sıkıntı ve mutluluk sığdırdık ama hep birbirimize dayandık. Şimdi 2 çocuklu bir hayatın başında yanımda olduğunu hissetmek bile bana kuvvet veriyor. Mutlulukla söyleyebilirim ki ilişkimiz 20’li yaşlarımızın heyecanını, 30’lu yaşların hayat paylaşımına, sıcaklığına, derin sevgisine dönüştürdü ama bizi hiç yıpratmadı. Bunda bu yüce gönüllü, çocuk ruhlu Ağustos insanının payı büyüktür. Ha ben de melek gibi bir insanım o ayrı ama gün onun günü. Sakin yapısına baba olmak biraz da olgunluk katsa da hala kızlarla hangi oyunları oynayacağını düşünüyor. Hayatımı güzel kılan sevgili cocam nice mutlu yıllara, nice mutlu yaşlara.

Ağustos 17, 2010 Posted by | coca | 6 Yorum

Cocaya Açık Mektup

Sevgili Coca;

Birlikte olduğumuz 10 yılın sonunda senin muhtemel bir seri katil olabileceğine dair bir sonuca vardım. Veya uzaylı. Senin üzerinde bilgi topladığım 10 yıl boyunca, bazı ilginç ve sinyal veren davranışlarda bulundun; her erkeğin aksine sen girdikten sonra her seferinde tuvalet kapağını kapalı bulmamı saymıyorum (bir kere hariç). Sanırım şimdi elimde kanıtlayacak yeterli kanıt mevcut.

Kanıt #1:

Bu sabah bana güzel olduğumu söyledin. Bazıları bu tip bir davranışın normal olduğunu söyleyebilir taa ki bu sabah aşağıdaki gibi göründüğümü gözönüne alana kadar:

Bu, bu şekilde ilk davranışın değil. Başta benle kafa buluyorsun sandım, ama bu tip şeyleri gözlerini taa yüzüme dikerek çok içtenlikle söylüyorsun. Ben de hareketlerini “seri katil davranışı” dosyasında toplamak zorunda kalıyorum.

Bir keresinde de ben ağlarken bana güzel olduğumu söylemiştin – tüm yüz vasıflarımdan sıvı akıyordu, omzuna yaslanmıştım ve bufalo sesleri çıkarıyordum. Sadece bir sırrı olan seri katil böyle bir zamanda karşısındakine güzel der.

Grip olduğumda da aynısını yapmıştın. (Gerçek: Grip olduğunda kimse güzel olmaz. Grip ve güzellik çakışmazlar bile. Hatta aynı sayfada Venn diyagramı çizecek olsan çizgilerini buluşturamazsın.)

Bir keresinde söylediğinde bana bakmıyordun bile. Sana sorduğumda. “Bilmem için bakmam gerekmez” gibi ağzından trilyonda bir çıkan nadir felsefi laflardan birini ettin. Nerde kullanıcağını iyi biliyorsun ama. Acaba aynı zamanda öldürdükten sonra bedenimden nasıl kurtulacağınıda mı düşünüyordun? Kendimi hemen banyoya kitledim güvende hissetmek için. Aslında kilit kullanmamın sebebi Ela’dan kaçmak ama neyse. Bir kere hissetmişim kilitlemem gerektiğini sen ya da kızın ne farkeder.

Kanıt #2:

Biliyorsun ki hamile bir insanım ben. Geçen gün bana çikolatalı birşey verdin. Kilo almamam gerek biliyorsun ama çok sevdiğimi de biliyorsun. Bunun iki anlamı olabilir.
A) Beni şişmanlatmaya çalışıyorsun ki çocuğunu doğurduktan sonra da yeterince semiz olayım ve beni öldürüp, yiyeceksin sanırım.
B) Birşeyler saklıyorsun. Muhtemelen beni şişmanlatıp sonra öldürüp yemek istediğini saklıyorsundur.

Kanıt #3:

Hiç gaz çıkarıyor musun???

Kanıt #4:

Mükemmele yakın olduğumu söylüyorsun. YALANCI!!!
Bir keresinde bavuldan şampuanımı çıkarmaya üşendiğim için 2 gün duş almadım. Bu, şimdi mükemmel insanların yaptığı birşey mi? veya şu şekilde görünmek?

Coca, küçük oyununu biliyorum artık. Bu konuda biraz daha az şeffaf olabilirdin. Eğer bu davranışların devam ederse, kendimi sana karşı savunmak için hukuka başvurmak zorunda kalabilirim.

Kendini uyarılmış kabul et.
bir de merak ediyorum..

Neden balığa gitmek için 7’de kalkmak o kadar kolayken, işe gitmek için kalkmak o kadar zor?

Mart 31, 2010 Posted by | coca, eğlence | 4 Yorum

Aşıkları Yolma Günü

Kendimi bildim bileli bu “Sevgililer Günü” kavramını anlamış değilim. Eğer mantıklı bir açıklaması olan varsa bana da anlatırsa sevinirim. Sevgilimin, eşimin bana sevgililer günü diye özel birşeyler yapmasını istemeyi algılayamıyorum. Eğer diğer günler özel davranmıyorsa sevgililer gününde güzel birşeyler yapmış hiç anlamı yok. E eğer hergün aynı özenle, sevgiyle, huzurla yaklaşıyorsa o zaman zaten o günün hiçbir farkı yok. Totalde benim için bu günün hiç bir farkı yok. Bugün özel birşey yapılmasını beklemiyorum çünkü bence ben hergün özenle davranılan şanslılardanım. Burda tabi cocama teşekkür ediyorum.

Neyse aslında anlatmaya çalıştığım ilişkimin ne kadar özenli olduğu değil bence bu günün çok saçma olduğu idi. Ama buna örnek vermek durumunda kaldım. Beni bir başka rahatsız eden şey de popüler kültürün şişirdiği bu gün yüzünden insanların harcadığı saçma sapan paralar. O geceye özel 3 kat ödenen yemek paraları, pırlantalar, hediyeler. Bana inanılmaz anlamsız geliyor. Bir kalpli yastık beni neden mutlu etsin ki, üstünde kalp olan bir kupa çok mu anlatıyor sevdiğinin sana olan duygularını. Söylemek isterim ki ben sonradan böyle olmadım. Genç kızlık dönemlerimde de sinir olurdum popüler kültürün abarttığı bu saçmalıklardan. Temelde zaten romantik bir insan da olmadığım, hatta romantik hissetmek ne demek anlayamayan bir insan olduğum için daha da anlamsız gelirdi bu tip şeyler. Valla romantiklik bana pahalıya mal oluyor zaten. Bir kere romantik olduk, 9 ay karnım şişti sonunda Ela oldu. E tabii hayatımın aşkı Ela, onu doğurmak hayatımda yaptığım en süper şeydi ama her romantik olduğumuzda bana böyle birşeye malolursa yanarım valla.. Bir kez daha romantik olmuştuk onun sonucunda nooldu sonra açıklarım.:)

Beni yerden yere vuran bir tarafı daha var böyle günlerin. Belki çok duygusal bir tarafı ama hep olmayanları düşünürüm ben. Yalnız insanlar bu saçma gün yüzünden kendini nasıl hissediyor bir fikriniz var mı. Sıcak bir omuza yaslanmanın huzurunu yaşayamayan insanlara yalnızlıklarını daha da çok hatırlatıyor. Bu sadece sevgililer gününe özel de değil. Bu duygularım anneler ve babalar gününde de depreşiyor benim. Hep aklıma annesi, babası olmayan ya da kaybetmiş çocuklar geliyor. Kaç yaşında olursan ol annen ve baban çok önemli, hep düşünüyorum o günlerde onlar ne hissediyordur diye çok üzülüyorum sonra. Ya evladını kaybetmiş anne babalar, onlar ne kadar kahroluyordur etrafda kültür dayatması ile aşırı şişirilmiş bu günlerde. Şimdi çocuğum olduğu için düşününce o insanların acısını daha da sinirleniyorum bu günlere. Bu bakış açımı insanlara anlatmakta hep zorlandım ben. Uzaylı biriymişim gibi davranırlardı. Çok şanslıyım benim gibi hisseden, beni çok iyi anlayan biriyle evlendim. Ben de onu hep anlamaya, hep daha fazla empati yapmaya çalışıyorum. Çocuğuma büyürken aşılamaya çalışacağım ilk şey de budur. Empati ve senin gibi düşünmeyenlere saygı..

Eğer siz bugüne önem verenlerdenseniz, umarım gününüz istediğiniz gibi geçer. Biz açık havada gezmeye gidiyoruz:)

Şubat 14, 2010 Posted by | Ben, coca | 3 Yorum

30-34 yaş Oyun Grubu : Karlar Diyarı

GreenPark
Hafta sonumuzu çocuksuz olarak çocuklar gibi eğlenerek geçirdik. Ela’yı anneannesine emanet edip Ö. ve P. çifti ile birlikte Cumartesi kendimizi yollara vurduk. İlk durak Bolu otobanı üstündeki GreenPark’dı. Elimize çay ve sahleplerimizi alarak yürüyüş yoluna vurduk kendimizi. Çok şanşlıydık hava çok güzeldi. Güzel derken mis gibi güneş vardı ama tabi çok soğuktu. Küçük donmuş gölet, yürüyüş yolu, kartopu atmalar, birbirimizin kilotlu çorabı, naylon pantolonu ve dil sürçmeleri ile alay ede ede güzel bir yürüyüş yaptık. Daha asıl gideceğimiz yere varmadan baya bir yorulmuştuk.

Abant
Tekrar yola çıkıp, Bolu’daki otelimize eşyalarımızı bırakarak bu sefer Abant’a doğru yöneldik. Abant yolu üstünde artık açlığımız tavan yapınca yol kenarındaki restaurant’lardan birine attık kendimizi. Şu sıra yediğim hiçbirşeyden tat alamadığım için ballandırarak yazamıyorum, karnımı doyurdum işte. Orda ki minik teleferik gibi salıncakla aşağı kayıp eğlence dozajını artırdıktan sonra artık bu sefer Abant Gölü’ne vardık. Göl donmuştu ve manzara çok güzeldi. Yolun kenarında tamamen siyah olmuş bir çaydanlığın hala yakılmasının fotoğrafını çekemeden duramadım.
Abant daha da soğuktu. Yürüyüş yolundan pedometreme göre 2 km yürüyerek vardığımız çay içme molasına kadar ayaklarım donmuştu. Neden kayak pantolonlarımızı giymediğimizi sürekli birbirimize sorduk durduk. Yolda 2 kere kalan arabaları ittik, 80 kere durup fotoğraf çektik haliyle ben durduğumuzda oldukça üşümüştüm.

Burda birer çay içtikten sonra arabamıza geri döndük ve kendimizi akşamı geçireceğimiz otelimize attık. Koru Otel çok güzel bir konuma sahip. Ve futbol takımlarının antrenman için geldiği, toplantıların yapıldığı bir otel. Odalar aşırı sıcak, yemekleri güzel ama akşam yemeğindeki canlı müzik çok yorulan bize fazla geldi.

Akşamımızı yemek yiyerek, çay ve sohbetle; erkekler havuza girerek, biz de lobide rahatımıza bakarak geçirdik. Sonunda dayanamayıp yatağa gittiğimde ne zaman uykuya geçtiğimi hatırlamıyorum.
Koru Otel
Sabah otelin yürüyüş parkurunda 2 saat geçirdik. Karlara yattık, amuda kalktık, birbirimizi ittik kaktık. Ve baya bir yürüdük. Daha öğlen olmadan ben baya bir yorulmuştum. Odalarda biraz dinlendikten sonra tekrar yola attık kendimizi.

Gölcük:
Bu soğukta karda kışda nasıl tırmandık 16 km Gölcük’e bilmiyorum. Ama orda fırtına vardı. Zaten koca gölde de bizden başka 4-5 grup vardı. Fakat manzara harikaydı. Göl donmuş, heryer karlı çok güzeldi. Gölcük’den çıktığımızda ben son enerjimi orda bırakmış bu geziyi düşmeden tamamlamış olmanın verdiği hazla arabada hemen uyuyakalmışım.. Biz bu hafta sonu 4 yetişkin çocuk çocuklar gibi eğlendik. Herkesin çocuksuz vakitlere ihtiyacı var, insan kendi eğlencesini hatırlıyor.

Şubat 9, 2010 Posted by | Ben, coca, eğlence, Gezi | 5 Yorum

2018’den Diyaloglar

Bayramda Ela, 82 yaşındaki dedemle

2018’de
Ela
: Babam yerine bugün beni okula sen bırakabilirmisin anne?
Ben: Bugün bırakamam fakat yarın bırakacağım.
Ela: Bugün yarın mı?
Ben: Hayır, bugün bugün ve yarın da yarın. Bugün Pazar, yarın Pazartesi.
Ela: Yani dün ne zamandı?
Ben: Dün Cumartesiydi. Dün bir önceki gündü, bugün içinde olduğumuz gün, yarın da ertesi gün canım.
Ela: Yani… eğer bugün yarın değilse yılbaşının ne zaman olduğunu nasıl bilicem?
Ben: NE? Yılbaşı mı? Ne zaman yılbaşı olayına geldik?
Ela: Hayır, Olaydan bahsetmiyorum. Yılbaşından bahsediyorum.. ki yarın veya sonraki gün mü, ki o da dündü, değil mi? Tamam o zaman ne zaman tek boynuzlu atlar burda olucak onu söyle.
Ben: BU GEZEGENDEN MİSİN ACABA?!! NEDEN BAHSEDİYORSUN?

Hikayeden çıkarılan ders:
Bunun gibi dialoglar sadece kafanızı şiddetlice duvara vurmanızı sağlar. Hiç iyi bir tarafı yoktur ve çocuğunuz ilk soruyu sorduğunda olduğundan daha çok kafanız karışmış olarak sona erer.
====================
Ela: Anne, yazarken neden aynı zamanda konuşuyorsun?
Ben: Öylemi? Nasıl yani?
Ela: Yazıyorsun ama aynı zamanda konuşur gibi ağzını oynatıyorsun. Sanki fısıldıyor gibi.
Ben: Yaptığımın farkında bile değilim.
Ela: Valla, yapıyorsun… neden yapıyorsun?
Ben: Seni gıcık etmek için. Hayattaki hedefim bu. Seni gıcık etmek.
Ela: Valla başarılı oluyorsun.. Mutlu musun şimdi?

Hikayenin anafikri
: Armut dibine düşermişi çok hızlı bir şekilde öğreneceksiniz.

Bunlar da 2009’dan ve çok yakın zamanlardan

Ben: Hey, Canım, Markete gittiğimizde daha fazla kağıt havlu almamız gerek.
Coca: ……
Ben: Beni duydun mu?
Coca: Evet
(5 dakika sonra) Coca: Hey tatlım, markete gittiğimizde daha fazla kağıt havlu almamız gerek.
Ben: Aman Tanrım, Bunu 5 dk önce söyledim sen de bana duyduğunu söyledin.
Coca: Öyle mi dedim?

=====================================

Ben: Hayatım aşı olmayalım, Ela’ya da yaptırmak istemiyorum. Şuraya gitmek istemiyorum, buraya da gitmek istemiyorum.
Coca: Tamam canım nasıl istersen.
Ben:
Canım biz bu çocuğu koruyamayız. Acaba aşı yaptırsak mı? Hatta sen de yaptırmalısın onu korumak için.
Coca: Olur canım yaptıralım..
Ben: Canım ya içinde ayı çişi varmış ben vazgeçtim Ela’ya yaptırmayalım. Korumaya çalışırız. Ama sana çişden birşey olmaz sen yaptır bence.
Coca:
Tamam yaptırmayalım.
Ben: Yok yok yaptıralım kimin değdiği belli olmuyor kıza.. Ay ama bak yaptıran bir çocuk da yengeç gibi yürümeye başlamış yaptırmayalım.. Ama ya hasta olur da yaptıralım. Ama içim rahat etmiyor yaptırmayalım. Yaptıralım.. yaptırmayalım.. Yaptırmasak da biz yaptırsak ben antikorları ağzına tükürsem..
Coca: Ebeninki Esra.. Yeter artık… Şu dakikadan itibaren hiçbir kuvvet ne bana ne Ela’ya aşı yaptıramaz.. Geçirirsek geçiririz.. Ne bu be.
Ben: Ben gidip kendim yaptırayım o zaman.. Antikor kusarım
Coca: Ne b.k yersen ye.

Aralık 3, 2009 Posted by | 17.ay, Ben, coca, Diyaloglar | 4 Yorum

15 aylık Ela Zabeth ve 5 yıllık Coca

5 yıl önce bugün gelinliğimin içinde bir yaprak gibi titriyordum.
Kardeşim kapıda arabanın hazır olduğunu eğer istersem Paris’e kaçırabileceğini söyledi.
Kaçmadığıma şimdi çok memnunum.

Tanıdığım en komik ve zeki adamla evlendim.
Minyatürü bir de kızımız oldu.
Ela Zabeth Naz her yönüyle babasına benziyor. Babası gibi yatıyor, bacağını atıyor, ona benzeyeceğinin; kendini kral sanan bi adamın kızı olacağının da sinyallerini veriyor.
Şimdiden espri yapıyor, kalemi verecek gibi yapıp geri çekiyor.
Umarım zekası da benzemiştir benim yaptığım salaklıklar bini aştı.
İkisine karşı bendeki bu aşkla nasıl şükretmem 5 yıl önce kaçmadığıma, 9 yıl önce bir akşam maç izlemek yerine arkadaşlarını ekip benle gezmeye cıktıgına..:)

Haydi coca PAris’e gidelim..

——————–
TV’nin karşısında yaşadığımız tipik konuşmalar
Ben: Dedektif biraz önce ne buldu?
Coca: SÖyleyemem..
———–
Ben : aaaa bu adam daha önce de göründü demek ki elması alan buymuş.
Coca: Günaydın kaşif, 8 bölümdür bu söyleniyor..
————-
Ben: Şu arıya bir şey söyle..
Coca: ??
—-
Ben: O rus adam ne diyor?
Coca: Bilmiyorum. Altyazılar Rusça, okuyamıyorum.
————————————–
Ben : Bu adam kim?
Coca : Bilmiyorum ben de seninle birlikte seyrediyorum
————————-
Ben : Bİliyormusun hayatım çocuklar güçlerini göstermek için çığlık atarlarmış.
Coca: Süper.
—————–
Coca: Ela’nın saçını sen mi kesiyorsun?
Ben: Hayır
Coca: Ela’nın saçını annen mi kesiyor?
Ben: Bilmiyorum ama sanmıyorum. Pek kesilmişe de benzetemiyorum ben..
Coca: Bak Ela’nın saçını sen mi kesiyorsun?
Ben: Hayır canım alala. Söylerim kessem..

Coca: (Ela’ya) Kızım saçını annen mi kesti?
Ela – (bunu hiç beklemiyordum) Kafayı onaylar şekilde sallama öne
Coca : (emin olmak için) Kızım saçını baban mı kesti?
Ela – Hareket yok
Coca: Kızım saçını annen mi kesti?
Ela – Başını sallar (Al başına belayı)- Foyam ortaya çıktı. Bu kıza bi daha güvenilmez. Babasının ajanı olmuş bile.
——————————
Ben : Hayatım saatlerdir bilgisayarımda birşey var açamıyorum.
Coca: Bi sn. (Kalkıp gelir tek bir tuşa basar ve bilgisayar açılır).
Elektrikli aletlerin bu adama karşı bir zaafı var. Kimin bilgisayarı bozulsa bize getirir. Ha coca yapabilir zaten ama yapmasına gerek kalmaz çünkü elektrikli ve teknolojik her aleti bakarak çalışmaya ikna etme gücüne sahip. Bu bir super power. Gerçekten. Balıkları da öyle ikna ediyor, herkes dururken onun balık tutmasını da başka türlü açıklayamıyorum.
—————————————-
Coca: Canım şu Led teknolojisi harika birşey. Nasıl da ince , herseyi icine sıgdırmıslar.
Ben: Hayatım hayvan gibi LCD’yi alalı 5 ay oldu.
Coca: Ya su netbooklar harika. Bi tane alıcam sanırım.
Ben: Canım senin laptopun varya..
Coca: Ben ekmeğimi bu işden kazanıyorum ..

Coca: Sana iphone alalım
Ben : istemiyorum benim telefonum var..
Coca: O zaman bana alalım..
Ben: Senin telefonun iphoneun yaptıgı herseyi yapıyor.
Coca: Ama onu işletim sistemi uçar kaçar
Ben: O zaman bana iphone alalım..

Coca: Hiç dalmaya gidemiyorum
Ben: Her hafta sonu balık tutmaya gidiyorsun..
Coca: Hayır canım çok çalışıyorum da ondan.. Hobilerimin hiçbirini yapamıyorum.
Ben: Hangisini yapamıyorsun
Coca: Dalmaya gidemiyorum, kayağa gidemiyorum, fotoğraf çekemiyorum, maket yapamıyorum, maket uçak yapamıyorum, oyuncak yapamıyorum, bir atölyem olsa kessem biçsem yapamıyorum, uçmak da istiyorum aslında ama bak birtek ona arıza çıkarırsın, bu bonzailer de harika bunlardan da bir tane yetiştirsem, futbol da oynayamıyorum, alet çantama 90. aletimi de alamadım.. Bir karavanımız olsa kıyı kıyı dolaşsak. Aslında Ela’nın yatağını da ben yapabilirim. Şu botu da denemem lazım şimdi balık da batarız. Uff hiç zaman yok.
——————————–
Ela bugün 15 aylık oldu. Her dediğimize kendi diliyle laf yetiştirmeye başladı.. Henüz çok iyi anlamıyoruz ama bir fikrimiz var:)

Ekim 9, 2009 Posted by | 15.ay, coca, Diyaloglar, Ela | 12 Yorum