Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Evli, Uyuz ve Çocuklu

Geçen hafta içinde cocanın Amarikanya çıkartmasını fırsat bilip biraz gezdim sanırım. En son cumartesi akşamı evli, uyuz ve çocuklu olarak 10 yıllık arkadaşlarımla fasıla gittim. Evet, ben fasıla gittim. Bünyeye çok ters bir hareket yaptığımdan ortamdaki muhabbet dışında ilgimi başka şeyler çekti diyebilirim. Öncelikle arkadaşlarımı çok özlemişim, ama en son bıraktığımız yerden aynı geyikle devam edebilmek çok güzel. Sadece yaşlarımız artık 30’un üstünde. Onun dışında eğer mizah ve geyik kapasitem yüksek kaldıysa birinci suçlu cocamdır ikinci suçlu ahan da bu gruptur.

Herneyse gece tiplemeleri ben gitmeyeli çok değişmiş. Eskiden kızlı erkekli gruplar olurdu. O gün akşam ortam bildiğiniz kadınlar matinesi gibiydi. Biz zaten 6 kişilik bir masaydık. Yanımızda 15 kişilik başka bir masa daha vardı ama yaşları bizden 10-15 yaş daha gençti. İncelemelerime göre yeni nesil kızları şöyle.
Hepsi birbirinin aynı. Bildiğin kopyala yapıştır gibiler. Saçlar genelde sarı veya platin, koyu renk çok az. Genel olarak aynı şekilde açık bırakılmış ve bukle bukle bir fön çekilmiş. Bir de dağınık, yüzün gözükmese de olur. Zaten kimse yüzlerine de bakmıyor. Ben bakmadım açıkçası. Kısa elbise giyilecek. Mümkünse siyah, biraz iddialıysan leopar desenli giyebilirsin. Ama en uzunu dizden 10 cm yukarda olucak. Daha uzun birşey giyen görmedim. En az 10 cm topuklu ayakkabı giyilecek. Ve mümkün olduğu kadar zayıf olunacak. Kemiklerini görsek en iyisi. Obezite bu yaş grubuna uğramıyor. Bak en sevdiğim kısımları bu, ama ne yemeyerek veya ne yiyerek bu kadar zayıflar orayı bilemiyorum tabii. Her türlü müzikte aynı figürlerle dansediyorlar. İşte benim gececi yüzüm bu kadar. Arkadaşlarımla da bir kuple geyik yapabildim. Sonra gay bir solist çıkıp da detone sesiyle bağrınınca balkabağına dönüşmeden zaten kafası sessizlik arayan 2 çocuklu öbür arkadaşımla ordan kaçtık.
Mümkünse beni sessiz yerlere davet edin anacım. Doğayla içiçe yerler de olur. Deniz kenarına da gelebilirim. Ama bir 7-8 senedir böyle bir yere gitmiyordum. Bir daha da gitmem herhalde. Kızımın peşinden ajan olarak cocayla gitmemiz gerekmezse tabii.. Neyseki henüz hala 9.30’da poposunu devirip yatacak yaşta..

Mart 22, 2011 Posted by | Ben, eğlence | Yorum bırakın

Tron Harikası

Bir süredir coca insanının, insandan hallice yaşamıyla ilgili (niye kendiminkini bıraktım onu dert ediniyorum bilmem ama) memnun değildim. Çünkü kendisi hiç üstüne vazife değilken 6.30’da kalkıp sonra 9’a doğru işe gidip, malakdan 10 kalori kadar daha fazla yakarak akşam eve gelip, kışın da etkisiyle çocuklardı, karıydı derken geç saatte yattığı için. Otlardan 1.5 mebla daha iyi bir hayata sahip olduğu için kendisi ile görüşmemiz de genelde Ela’nın araya giren kafasından bir o tarafa bir öbür tarafa kaykılarak veya gece koridorda karşılaşarak olduğu için rekreasyon çalışmalarına girmek bana düştü. Zaten ahırdan hallice evimizde bir süredir yapmak istediği inşaat çalışmalarına veya 1001 hobisinden biri olan dal budama, bonzai türü aktivitelerini de yapamadığından bari çok sevdiğimiz sinema olayına girdireyim şu adamı dedim. Kurtarırsam ben kurtarırım. Evdeki her canlının mutluluğunu amaç edinmişim bir kere..
Neysem binbir organizasyonla evdeki canlıların hiçbirinin düzeni bozulmadan birinin külahını öbürüne, berikinin takkesini de birine geçirerek bir akşam beraber dışarı çıkmayı ayarladım. Evden de beraber çıkmadık, orda buluştuk. Ben filmin saatini yanlış bilince filmin öncesinde 3 saatimiz oluştu birdenbire. Yemek yedik, gezdik, kahve içtik yeni sevgililer gibi takıldık. It’s a date yani. Gülmekten, konuşmaktan ve uydurmaktan filme girerken pilim bitti sanmıştım. Meğerse gece yeni başlıyormuş.
Tron Efsanesi. Abicim o ne filmdi öyle. Yemin ediyorum 5. Elementle, Matrix arası birşeyler seyrediyor gibi oldum. Bir de bu adamlar bu filmin ilkini 28 sene önce çekmişler bu filmi çekebilmek için bu kadar zaman teknolojinin gelişmesini beklemişler resmen. Ama eğer bu kafalarındaysa ve teknolojiyi bekledilerse çok ileri görüşlüler brevo diyorum. Neyse cocayla elele harika bir film izledik. Resmen bitsin istemedim. Kullanılan teknoloci, kıyafetler, konu, aksiyon vs harikaydı.


Bu kızın saç kesiminden.

Bu evden ve şu kızın kıyafeti ve giydiği yağmurluk ve şemsiyesinden istiyorum. Ha bir de bu kızınki gibi vucud.

Anlıycağınız gece çok güzel geçti. Sonra dışarı çıkınca bütün akşam yaşadığımız beyin şokuna bir de vücut şoku ekledik. Dondurucu soğuktan barnaklarımız dona dona eve dönüp çocukların totolarını dikmiş yatmış olduklarını görünce daha bir rahatladık. Şimdi beynimde yeni tilkiler ne yapsam da yeni bir akşam yaratsam diye düşünüp duruyor. Aman kimse duymasın.

Şubat 15, 2011 Posted by | Ben, coca, eğlence | 2 Yorum

Çık Dışarı Oynayalım

Ece doğduktan sonra, kıskançlık bizim evde 2 yaşında bir kız çocuğu olarak beliriverdi. Şeker Ela, onu ne kadar hazırlamış olursak olalım; uyku bölünmeleri, bebek ağlamaları, anne ve babanın ilgisinde azalma ile nasıl başa çıkacağını bilmiyordu. Böyle olmasını da beklemiyordu. Bunların en üstünde periler evimize gelip emzikleri daha çok ihtiyacı olan dünyanın küçük bebeklerine götürdüler. (ah yalanlar). Buna cevabı? Uyumayı reddetmek. Her seferinde. Eylül’den beri hepimiz için kayalık bir yol oldu.

Bizim çözümümüz: bu çocuğu evden dışarı çıkar.

İlk yaptığımız eskisi gibi Mygym’e üye olmak oldu. Fakat ilk gittiği gün hasta oldu ve sırasıyla evdeki herkes bu hastalığı geçirdi. Hala kronik bir öksürüğü var gece geniz akıntısından öksürükle uyanıyor. Ama yine de götürüyoruz çünkü oyalanması çok zor bir azmana dönüştü. Sürekli eğlence istiyor, oyun istiyor. Haklı ama ben de bir yenidoğan sahibi zavalı bir anneyim. Enerji de bir yere kadar. Ece büyümüş olsa birbirlerine kırdırıcam ama şimdi haksız rekabet de var. Genel olarak sabahları onu dışarı çıkarıyorum, yağmur, çamur, güneş, kar dinlemeden. Atıyoruz kendimizi sokağa. İyice yorulup kendisi “eve gidelim anne” diyince dönüyoruz. Zaten o zaman zırt diye uyuyuveriyor. Öğle uykusundayken ben de biraz dinlenecek vakit buluyorum. Öğleden sonra bir yaratıcı oyun zamanı ki bunu bakıcı ile de oynayabiliyor. Yaratıcı oyun derken totondan uydurucaksın işte. Hayali arkadaşlar veya evdeki oyuncaklarla hayali oyunlar. Akşamüstü dans ve müzik. Genelde ben baygınlaşınca kitap. Aralarda ben emzirirken de onunla hayali oyun veya kitap okuma olayına girebiliyoruz.

Bence çocuklarımıza yiyeceklerimizin nerden geldiğini öğretmek çok önemli. Onları toprakla tanıştırmak, yediklerimizin toprakda büyüdüklerini görmeleri çok güzel. Yazın babasına bahçede sulama tipi şeylerde yardım ederek biraz öğrendi Ela. Çok da seviyordu, çok yoruluyordu. Rahat bir uyku için iyi oluyordu.

Bakalım kış aylarının kalanında ne yapacağız. (Kışın yapılacak şeylerle ilgili başka önerisi olan? Şimdi benim planım şu. Haftada birkaç gün hava nasıl olursa olsun eğlence ve gezi için dışarı çıkacağız. Donmuş göllerin üstünde taş kaydıracağız. Kurbağa yakalamaya çalışacağız. Böceklerin önüne taş koyup nereden yol buluyor takip edeceğiz. Umalım ki yavaşça ama kesin olarak orda burda uyuyakalmadan aktivite planlarımızı gerçekleştirebiliriz.


Veya, ona bir çubuk ve makaslar verip evde koşturmasını da izleyebilirim. Bakalım bunun sonucu olarak neler görürüz.

Ocak 21, 2011 Posted by | 2.5 yaş, doğa, eğlence | 1 Yorum

O an

Asansördeki o an var ya hani birisi için asansörün kapısını tutmazsın ama onlar asansörün düğmesine basarlar ve birden kapılar tekrar açılır ve bir anda içeri girerler ve sana ”Sen bir hayvansın” bakışı atarlar ve sen de aslında bilirsin ki haklılar, sen bir hayvansın ama aynı zamanda acelen vardır ve elinde içleri dolu 45 tane market torbası vardır ve bir ton ağırlığındadırlar ve sen çok yorgunsundur ve çişin de gelmiştir. Biliyormusun bu iş bir kişiyle başlar ama nerde biteceğini hiç bilemezsin, kapıyı bir kanı donuk idiot için tutarsın ve onlar bir sonraki kağnılar için tutarlar ve sonunda farkedersin ki aslında 15. katta evine çıkmak için merdivenleri kullansan daha hızlı olacaktır fakat artık çok geçtir ve şimdi bir asansörde senden nefret eden bir insanla takılıp kalmışsındır ve tüm o kötü hisler kafanın etrafında dönüp durmaktadır ve kendini suçlu hissedersin ve o diğer insanı suçlamak zorundasındır ve çok garip bir atmosferdir kimse konuşmaz ve herkes ya tepeye ya ayaklara ya da asansörün katlarını gösteren levhaya bakıp bir an önce gelmek ister yani gerilim yüksektir ve sen çok sinirli, üzgün ve aldatılmış hissedersin. Mesanende hoşnutsuz bir basınçla sinirlerin gereksizce bozulmuş bir şekilde yukarı çıkarsın. Asansörden kızgınca çıkarken, market torbalarını son bir kez yüklenirsin insan ırkından nefret edersin ve arkandan o yabancı, kapıyı onun için tutmadığın komşu seslenir ve nefret ede ede ”İyi akşamlar” der ve sen de utanarak ”Size de” diye mırıldanırsın ve daha da büyük bir hayvan gibi hissedersin. Çünkü aslında asosyalliğinle ve o anki sıkıntılı durumunun verdiği gereksizce aşırı sinirlenmenle sen gerçekten bir hayvansın. İşte o andan nefret ediyorum.

Aralık 27, 2010 Posted by | eğlence, mizah, zırva | 4 Yorum

2010’un Son Buluşmaları

Aman allahım ne kadar da büyüdüler. Bu grup biraraya gelmeye başladıklarında 1-1.5 yaş arasındalardı, şimdi 2,5-3 yaş arasındalar. İlk buluşmalarda birbirinin elinden birşey almalar, birbirini itmeler, tekmeler ağlamalar çok oluyordu. Biz anneler hiç yerimizde oturamıyorduk.

Şimdi biz oturuyoruz, onlar oynuyorlar. Hala zaman zaman arıza çıkaranlar, bir oyuncak için ağlayanlar oluyor. Ama çabuk toparlıyoruz. Beraber sandalye kapmaca, boyama, çıkartma yapıştırmaca, dans, kutu kutu pense gibi birçok oyun oynayabiliyorlar. Herşeyden daha güzeli artık birbirlerine kızıp bağırmıyorlar.

Artık birbirleri ile KONUŞUYORLAR. Hem de çok tatlı. Birbirlerini ikna etmeye çalışıyorlar. “Onu bana ver, bunu sen al” gibi. “Hayır o benim” de çok söylenen laflar arasında. Birbirlerinin isimlerini biliyorlar. Birbirlerine gitmek istiyorlar. Öpüyorlar, ayrılırken ağlıyorlar. Arkadaşlığı öğreniyorlar gözümüzün önünde. Hepsi çok tatlı birer çocuk haline geldi.

Ya biz. Biz de hergün birbirimize birsürü mail atan, aynı problemleri paylaşan, birbirini merak eden çok iyi arkadaşlar olduk. Bu oyun grubunu başlatırken hatta çocuğum olduğunda böyle sosyal bir ortamım olacağını düşünmemiştim. Güzel günler, eğlenceler geçirdik beraber. Tabii sadece beraber eğlenmiyoruz. Hastalıklarımızda, sıkıntılarımızda da konuşup, dertleşiyoruz, birbirimize sırtımızı yaslıyoruz. Herkese tavsiye ederim.

Bu fotoğraflar Aralık ayındaki buluşmalarımızdan. Çocukların ne kadar büyüdüklerini konuşup duruyoruz. Umarım arkadaşlıkları uzun süre devam eder, tabii bizim de. Ela, Beren, Eren, Melisa, Duru, İpek, Can, Efe ve Doruk. Birlikte büyümenizi diliyorum.

Aralık 24, 2010 Posted by | 2.5 yaş, Aktivite, eğlence, oyun grubu | 4 Yorum

Bisiklet ve Dayım

Küçükken arkadaşım Cenk’e 7. yaş gününde bisiklet almışlardı. Cenk çok yaramaz bir çocuktu. Bisiklet alındıktan az sonra alıştırma tekerlekleri olmadan bisiklete binmeyi öğrendi ve mahallenin en havalı çocuğu haline geldi. Bazen annem işte iken anneannemlerin evinde karşı komşumuz olan Cenk’lerin evine giderdim. Ondan bir yaş küçüktüm. Cenk benimle hiç resim çizmek istemezdi veya oyun da oynamazdı. Ama apartmanda diğer kızlarla oyun oynarken de gelip herşeyimize burnunu sokardı. Yandaki yokuşdan bisikletini hızla sürer ve biz kenarda dururken önümüzden geçerken motorsiklet sesleri çıkarırdı.

Bir gün, oturup Cenk’in havalı olmasını seyretmekden çok sıkıldım. Ben de havalı olmak istedim. Cenk’den bana bisiklete binmeyi öğretmesini istedim. Yeterince kolay görünüyordu.

Bana nasıl oturulacağını ve nasıl pedal çevrileceğini anlattı. Üzerinde ben oturuyorken beni itti. Sanki kendim sürüyormuş gibiydim! Nerdeyse en iyi bisiklet sürücüsü olduğuma dair emin olmuştum.

Yandaki yamaçdan bir kaç kere beraber indik ve çıktık. Fakat 3. seferde, Cenk beni yamaçdan aşağı hafif itti ve “Bakalım tek başına yapabilecekmisin” dedi. Hafif çimenlik yamaçdan aşağı kendimi bıraktım sonra bisikletin bir tarafı bir meşe ağacına çarptı, ben bir tarafa bisiklet bir tarafa düşerek durduk. Cenk, niye böyle birşey yaptı bilmiyorum. Şakacılığı ve çocukluğunun verdiği öngörememe olduğunu düşünüyorum.
Yamacın sonunda yüzümde 2 yerden kan akarak yatıyordum ve bisikletlerin çok tehlikeli olduğuna, hiç yanaşmamak gerektiğine karar vermiştim. Nasıl o yaşdaki aklım böyle bir şeye karar verdi bilmiyorum ama o zaman bisikletlerin şeytan makineler olduğuna ve beni yokedeceğine ikna olmuştum.

6. doğum günüm birkaç ay sonraydı. Ve geldiğinde çok heyecanlıydım. Bir midilli veya uzay gemisi istemiştim (şimdi ne kadar gerçekçi olduğumu anlıyorum, aslında kendi küçüklüğümü biraz deşsem Ela’nın kime benzediği ortay çıkar) ve bana bir midilli alacaklarına nerdeyse emindim. Kalkar kalkmaz mutfağa, annem ve babamın yanına gitmiştim.

Annem bana hediyem için dışarı çıkacağımızı söylediğine bir midilli aldıklarına emin olmuştum. Canlı ve sürülebilir bir hayvanım olacağı için o kadar heyecanlıydım ki kapının yerini unutup bir süre içerde ata binermiş gibi koşturup durmuştum.

Kendimi kontrol etmeye muvaffak olup evin dışına doğru yolumu bulduğumda, arka bahçeye koşup orda bekleyen midillimle kavuşmak için can atıyordum. Hayretimi düşünün midilli yerine bir bisiklet orda duruyordu. Bir kaç zilisaniyede aşırı yüklenmiş doğum günü modundan annem babam beni öldürmeye çalışıyormuş gibi bir ruh haline geçmiştim.

Çığlık atarak ve ağlayarak doğum günü hediyemden uzaklaştım. Ailemin beklediği reaksiyon bu değildi tabikine.

Ailem muhtemelen ilk bisiklet maceramın beni nasıl travmatize ettiğini hafife almışlardı. Hemen zarar kontrol moduna girdiler. Çok güzel bir ses tonuyla annem ”Sana bisiklet binmeyi öğretmeme ne dersin?” diye sormuştu. Yüzümü annemin bacağına gömüp daha çok ağlamıştım. Dayım ”Ben seni tutarken pedalleri çevirebilirsin! Çok eğlenceli olur” demişti.

En sonunda beni nasıl ikna etti bilmiyorum, hatırladığım bir sonraki şey kuzenimin büyük bisikletinin selesinde oturmuş teröre uğramış gibi dayıma asılmamdı.

Dayım arkada oturarak yavaşça pedal çevirmiş ve beni bisikletlerin eğlenceli olduğu ve tüm kanımı emmek isteyen tehlikeli şeytansı yaratıklar olmadığı konusunda sakinleştirmek için elinden geleni yapıyordu. 5 dakika geçti ve hala bisiklet tarafından hunharca öldürülmemiştim, böylece biraz rahatlamaya başladım. Annem yolumuzun üstünde durup hayranlıkla seyretti. Bir anlığına harika bir aile zamanıydı.

Sonraki bir kaç dakika hayatımda bir dönüm noktasıydı. Dayım ve ben başka bir yüzeye doğru yelken açmıştık. Hafızamda sesini şöyle hatırlıyorum : “Haaaaaa… haaaaaa… haaaaaaa… çok eğlenceliiiiiiiii! Süüüpppppeeerr! Hayyyydddii çimleerdee süüüreeliiim!”

Sanırım yani öyle tahmin ediyorum ki bisiklet deneyimimi zenginleştirmek için dayım değişik yüzeylere doğru yönelmek istemiş, ve bisikleti çimlere doğru kırmıştı.

Nasıl oldu da kayaya çarptık ve ikimiz de alaşağı olduk ve yerlere saçıldık bilmiyorum; kesinlikle çok hızlı falan gitmiyorduk. Bildiğim tek birşey var ki dayımın ön tekeri kayaya çarptığı anda, zor kazanılmış güvenim de bir atılmış bir muz kabuğu gibi büzüştü.

Dayımın 110 kg’lık tüm bedeni dirseğimin üzerindeydi. Zorlukla dayımın altından kendimi kurtardım ve anneme koştum. Dayım utanç çuvalı gibi yüzüstü yerde yatıyordu.

Bisikletlere karşı korkum yaklaşık 6 yıl daha devam etti. Tüm arkadaşlarım bisiklete binip hava atarken, ben arkalarından koşup gururumu korumaya çalışıp fakat başarılı olamayan garip çocuktum. Yıllar sonra 12 yaşımda tekrar bisiklet denememi yaparken yine bana özgüven vermeye çalışıp bu sefer başarılı olan ve ondan sonraki 10 yıl boyunca bisikletin tepesinden inmememi sağlayıp aileme nerden aldık bu bisikleti dedirten yine dayım oldu. Bugün bu olayları hatırlayıp kendi kendime gülümsedim. Onu ne kadar az andığımı düşünüp üzüldüm biraz. Deli derlerdi ona; o deli, ele avuca sığmaz kişiliği ile bundan 14 sene önce 39 yaşında bizleri yine şok ederek aramızdan ayrıldı. Yaşasa şimdi 53 yaşında olacaktı. Yine eğlenceli başlayıp hüzünlü bitirdim yazıyı ama bu sefer elimde olmadı. Nur içinde yat dayıcım. Bana ve ailedeki tüm çocuklara sonsuz cesaret veren tek insan. Onun çocukları ile benim aramdaki farklara bakıyorum ve ondan çok ders alıp çocuklara vermek istediğim en önemli şeyin cesaret ve özgüven olduğunu artık biliyorum.

Aralık 15, 2010 Posted by | aile, Ben, eğlence | 6 Yorum

Asansör

Dün bir asansöre binip gideceğim 4.katın düğmesine bastım. Kapılar kapanırken, bir adam kapıyı durdurdu ve bir elinde gazetesi bir elinde bir kahve ile içeri girdi. Asansörün kapıları kapandı ve yükselmeye başladık.

“İyi misin?” diye sordu adam birden. Adama kafam karışmış şekilde baktım. Heryer gibi son zamanlarda sokaklarda arkadaşça davranıp hal hatır soran insanlarla karşılaşmıyorsun.

Aynı zamanda bu adamın neden benim iyi olmayacağımı düşündüğünü de anlayamamıştım – kötü mü görünüyordum? Dün gece birşey izlemekle meşgulken geç yatmıştım fakat gözlerimin altındaki torbaların yabancıları meraklandıracak kadar rahatsız edici olduğunu düşünmüyordum.

“İyiyim,” dedim asansörün numaralarına bakarak.

Cevap vermedi. Ne yani, soruyor ve cevabını bile merak etmiyor mu? Tipik erkek işte.

Kapılar 4. katta açıldı, ve adam yana kayarak bana yol verdi, işte o zaman kulağında bir Bluetooth gördüm:)

Evet, bu açıklıyor.

————
Gebeliğin son zamanlarında olduğum anlaşılıyor. Dün coca da bana “o filmi izleme bence nasılsa anlamayacaksın” dedi. Haklı. Geçen sefer de doğumdan 7 ay sonra falan izlediğim dizileri anlamaya başladığımda aslında algılarımın yeni açıldığını o sene izlediğim hiçbirşeyi tam anlamadığımı farkettim. Coca sonra dedi ki “sen eğlenceli şeyler izle”. 🙂

Temmuz 30, 2010 Posted by | Ben, Diyaloglar, eğlence | 8 Yorum

Duru’nun 2. Yaş Günü

Tatiller, bizim yoğunluğumuz, yaz sezonu derken uzun zamandır çocuklar biraraya gelemiyordu. Biz de tabii ki. Tatilden dönmemizle Duru’nun doğum günü de gelince kendimizi Duru’nun doğum günü partisinde bulduk. Anneler, babalar ve çocuklar biz bize bir akşamüstü geçirdik.
Tabii ki çocuklar daha çok eğlendi. Bir adet kamyonu 6 çocuk paylaşamadı ve her kombinasyonla kamyonun tepesine çıktılar desem yeridir. Nerdeyse bir senedir bu çocukları biraraya getiriyoruz ve artık oyun grubumuzdaki tüm çocuklar 2 yaşlarını doldurdular. İnanılmaz bir hızla büyüyorlar ve artık onların oyunlarını seyretmek daha eğlenceli hale geldi. Çünkü artık konuşuyorlar, savunuyorlar, tepki gösteriyorlar. Çok tatlı birer küçük birey haline geldiler.

Biz de birbirimizi özlemişiz tabii ki. Sanırım biz onlardan daha çok buluşmak istiyoruz. Çünkü artık bu küçük canavarlara vakit geçirtmek gittikçe zor olmaya başladı. Çok güzel bir gündü. Teşekkürler Bige & Arda. İyi ki Duru’yu yapmışsınız, Ela’nın arkadaşı olmuş.


Not: Bugün hava inanılmaz sıcak bugünü atlatabilirsem, bu yazı da geçiririm herhalde.. Herkese bu sıcakda kolaylıklar, en çok da bana..:)

Temmuz 27, 2010 Posted by | 2 yaş, eğlence, oyun grubu | 2 Yorum

Birşeyler Kaybediyorum.

Gerçekten yakınlarda 2 şey kaybettim. Büyük şeyler. Önemli şeyler. Kendimi kaybolmuş hissettiğim şeyler.

Tamam, sanırım abartıyorum. Önce bir kısım saçımı kaybettim. 1 kg saç diyebiliriz. Bir el boyu kadar kesin demiştim, bir ayak boyu kadar kestiler. Hatta bir goril ayağı boyu kadar diyebilirim. Adam’a “hani el boyu kadar” kesicektiniz dediğimde “ama abla kimin elinin boyu kadar demediniz ki, ben kendi elim kadar kestim” dedi. Sonra baktım aman allahım adamın elleri gerçekten kocaman. Bunu nasıl farketmedim bilmiyorum, halbuki çok kocaman ellerden çok korkarım. Hayatta saçımı kestiremem. Gebelikten olacak herhalde. Zaten adam saçımı keserken ben nerdeyse uyudum. Hatta bir ara kesin uyudum da o aralık ne kadar bilemiyorum. Her zamanki kuaförüme gitmediğim için nerdeyse ağladım sonra. Olmuyor işte istediğim gibi yapamıyorlar. Zamana, fırsata ve yakınlığa yenilip nolucak sanki keser diye gittim. Sonuçta tatilde çok rahat ettim ama hala istediğim gibi değil.

Bir de. Eski saçımı özlüyorum. Bir denizkızı gibi özel hissediyordum kendimi. Şimdi sıradan birisi gibiyim. Saçmaladığımı düşünüyorsunuz biliyorum ama zaten uyduruyorum. Eskiden de sıradan birisi gibi hissediyordum sadece o zamanı daha çok seviyordum. Yine de pişman değilim. Yine uzayacak nasılsa. Artı kim takar. Sadece aptal bir saç işte.

Kaybettiğim 2. önemli şeyse bir ayak boyu saç kadar görünür değil. Ama neye bakacağınızı bilirseniz siz de görebilirsiniz. Yürüme şeklimde, arabadan inme şeklimde, oturduğum yerden kalkma şeklimde vardı ve evet dansetme şeklimde bile vardı. Az mı dansediyorum sanıyorsunuz, kızımı eğlendirmek için çılgın danslar yapıyorum. Birlikte çok gülüyoruz, sonra o azıyor ve durduramıyoruz. Sonra uyumakta zorluk çekiyor ben de “acaba niye” diyorum:)

Konuya gelelim, ağrımı kaybettim.

Bir süredir olan kuyruk sokumumdan kalçama doğru inip hayati aktivasyonlarımı tehdit eden muhtemelen içerdeki dingonun bir sinirimi yakalayıp bırakmamakda inat ettiği o kronik siyatik ağrısı. İşte onu kaybettim. Gitti. Kız bıraktı sinirimin ucunu tutmayı. Şimdi ara sıra ordaki burdaki sinirlerle oynuyor, ben de abuk subuk acılar hissediyorum. Ben bunun hesabını sorarım ondan.

Biliyorum bu geçici. Biliyorum yarın başka bir yerim ağrıycak. Biliyorum, biliyorum. Çok hamileyim. Bunun da yeni farkına vardım. Hala zıpçıktı gibiydim. Ama bugun yattığım yerde öbür tarafa dönerken göbeğim ağır bastı fırt diye düştüm. İşte o zaman anladım benim için pozisyon değiştirmek demek ayağa kalkıp tekrar yatmak demek olan günler başladı.Tek tesellim daha geç başladı.

Şimdilik ağrım geçti. Ayağa kalkıp planlamadan direk yürüyebileceğim, bir egzersizi bir yerim ağrımadan veya uyuyakalmadan bitirebileceğim, bir restoranda göbeğime birşeyler dökmeden sırtıma ayrı yastık popoma ayrı yastık aramadan oturabileceğim günler tekrar gelicek. Gerçi o zaman da oturacak zaman olmayacak muhtemelen. Emzirdiğim dakikalarda dinlenirim diye planlıyorum. Birisi yandan gelip kafamı tutarsa daha iyi olur tabi.. İşte o zaman denizkızları nasıl hissediyor anlarım herhalde.

Temmuz 15, 2010 Posted by | eğlence, gebelik, gebeş esra | 5 Yorum

Ela 2 Yaşında

Küçük kızımız, bir tanecik bebeğimiz çocuk olma yolunda bir adım daha attı. Doğumunun üzerinden 2 sene geçtiğine inanmak bile çok zor geliyor. Şu günlerde kendi kararlarını kendi vermek isteyen, her yaptığımız şeyi o da yapmak isteyen, bir birey olduğunun farkına varmaya başlayan bir çocuk oldu. Her zamankinden daha hareketli, her zamankinden daha geveze tam bir cadı oldu.

Ela’nın 2 doğum gününü aile arasında biraraya gelip biraz eğlenerek geçirdik. Ela daha çok eğlendi tabi. Bu seneki yoğun tempomuz daha fazlasına izin vermiyordu zaten, enerjisi gittikçe azalan bir gebe kadın için de en iyisi bu oldu. Yeni yaşı bir öncekinden daha güzel geçsin kuzumun. Bu seneki umutlarım arasında (hayal ama) biraz daha sakin bir Ela var. Bakalım Ece’nin gelişi hayatımızda neleri değiştirecek.


Nice yıllara, sağlıkla büyü kuzum. Hep gözlerin böyle gülsün, insanlara sıcak tavrın hiç değişmesin, hayat seni çok zorlamasın tatlı bebeğim. Seni çok seviyoruz.



Temmuz 12, 2010 Posted by | 2 yaş, Ela, eğlence | 14 Yorum