Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Son Kullanma Tarihime 2 hafta – 38 Hafta

İki gebeliğim arasındaki benzerlik ve farklar

1. Ela’da 22 kg aldım, bebek 4 kg doğdu. – Ece’de 7.5 kg aldım, bebek yine 4 kg’a yakın olacak sanırım.
2. Ela’da ilk haftalarda çok nadir bulantım olurdu. – Ece’de ilk 12 hafta yoğun bulantım oldu.
3. Ela’da çok tedirgindim. Daha önceki iki kimyasal gebelik yüzünden ters birşey olacağından çok korkuyordum. – Ece’de çok rahattım, ağrı sızı hiç birşeyi tınmadım.
4. Ela’da şehirden bile ayrılmadım. – Ece’de sürekli gezdim, üstelik tam 4 hafta Antalya’da suların içinde geçirdim.

5. Ela’da sürekli biryerlerim ağrırdı. Kalçam, rahim, kasıklarım. – Ece’de hiç ağrım olmadı. Son 3 haftaya girdiğimde belim ağrımaya başladı.
6. Ela’da da Ece’de de duygusal patlamalar pek yaşamadım. Sinirli, çok duygusal olmadım. Sadece Ece’de insanların başına gelen kötü şeylere daha çok üzülüyorum, başkaları için ağlıyorum. Yani daha duyarlı oldum ama kesinlikle durup dururken duygusallığım olmuyor. Melek gibi hamilesin diyor cocam. Rahatlıkla çocuk istemesi normal sanırım.
7. İki gebelikte de karnım çok büyüdü. İki gebelikte de herkes bu erkek karnı dedi. Yok işte benim karnımın büyüme şekli böyle.
8. Ela’da hamileliğin her türlü semptomunu takip ettim, internetten o hafta bebek içerde ne yapıyor, ne gelişmeler gösteriyor takip ettim. – Ece’de hiçbirşeyi takip etmedim. Sadece bebeğin karnımdaki hareketlerine bakıyorum.
9. Ela’da 6. ayın bitmesi ile birlikte 5 yastıkla yükseltilmiş bir yatakta yatıyordum. Pozisyon değiştirmek için ayağa kalkıyordum. – Ece’de hala tek yastıkla dümdüz yatıyorum ve biraz zorlansam da iki hamlede pozisyon değiştiriyorum.
10. Ela’da 32. haftanın sonuna kadar masa başında çalıştım. Kalçam çok ağrıdı. Kalan 8 haftada da gezdim ve yattım. – Ece’de 37. haftaya kadar çalıştım. Ela’yı hala kucağıma alıyorum. 2 kere Antalya’ya gidip geldim. Taşınma ve yerleşme işinde çok çalıştım. Hala fiziksel olarak aktif sayılırım.
11. Ela’da 28. haftaya kadar araba kullandım. – Ece’de 37. haftaya kadar araba kullandım. Artık göbeğim direksiyona değmeye başlayıp, doktor saçmalama suyun da her an patlayabilir diyene kadar direksiyon başındaydım.
12. 9 ayı çok tedirgin geçirdim. Hareketlerimi kısıtladım. – 9 ayı çok rahat geçirdim. Denize de girdim, halay da çektim.
Evdeki bebek insanı enerjik tutuyor. Allah insana bir kuvvet veriyor. Son haftalarda yapamayacağımı düşündüğüm şeyleri hala yapıyorum. Bugün doktor kontrolüm var, bakalım önümüzdeki 2 haftada bizi neler bekliyor. Diyeceğim o ki evdeki çocukla ikinci bebeği düşünenler hamilelik kısmından korkmayın. Sonraki deneyimlerimi bebekden sonra paylaşacağım.
Reklamlar

Eylül 7, 2010 Posted by | gebelik, gebeş esra, gebeş günlükleri | 2 Yorum

Gelişimi Tamamlanmış 37 Haftalık

Bugünleri yine göreceğime inanmak zordu. Artık 37 haftalık hamileyim ve son kullanma tarihim geçmek üzere. Önümüzdeki 3 belki 4 hafta içinde doğumu bekliyoruz artık. Bugün doktor kontrolümüz vardı ve artık dersimiz doğumdu. Yani umuyoruz mutlu son.

Öncelikle Ece bebek 37 haftasını doldurdu ve artık gelişimi tamamlanmış, doğmasında bir sakınca olmayan bir bebek. Kiminle evlendiğinize dikkat etmeniz lazım, kaç kilo doğmuş hemen sormanız lazım çünkü bebeklerin doğum kilolarında genetik olarak babaların doğum kiloları daha çok etkili oluyormuş. Son haftalarında atak yapıp 40. haftasında 4 kg doğan Ela hanımdan sonra tarih tekerrür ediyor ve 4.750 kg doğan babanın çocuklarından olacak olan Ece hanımın da genlerindeki “son haftalarda çok kilo al anneni zorla” emiri ortaya çıkıyor. 10 günde tam 600 gr alarak 3.360 gr’a ulaşmış. Ela’ya dışarda 10 günde 600 gr aldıramayız. E kızım annen seni normal doğumla doğurmak istiyor biraz normal kilo alsan olmaz mı. Annelerinin doğum kilosu 2.800 olduğunu düşünürsek benden gerçekten bu konuda bir şey almamışlar, babalarının yolunda gidiyorlar. Bu arada bebeğin doğum kilosunun annenin hamilelikte aldığı kilo ile hiçbir alakası olmadığının kanıtı olmuşumdur artık çünkü toplamda 7.5 kg aldım ve bebeğin kilosu 3.360. Hamilelere haykırmak istiyorum gereksiz kilo almayın diye, ben birincide aldım da ne oldu üstümde kaldı çoğu. Oysa bu bilinçde olsaydım o zaman şimdi eski zayıf günlerimde olurdum. Bu doğumdan sonra doğum kilolarımı vereceğim artık ama çok komik 1. doğumumun kilolarını vereceğim:)

Herneyse Ece bebekin gelişimi normal, suyu iyi, kalp atışları gayet düzgündü. Bende ise kasılma hiç yok:) Tabii bu hiçbirşeyin göstergesi değilmiş sadece şu an kasılma yok. Doğum planımızı da yaptık. Artık ben hazırım, hiç bir korkum yok hatta aslında heyecanlı bile değilim. Sadece merak ediyorum. Umarım kızım da bizi çok çok bekletmeden gelir.

Eylül 1, 2010 Posted by | gebelik, gebeş esra | 7 Yorum

Abla Olmaya Tahmini 30 Gün


Ela son günlerde en neşeli, en heyecanlı günlerini yaşıyor. Tabii ki bunun yaklaşan doğumla bir alakası yok. Şu sıra çok eğlendiği aktiviteler yapıyoruz, 9. ayımda olmama rağmen onu serinleyen havadan da yararlansın diye her gün akşama kadar gezdiriyoruz. Parklar, arkadaşlar, eğlenceler. Tabii ki doğumla birlikte bir süre geri adım atmak zorunda kalacağız. Ama umarım içerdeki bebek erken gelmez de ben de kızımla serinleyen havaların tadını dışarda gezerek çıkarırım.. Nitekim havalar cuma itibariyle biraz serinler serinlemez kendimizi klimalı salon hapsinden de kurtararak ayağı yanıklar gibi dışarı attık.

Ela’ya elimizden geldiğince kardeşi olacağını anlatıyoruz. Hatta “annenin karnında Ece var” bile diyor. Ama Ece’nin gelip eve yerleşeceğinden, annesini, babasını paylaşacağından haberi olmadığına eminim. Yani bu durum bizim için olmadan anlayamayacağımız bir denklem. Umuyoruz mümkün olduğunca hasarsız atlatırız.

Ece’ye gelince, şu an 36. haftamızın içindeyiz. Cuma günü kontrolüm vardı. Ece çok güzel büyüyor, çok şükür. 3 hafta içinde 700 gram alarak 2760 gr olmuş. Boyu da, kilosu ortalamanın biraz üstünde. Ben de 3 haftada 1.5 kg almışım ki yine alt sınırdayım çok şükür. Böylece şu an itibariyle 6.5 kg almış durumdayım, 8 kilo ile bitirmeyi umuyorum. Geçtiğimiz bir hafta içinde artık vücudumda ödemler de başladı. Ellerim ve yüzüm biraz şişmiş durumda, hareketlerim biraz daha kısıtlandı ve bugün çok hafif kasılmalarım oldu. Umudum 40 haftayı doldurmak ama 2 hafta daha geçirelim de sonra istediği zaman gelsin Ece bebek. Sağlıkla inşallah. Tekrar bir doğum daha yapacağıma inanmakda şu an zorlanıyorum. Bakıcı aramalarımız sürüyor. Umarım önümüzdeki 10 gün içinde birini buluruz, bu konu bizim için hem olmak zorunda olan hem de beni endişelendiren bir konu. Her neyse bebekler aleminden haberler böyle. Ben gebeşliğin doruğunda kalan günleri eğlenerek geçirmek umudunda ve niyetindeyim.

Ağustos 22, 2010 Posted by | gebelik, gebeş esra, gebeş günlükleri | 3 Yorum

Kontrol Var mı?


Hamilelik, kontrol üstüne büyük bir ders.

Yani hiç olmadığını öğrenmek için. Bedenimin her geçen gün büyümesini durduramıyorum. Bu büyük bebeğin kaçınılmaz doğumunu durduramam. Sancılar ve doğum nasıl gidicek, kontrol edemem. Acıdan kaçamam, ne olacaksa ondan kaçamam.
Yapabileceğim hiçbirşey yok.
Bunun için hazırlık da yapamam. Kendimi bunda “daha iyi” yapacak bir kitap da yok. Hafıza kartları hazırlayıp, ezberleyip sonra da “A” alabileceğim bir durum değil. Geçen seferki gibi mi olacak merak ediyorum. Gerçi şimdiye kadar hiçbirşey geçen seferki gibi olmadı. Bir sezaryenlemi bitirmek zorunda kalıcam, daha kolay olucak mı herşey, normal doğurabilicek miyim, epizyotomi gerekecek mi? Ya bana ya da bebeğe birşey olursa.

Tüm bunları merak ediyorum.

Fakat tüm bu meraklar stres dolu değil. Obsesif değilim. Sadece beynimde uçuşan düşünceleri izliyorum. Onlara bir bağlılığım yok. Sadece bir anlığına aklımın bunları merak etmesine izin veriyorum, düşünceyi tanıyorum sonra bir sonrakine geçiyorum.
Yeni düşünce şeklime göre kötü düşünce yok – sadece düşünce var. Düşünceler kendi içinde ve dışında güçlü değiller. Hedef düşünceleri görmezden gelmemek. Hedef onları net olarak tanıyıp, yoluna devam edebilmek. Bu düşüncelere bir bağımlılık oluşturmuyorum.

Bir durum üstünde hiç kontrolünüz olmadığında (ve kaç tane durumu gerçekten kontrol ediyoruz?), herhangi bir sonuç hakkında galeyana gelmek biraz faydasız. Yaşa. Yapabileceğinin en iyisini yap. Anda kal. Geleceği kontrol edemiyorsun. Veya geçmişi değiştiremiyorsun.
Hamilelik bunun en net örneğidir. Hayatın diğer olayları ve stresleri üzerinde bocalayıp savaşabilirsin. Hayattaki bir çok şeyin kontrolünün sende olmadığına inanmayı reddedebilirsin – Olabilecek veya olmayabilecek bazı hayali sonuçlar için kendine savaşmak ve bocalamak için izin verebilirsin. Fakat hamilelikte bu bir paket anlaşmadır. Hiç birşey kontrolünde değildir. Vücudun kendi yolundadır. Gebelik süreci kendi zamanında olur, kendi şeklinde olur ve söyleyip yapabileceğiniz hiç birşey yoktur.

Olmasını engelleyemezsiniz.

Gerçekliktir.
Bugün araba kullanırken – Dans edilebilecek bir şarkı çalıyordu – Birden düşündüm ki : “Aman allahım, bir kızım daha olacak. 2 tane çocuğum olacak. İki çocuğu hayal edemiyorum. Bir kızı daha hayal edemiyorum. O insanı hayal edemiyorum. Kim o kız? Ben kim olacağım? 2 çocuk annesi mi?
2 taneye nasıl annelik yaparsınız?
2 taneyi nasıl yönetiyorsunuz?
Sevginizi 2’ye nasıl bölersiniz? Veya 2 ile mi çarpılıyor? İkinci düşünceden şüpheleniyorum. Fakat tüm hepsi, tüm bu annelik, birden çok çocukluluk, bu hayat, bu doğum hepsi uzak ve anlaması zor görünüyor.
Fakat aklımın merak etmesine izin veriyorum. Buna takmıyorum. Heyecanlanmıyorum ve stres olmuyorum. İnsanlar çoğunlukla bana soruyor, “Heyecanlanıyormusun?” ve sanırım çoğunlukla “evet” diye cevap veriyorum veya bu bebeğin içimden çıkması için hazırım gibi birşeyler mırıldanıyorum… ama “heyecan” hissi gerçekte yok. Heyecanlı veya korkuyor değilim.
Sadece burdayım.
Şu anda:
Kemiklerimin ayrıldığını hissediyorum. Bedenimin yavaş yavaş açıldığını hissediyorum. Hazırlandığımı hissediyorum.. ama hazır değilim. Bu belki de kontroldür işte. Hepimizin hazırlandığının farkına varmak, ama asla hazır olmadığımızın. Bu bir varış noktası değil, bir yolculuk.

Varış noktası olmayan bir yolculuk mu?

İşte doğum ve ölüm orada. İkisini de kontrol edemezsiniz, ve eğer yeterince uzun yaşarsanız aralığını da kontrol edemediğinizi anlarsınız.

Ve bunu yazarken tüm bunlar beni güldürüyor.

Bu yabancı içerden beni iteklerken gülüyorum. Tüm merak ve gizemine gülüyorum. Akışa kendimi bıraktım, kendi yaşamıma gülüyorum.

Ağustos 12, 2010 Posted by | gebelik, gebeş esra | 2 Yorum

8 Aylık Çok Hamileyim

Bu sene ben de dünya da zor bir yaz geçiriyor gibi görünüyor. 130 yıldır görülmeyen sıcaklar benim hamileliğimin en zor ayına denk gelmesi beni çok yıpratıyor. Daha 15 gün kadar daha süreceği söyleniyor. Sürekli yurtdışı hava tahminlerine de bakıyorum gerçekten bir serinleme henüz ufukda görülmüyor. Bunlar daha sonraki senelerde de görülecek eminim. Öyle bir senenin işi değil. Etrafınıza bir bakın. Rusya’da yangınlar, Pakistan’da, Çin’de seller, Kanada çok ciddi bir buzdağı tehdidi altında. Ülkeler daha farkında değil, insanlar bireysel olarak nasıl farkına varacak bilmiyorum. Bazen bu dünyaya 2 tane çocuk dünya getiriyor olmamız konusunda çok endişeleniyorum ama yapacak birşey yok. Yaşayıp görüceğiz, elimizden geleni yapacağız. Pakistan’da dün selde yürüyen küçücük çocukları görünce nasıl içim acıdı anlatamam. Ben mi çok fazla duyarlıyım yoksa insanlar mı boşvermiş bilmiyorum. Ama kimsenin hala bu konulara ilgi duymaması ve kendilerinin yapabileceklerini yapmamasına çok şaşırıyorum. Herneyse bugün biraz karamsar bir günümdeyim sanırım. Oysa hamileliğim hakkında yazacaktım değil mi.

Beklenen doğum tarihine 6 hafta kaldı. Sıcaklar dışında gerçekten fiziksel bir rahatsızlık yaşamıyorum aslında. Ela’nınkine göre çok rahat bir hamilelik geçiriyorum diyebilirim. Tüm hamilelik sıkıntılarının kilo almayla alakalı olduğuna karar verdim sanırım. Hala yatakda dümdüz yatabiliyorum, her işimi kendim yapıyorum. Üstelik Ela’nın da işlerini yapıyorum. Şu an itibariyle hala 5 kg aldım. Bebeğin hareketleri çok güzel, dışardan bile seyrediliyor, ve her dokunduğumuzda bize cevap veriyor. Hala bu ayı nasıl geçireceğimi kara kara düşünüyorum ama bir yandan da doğum yaklaşıyor ve biraz korkmuyor değilim. Ama çok da umrumda değil, yeni bebeğimle tanışmak için hem sabırsızım hem de acele etsin istemiyorum..

İşte böyle şu sıra gel gitlerdeyim. Daha güzel, serin ve rahat günler geçiririz umarım.

Ağustos 10, 2010 Posted by | Eko Anne, gebelik, gebeş günlükleri | 6 Yorum

Birşeyler Kaybediyorum.

Gerçekten yakınlarda 2 şey kaybettim. Büyük şeyler. Önemli şeyler. Kendimi kaybolmuş hissettiğim şeyler.

Tamam, sanırım abartıyorum. Önce bir kısım saçımı kaybettim. 1 kg saç diyebiliriz. Bir el boyu kadar kesin demiştim, bir ayak boyu kadar kestiler. Hatta bir goril ayağı boyu kadar diyebilirim. Adam’a “hani el boyu kadar” kesicektiniz dediğimde “ama abla kimin elinin boyu kadar demediniz ki, ben kendi elim kadar kestim” dedi. Sonra baktım aman allahım adamın elleri gerçekten kocaman. Bunu nasıl farketmedim bilmiyorum, halbuki çok kocaman ellerden çok korkarım. Hayatta saçımı kestiremem. Gebelikten olacak herhalde. Zaten adam saçımı keserken ben nerdeyse uyudum. Hatta bir ara kesin uyudum da o aralık ne kadar bilemiyorum. Her zamanki kuaförüme gitmediğim için nerdeyse ağladım sonra. Olmuyor işte istediğim gibi yapamıyorlar. Zamana, fırsata ve yakınlığa yenilip nolucak sanki keser diye gittim. Sonuçta tatilde çok rahat ettim ama hala istediğim gibi değil.

Bir de. Eski saçımı özlüyorum. Bir denizkızı gibi özel hissediyordum kendimi. Şimdi sıradan birisi gibiyim. Saçmaladığımı düşünüyorsunuz biliyorum ama zaten uyduruyorum. Eskiden de sıradan birisi gibi hissediyordum sadece o zamanı daha çok seviyordum. Yine de pişman değilim. Yine uzayacak nasılsa. Artı kim takar. Sadece aptal bir saç işte.

Kaybettiğim 2. önemli şeyse bir ayak boyu saç kadar görünür değil. Ama neye bakacağınızı bilirseniz siz de görebilirsiniz. Yürüme şeklimde, arabadan inme şeklimde, oturduğum yerden kalkma şeklimde vardı ve evet dansetme şeklimde bile vardı. Az mı dansediyorum sanıyorsunuz, kızımı eğlendirmek için çılgın danslar yapıyorum. Birlikte çok gülüyoruz, sonra o azıyor ve durduramıyoruz. Sonra uyumakta zorluk çekiyor ben de “acaba niye” diyorum:)

Konuya gelelim, ağrımı kaybettim.

Bir süredir olan kuyruk sokumumdan kalçama doğru inip hayati aktivasyonlarımı tehdit eden muhtemelen içerdeki dingonun bir sinirimi yakalayıp bırakmamakda inat ettiği o kronik siyatik ağrısı. İşte onu kaybettim. Gitti. Kız bıraktı sinirimin ucunu tutmayı. Şimdi ara sıra ordaki burdaki sinirlerle oynuyor, ben de abuk subuk acılar hissediyorum. Ben bunun hesabını sorarım ondan.

Biliyorum bu geçici. Biliyorum yarın başka bir yerim ağrıycak. Biliyorum, biliyorum. Çok hamileyim. Bunun da yeni farkına vardım. Hala zıpçıktı gibiydim. Ama bugun yattığım yerde öbür tarafa dönerken göbeğim ağır bastı fırt diye düştüm. İşte o zaman anladım benim için pozisyon değiştirmek demek ayağa kalkıp tekrar yatmak demek olan günler başladı.Tek tesellim daha geç başladı.

Şimdilik ağrım geçti. Ayağa kalkıp planlamadan direk yürüyebileceğim, bir egzersizi bir yerim ağrımadan veya uyuyakalmadan bitirebileceğim, bir restoranda göbeğime birşeyler dökmeden sırtıma ayrı yastık popoma ayrı yastık aramadan oturabileceğim günler tekrar gelicek. Gerçi o zaman da oturacak zaman olmayacak muhtemelen. Emzirdiğim dakikalarda dinlenirim diye planlıyorum. Birisi yandan gelip kafamı tutarsa daha iyi olur tabi.. İşte o zaman denizkızları nasıl hissediyor anlarım herhalde.

Temmuz 15, 2010 Posted by | eğlence, gebelik, gebeş esra | 5 Yorum

7 Aylık İştahsız Gebe

Antalya’dan döndük, ayağımın tozuyla kontrole gittim. Antalya’da yaşadığım enfeksiyon ve çok yorulmam yüzünden biraz endişeliydim. Ama çok şükür herşey yolunda 7 aylık fetus Ece Hanım buda pozisyonunda oturuyor. Bu ay 1.5 kg almışım. Artık son 3 ayda olduğumuz için bunun en alt sınırda ama normal olduğunu söyledi doktor. Ve asıl güzel haber Ece hanım 1.5 kg olmuş ve şu an itibariyle ortalamanın üstünde bir bebek. Boyu da kilosu da nerdeyse 1 hafta önden gidiyor. Benim kaderim babaları gibi iri bebekler doğurmak sanırım. Şu anki durumuyla giderse Ece de Ela gibi 4 kg’yu bulucak görünüyor. Bu da hamilelikte kilo almanın bebeğin kilo almasıyla hiç alakası olmadığını bir kez daha gösteriyor. Kızım benden bağımsız çok güzel beslenmiş çok şükür. Şu an itibariyle toplam 4.5 kg aldım ve başta verdiğim 3 kg’ı da sayarsak +1.5 kg’dayım. Eğer bu şekilde gitmeyi başarabilirsem bu gebelikten üstümde kilo kalmayacağına eminim ama daha vermem gereken bir sürü kilo var. Ama artık Ela’nın şu anki aktivasyonu ve Ece’nin de gelmesiyle artık onu da dert etmiyorum..

Çok iştahsızım, bu nasıl hamilelik anlamıyorum. Bir önceki gebeliğimde canım bir sürü şey isterdi ve çılgın gibi de yerdim. Bu sefer canım hiç birşey istemiyor. Resmen yemek yemek için yiyorum. Önüme birisi birşey koymazsa kendim birşey yeme isteği duymuyorum. Bu da bana gebelikde canının birşey istemesinin psikolojik olduğunu düşündürtüyor. O aşermeler, sürekli yemek istemeler sanki psikolojik.

Çok yoruluyorum. Antalya’dan döneli az oldu ama tempom inanılmaz. Şu sıra işlerim de çok yoğun. Bütün gün çalışıyorum. Bir yandan Ela’yla uğraşıyorum. Bir yandan evi yerleştiriyoruz. Daha ne kadar çok iş var, anlatsam bitmez. Yeni evin hele de daha önce hiç oturulmamış evin ihtiyacı çok oluyor. Dün bir kağıda sadece evle ilgili yapmam gereken işleri kabaca yazmaya çalıştım. 1.5 A4 kağıdı doldurdu. Herhalde bu işler biter ve ben dinlenemeden Ece doğar. Doğum iznime başlayacağım Eylül başında Ece’yle ilgili hazırlıklara başlasam ancak toparlarım diye düşünüyorum. Umuyorum bu arada biryerde kuzumuz bize sürpriz yapmaz. Bu arada ASKİ’yi kutluyorum. İnsanlar su saati alamasın su harcanmasın diye elinden geleni yapıyor. Yeni bir evin su saati için ne kadar ödeniyor biliyormusunuz. Siz siz olun en azından birkaç yıllık ev alın. Biz tam olarak 3 bin 300 tane türk lirasını su saati alabilmek ve suyun musluklarımızdan akabilmesi için verdik. Kardeşim harcadığımız suyun parasını veriyoruz, vergi de ödüyoruz. Siz manyak mısınız? Zaten varımızı yokumuzu verip aldığımız bir evde oturmak için bana en çok koyan masraf bu oldu. Su saatini altınla kaplı falan da vermiyorlar. Ama ben ona özel kilitli bir kutu yaptıralım diyorum. Bu evde nerdeyse LCD parası kadar olan bu saatden daha değerli çok az madeni eşya var sanırım. Herneyse çok kızgınım daha çok konuşmak istemiyorum. Yerleşiyoruz derken daha henüz sadece bizim yatak odamız ve mutfağın bir kısmı yerleşti. Dün ilk kez evimizde yattık tam anlamıyla sabah kalktıkdan akşam sırtım yer görene kadar çalışıyorum. Zaten bu tempoyla benim kilo almam çok zor umarım bu ay vermem.

Ece çok kuvvetli vuruyor. Sürekli de hareket halinde artık dışardan da çok rahat görülüyor hareketleri. Ela hareket ettiğinde babası ona dokunduğunda durur pek karşılık vermezdi. Ece acaip karşılık veriyor. Hemen itmeye başlıyor. İçerde kendi imparatorluğunu kurdu resmen dışarı doğru itiyor beni. Şu günler hamile olmak çok keyifli. Ela da pek yan gelip yatmıştım bu sefer ayakta doğurucam sanırım. İşte bizden günler böyle. Artık şehrimizdeyiz ve bir yere de gitmiyoruz. Görüşmek isteyenlerle sosyal olarak aktive olmaya açığız.

Temmuz 14, 2010 Posted by | bebek, Ev, gebelik, gebeş esra, gebeş günlükleri | 11 Yorum

SSVD 2

Genel olarak sezaryen; vajinal doğumun güvenle tamamlanmasının mümkün olmadığı durumlar söz konusu ise veya vajinal doğum ile birlikte maternal ve/veya fetal morbidite ve mortalitede belirgin artış riski varsa uygulanır.

Türkiye’de 2003 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırmasına (TNSA) göre %21.2 olan sezaryen oranının, son doğum sayılarına bakıldığında yer yer % 40’lara ulaştığı görülmektedir. Mevcut oranın gelişmiş ülkelerin oranlarının ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından konulan hedefin (%5-15) üzerinde olduğu bilinmektedir.

Uygulamaya Yönelik Temel Öncelikler
• Sezaryen ile doğum cerrahi bir girişim olup tıbbi gerekçelerle yapılması esastır ve vajinal doğumun alternatifi değildir. Sezaryen planlanırken, gebeye ve gebeliğe özgü yararları ve riskleri göz önüne alınmalıdır.

• Annenin istemi, sezaryen için tek başına yeterli bir neden olmamakla beraber, kişiye ait aşırı korku, endişe, panik gibi psikolojik durumların varlığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durumlarda yeterli ve doğru danışmanlık verilmelidir.

• Sezaryen kararı, her hastanın bulguları bireyselleştirilerek verilmelidir.

• Tüm tıbbi müdahalelerde olduğu gibi, sezaryen olgularında da bilgilendirilmiş ve aydınlatılmış hasta onam formu alınmalıdır.

Sezeryan gerektiren durumlar ve bebeği sıkıntıya düşüren gerçek durumlar için buraya tıklayabilirsiniz.
—————————————————————-
Amerika Birleşik Devletleri’nde her yıl bir milyondan fazla kadın yani her 3 kadında 1’i sezeryanla doğum yapıyormuş. Sezeryan ülkedeki en çok yapılan operasyonmuş. Şu anki kanıtlar gösteriyor ki kadınların çoğu sezeryandan sonra güvenli bir vajinal doğum gerçekleştirebiliyor fakat Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi’ne göre son 10 yılda SSVD %67 oranında azalmıştır. Daha fazla bilgi için – http://www.vbac.com/

Gebelik.org’daki soru cevap bölümünden bununla ilgili bir örnek – Gebelik.org’dan alınmıştır.

Soru

Merhabalar; Ben Radyoloji uzmanı doktorum. İlk doğumumda kendi isteğimle sezaryan oldum. Mayısta ikinci doğumum olacak ve normal doğumdan aşırı derecede korkuyorum. Üstelik doğumum İngiltere’de olacak. Orada bu konuda nasıl bir uygulama yaptıkları konusunda bilginiz var mı?

Bir problem olmadığı için beni normal doğuma zorlarlar mı acaba? Bu konuda sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum. İlk doğumumdaki doktorum normal doğumun fizyolojik bir olay olduğuna inanmıyordu. Şu anki doktorum normal doğum için ısrar ediyor… Şimdiden teşekkürler…

Cevap

Dünyada (özellikle de gelişmiş ülkelerde ) anne adayları ve doktorlar arasında VBAC (vaginal birth after caesarean-sezeryan sonrası vajinal doğum) sıklıkla duyulan bir olgu haline geldi, ancak ülkemizde nedense tam tersi bir eğilim var. Yani anne adayları “benim ilk doğumum çok ağrılı oldu, ikincisini kesinlikle normal doğurmam!” diyorlar. Bu, A.B.D.’nin literatürden okuduğumuz kadarıyla 20 yıl önceki durumu… En büyük neden de ülkemizde doğumda epidural gibi analjezi/anestezi yöntemlerinin yaygın kullanılmaması. Bu yüzden de anne adayları ağrı çekmek istemiyorlar ve sezeryan istiyorlar.

İngiltere’deki doktorunuz elbette sizi zorlamayacaktır, ancak VBAC nispeten düşük riskli bir uygulamadır. İlk sezeryan altsegment transvers uterus insizyonuyla yapılmış ise doğum esnasında uterus rüptürü riski binde 2’dir. http://gebelik.org/dosyalar/sezeryan/sca.html

Benim görüşüm normal doğumu denemeniz yönünde. Doktorunuza kliniğin ve kendisinin VBAC konusundaki tecrübelerini (kaç yıldır yapıldı, kaç doğum oldu, kaçında ve ne tür komplikasyonlar gelişti gibi) anlatmasını istemenizi gayet doğal karşılayacaktır.

Bu konuyla daha da fazla ilgileniyorsanız şu linktekileri okumanızı öneririm. – http://www.childbirth.org/section/VBACindex.html

Temmuz 6, 2010 Posted by | gebelik, ssvd | 1 Yorum

Vayyy.. 3. Trimester..

Zaman nasıl geçiyor anlamak zor. Muhteşem 2. trimester sonunda bitti. Gerçekten düşündüğüm kadar güzel ve rahat geçti. Hareketlerim hızlı, enerjim yüksekti. Bol bol gezdim. Ama bu da bitti. Bu hafta 27. haftamdayım ve 3. trimester’a merhaba dedik. Bu merhaba ile birlikte Ela’nın da çılgınlığının artması da birleşince enerjimde ciddi bir azalma oldu. Antalya’ya geldiğimden beri kilo aldımmı bilmiyorum ama hala kendimi ağır hissetmiyorum. Hala yatakta düz yatabiliyorum ki bu bana acaip geliyor çünkü Ela’ya hamileyken 21. haftadan sonra dik yatmak zorunda kalmıştım. Şimdi anlıyorum ki hızlı kilo almamın bunda çok etkisi varmış. Hamilelikte hiç de ekstra kilo almanıza gerek yokmuş. İşte toplam 3 kilo aldım ve bebek normal ölçülerde büyüyor. İddia ediyorum hamilelikte iştah bile psikolojikmiş. Ahh keşke birinci hamilelikte bu bilinçde olsaydım. 22 kilo nasıl almışım inanamıyorum. Şimdi alt sınırı zorlarken o zaman da üst sınırı zorlamışım. Kendime hiç durak vermemişim. Şimdi o kadar iştahım da yok. Normal öğünlerde birşeyler yiyorum, kalkıyorum. Aralarda meyve yiyorum ve tatlı hiç yemiyorum. Bu kadar; hiç başka birşey yapmaya gerek yok. Bu sefer doğumdan sonra bu kiloların hepsini vericem, çok kararlıyım.

Enerjimi bitiren bir faktör de Ela. Tuvalet eğitimimizle ilgili kaosumuzu sonra yazıp yardım istiycem, şimdi şikayet edicek bile enerjim yok. Yine de Antalya’da (sıcağa rağmen) zaman daha rahat geçiyor, çünkü Ela’yı denize, bahçeye veya parka atıyoruz o zamanlar rahat ediyoruz ama inanın ki evde 3 kadın (ben, annem ve kuzenim) Ela ile zor başediyoruz. Uyumamak için tuvaleti kullanması, tuvaletini istediği zaman tutması istediği zaman yapması ve inadı dışında bir problemimiz yok..

Elondor dün gece otururken birden paldır küldür, takır tukur birşeyler yaptı ve sanırım yerine yerleşti. Karnım çuval gibi şekilden şekile girdi ve durdu. Ela çok hızlı hareketler yapardı karnımda ve sürekli tekme atardı. Elondor çok ağır ve tok hareketlerle sanki bütün vücudu ile kıvrılarak hareket ediyor. Hamileliğin başından beri çok çok farklı iki hamilelik yaşadım ve şimdi eminimki Elondor Ela’dan çok farklı bir çocuk olucak. Umarım Ela’yı mumla arayacak şekilde farklı olmaz. Napalım ikisi de sağlıklı olsun da halledicez.

Şeker testinden de aklandım çok şükür. Şu an hamilelikte ilgili tek problemim ara sıra tansiyonumun oynaması ve demir eksikliğinden dolayı bazen olan çarpıntılarım. Şimdi kalan 3 ayımda umarım durabildiğim kadar çok dimdik ayakta ve enerjik dururum. Bu son ayların yaza gelmesi biraz moralimi bozuyor ama zaman çok çabuk geçiyor. Bu dönemin de keyfine bakmaya çalışacağım.

Haziran 21, 2010 Posted by | bebek, gebelik, gebeş esra | 1 Yorum

25. Haftada Hamilelik

Son zamanlarda, vücudum sızlıyor.

Oturmam, ayakta durmam, yürümem veya uzanıyor olmam hiç farketmiyor.

Kaslarım esniyor. Sırtım sallanıyor. Kalçam bükülüyor. Akciğerlerim bebekle savaşıyor.

Bir filin gururuyla ve kaplumbağanın hızıyla yürüyorum.

Vücudum sızlıyor.

Eğer biryerlerde uyuyakalmazsam ılık bir suda dinlenmek çok istiyorum.

Ahhhhhhhh.

Suda oturup, şişmiş göbeğimin yeni çıkan bir ada gibi suyun yüzeyine çıkmasını seyredip, rahatlamak istiyorum.

Bebeğin içerdeki hareketi ile şişen cildime hayretle bakakalıyorum. İnsan deforme oluyor.

Bir tarafa yumuşakça bastırıyorum ve çekilme ve dönme görüyorum.

Avucumun büyüklüğünde küçük bir popo olduğunu tahmin ettiğim yere pat diye vuruyorum.

İçimde başka bir insan varlığının olduğuna inanamıyorum.

Kavramanın ötesinde birşey.

Vücudum sızlayabilir.

Ama küçük bir mucize ile sızlıyor.

Haziran 5, 2010 Posted by | gebelik, gebeş esra | 1 Yorum