Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Ece’nin İlk Dişi


Benim çocukların bir acelesi var. Bu da ablası gibi 6 aylık olmadan ilk dişini gösterdi bizlere. Alt dudağında pıtırak gibi bir diş duruyor dünden beri. Ela’dan daha rahat çıkarıyor. Salyası dışında hiç alarm vermedi kuzum. Biraz iştahsız o kadar.

Katı gıdası olayına da bugün itibariyle birazcık elma suyu ile başladık. Kaşığa da hiç hayır demedi. Elmanın da tadını sevdi sanırım. Bu dönemleri unutmuşuz. Daha çok işimiz var bakalım.

Bu blog taşıma olayına kılım. Kim nerden yayın yapıyor anlamıyorum. Ben ikisini de kullanacağım sanırım.

Reklamlar

Mart 3, 2011 Posted by | 6.ay, Ece, gelişim | Yorum bırakın

Sen Ne Zaman Büyüdün ECE?

Romanstan nasibini almamış iki kalasın birbirine olan sevgilerinden bu kadar güzel iki çocuk çıkar mı? Sanırım yüzyıllardır birlikteyiz ve o kadar çok güldük ki gülme olayı genetiken çocuklara geçmiş. İkisi de habire gülüyorlar. Tabii siz şimdi bu karga yavrularına güzel mi diyorsun diyebilirsiniz. E napalım herkesin vavrusu (Ela’ca) kendine.

Ece kuzusu tam olarakdan 5 aylık oldu. Sabahları konuşmasına, sesine hastayım. Bır bır bır mırıldanıp ben kalkana kadar oyalanıyor, bunlar çok görmek istediğimiz davranışlar tabii. Ama görmek istemediğimiz davranışlarda da bulunuyor. Mesela sabah kalkınca o kadar gülmek, oynamak istiyor ki meme emmiyor. Ben de her sabah bir seans sütü sağarak veriyorum. Valla aman alışır endişelerini Ela’da bırakmışım, Ece’de hiçbirşeye tereddüt etmiyorum. O an ne gerekiyorsa zırt diye yapıyorum. İşte herhalde 2. anneliğe verilen hediye de bu olsa gerek. Rahatım kardeşim. Ece kendi kendine büyüyor. Valla ben fazla birşey yapmıyorum. Ona sıcak bir yatak, beslenmesi için süt ve arada bir oyun tedarik ediyoruz. Geri kalan zamanlarda çocuğu rahat bırakıyoruz. O da sakin yapılı. Resmen takılıyor. Bir pet şişeyle yarım saat oynuyor.
Bu ay daha çok gülüyor, sürekli ayaklar havada mekik çekmeye çalışıyor. Bir de yalanmaya başladı sanırım canı artık kaşık istiyor. Yine de 6. ayının bitmesine kadar bekliycem kararlıyım. Biberonunu eliyle tutuyor ve ağzına götürüyor. İsmi ie çağırdığımızda çok net bakıyor ve arkamızdan aranıyor. Yalnız kalınca ağlamaya da başladı. Ela ile araları daha iyi. Çünkü Ela’nın gaydırıgubbak dansları ile çok eğleniyor. Zaten resmen beni güldürün de ağzım yarılırcasına güleyim diye bakıyor suratımıza. Ela da hala kıskanıyor tabi Ece’yi. Ama artık krizlerimiz yok, anne onu bırak beni al falan demiyor. Ama ilgi çekmeye ve Ece’nin elinden oyuncaklarını almaya falan çalışıyor. O da bebek hala.

– Ela’nınsa merak güdüsü nedense yatma saatlerinde açığa çıkıyor. Işıklar söndükten sonra binbir türlü konu merak ediliyor. Dün ışıklar neden yanıyor konusunu irdeledik. Ondan önceki gün burası apartman mı? Neden apartman? Neden yatıyoruz? konularına daldık. Saldık gidiyoruz işte öyle. Bir tane daha çocuk yapıcam, RÜYAMDA tabii.:)

Şubat 16, 2011 Posted by | 5.ay, Ece, gelişim | 6 Yorum

Ece’m 3 Aylık

Minik Ece’miz 3 aylık oldu. Bu ay bizi geçirdiği idrar yolları enfeksiyonu ile çok endişelendirdi. Zor bir 2 hafta geçirdik. Antibiyotik bitip tekrar kontrole gittiğimizde tekrar bir üreme olmadığını gördük. Şimdilik biraz rahatladık. Bu hafta bir ultrasonumuz var ve sonra her ay tahlil yaptırıp bir süre takip edeceğiz. Umarım bir seferliktir de problemimiz kalmaz. Allah herkesin çocuğuna da benimkilere de sağlık versin.

Ece onun dışında çok sağlıklı görünen bir bebek. Zaten o yüzden anlamakda gecikdik. Ancak kilo almadığını farkedince enfeksiyondan şüphelendiler. O kadar çok gülüyor ve konuşmak istiyor ki hasta olması herkesi şaşırtıyor. Neyse dediğim gibi bize çok güzel tepkiler veriyor. Gülüyor ve ses çıkararak bizimle konuşuyor. Her çocukda yeni birşey görülürmüş ya, bu bizim deneyimlemediğimiz birşeydi. Ela da çok güleryüzlü idi ama bu aylarında bu şekilde sesle iletişim kurmazdı. Ela’nın yürüdükten sonra çenesi bir anda açıldı. Ece şarkı söyler gibi sesler de çıkarıyor.

Artık belli oldu ki Ela’nın tersine Ece’nin doğası çok sakin. Neredeyse hiç ağlamıyor. Kendi kendini sakinleştirebiliyor. Anakucağında 30 dk kadar önüne koyduğum renkli oyuncaklarla oyalanabiliyor. Tabii ben de farklı bir anneyim. 2. kere anne olmanın verdiği sakinlik ona da yansıyor.

Geçtiğimiz ay kilo alamamanın farkını kapatıcak sanırım 14 günde 450 gr almış ve 5.450 gr oldu. Tepkileri ve gelişimi ayının önünde görünüyor. 3 ay geçmiş bile inanılır gibi değil. Zaman çabuk geçiyor, çocuklar büyüyor. İkisi de kalbimdeki aşklarını daha da büyütüyorlar her gün. Hala çok çok yoğun bir yaşantım var ama umarım biraz daha sık yazabilirim. Herkese sağlık ve yılın son günlerinde bol eğlence diliyorum.

Aralık 18, 2010 Posted by | 3.ay, Annelik, bebek, Ece, gelişim, MileStones | 12 Yorum

2 Yaş Çocuğuna Göre Dünya

2 yaş civarı kızım beni ayaklarımın üstünde tutuyor. Söylemelim ki şu anki aşaması şimdiye kadar olan en güzel aşama bence. Sonunda konuşmayı anlamlı şekilde çözmeye başladı, süper bir espri anlayışı var ve hala tanıdığı en süper insanın ben olduğumu düşünüyor.

Sanırım bu yaşın bu döneminden bu kadar çok hoşlanmamın sebebi sonunda birşeyleri halletmeye başladığımdır. Eğer yeni annelerin bilmesini istediğim birşey varsa o da, bu yaşdaki çocukdan ne beklememiz gerektiği aslında daha çok 2 yaş çocuğuna göre dünya.

Yani işte burda… “2 yaş çocuğuna göre dünya”. Bilmeniz gereken herşey, bilmeye ihtiyacınız olan herşey ve bildiğinizi sandığınız ama sadece kendinizi kandırdığınız herşey..

2 yaş çocuğunun gözünden dünya..
1) “Hayır”, benim sözlüğümde çok kabul edilir bir sözcük. Fakat, sizin kullanmanız için uygun bir sözcük değil malesef.

2) Bana bir çubuk kraker vericekseniz, herhangi bir çubuk kraker veremezsiniz. Daha önce açılmış bir paket olduğunu bilsem de, vereceğiniz henüz AÇILMAMIŞ olan paketden olmak zorunda. Ve en alttakilerden biri olmalı, bir de kırılmış kraker yemem. Üsttekiler benim için yeterince iyi değil. Onları babama sakla.

3) Bugün tabağıma koyduğunuz fındıkları yedim diye çok heyecanlanmayın. Emin olun ki bir daha tabağıma fındık koyduğunuzda, fındık insan nesli için en iğrenç gıdaymış gibi teker teker yere atacağım.

4) Klozetin tamamen iğrenç olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Fakat ben, bunun aksine çok cool olduğunu düşünüyorum. Sifonu da oraya tırmnıp çekmeye bayılıyorum… Seni uyarıyorum.. Benim için hiç farketmez rahatlıkla elimi sokup karıştırabilirim.. Onca su nereye gidiyor zaten merak ediyorum.. Klozet adaptörü de benim adaptörüm, istersem sarılırım, istersem odama götürür beraber yatarım. Bir de evde ilgi çekici olduğunu düşündüğüm başka şeyler de var. Fırının altındaki bölme, çöp kutusunun içi, kuş yuvası, yatağınızın yanındaki dolabın en üstü. Buralara ulaşmam an meselesi.

5) Evde çıplak koştuğumda harika oluyor. Sen çıplak koşarsan harika olmaz ama.

6) 100. kere söylüyorum bana bir daha elindeki yiyeceğin yarısını bölüp verecek misin. Eğer bana muz veriyorsan tüm ver. Aynı kural peynir, krakerler için de geçerli… bana yarım kraker vermek kabul edilmez. Lütfen arkanı dönüp yarıya keserim diye de düşünme.. Küçük bir çocuk olabilirim ama aptal değilim. Yarımdan anlıyorum. Şimdi anlaştık mı? Tamam.. hadi bakalım denemeye devam et.

9) Üzgün olduğumda oraya oturup neye ihtiyacım var veya ne istiyorum anlamaya çalışmanı bekliyorum. Aşağıda bana sorman gereken sorular var:

–karnın ağrıyor mu?
–susadın mı?
–acıktın mı?
–yorgun musun?
–Sarılmak, öpüşmek ister misin?
–korktun mu?
— çişin geldi mi?

Bunları artırabilirsin, yaratıcılığını kullan.

Yine de hıçkırarak ağlamaya devam edebilirim… belki kontrolsüzce.. belki anlaşılmaz bir sözcüğü mırıldanarak… Sadece tahmin etmeye devam et ve bir yerde sesini duymaktan yorulduğumda, istediğim şeyi gösterebilirim ve sen de gidip onu bana getirebilirsin, olur mu?

10) Benim olan şey benimdir. Anladın mı? Paylaşmamı bekleme. Tamamen düşünceli ve cömert olmamı bekleme. Oyuncaklarım benim oyuncaklarım başka kimsenin değil. Oyun arkadaşımın olması benim fikrim değildi.. senin fikrindi. Sırf sen oyun grubundaki anneleri seviyorsun diye benim hep süper davranmam gerekmiyor. Ben 2 yaşında bir çocuğum. Kaba ve bencil olabilirim, dünya BENİM etrafımda dönüyor.. başka türlüsünü bekleme.

11) Sürekli seni şaşırtacağım. Eğer bana karşı iyi olursan.. ama iyiden kastım SÜPEER DÜPEER iyi…belki tuvalete çişimi yaparım. Ama bilmen gerek ki her gün de yapmayabilirim. Evet, mucizelerin her an olmasını beklememek lazım. Bir çok gün, seni bütün gün benimle takılmaktansa trafiğin ortasına kendini atmak isteyecek kadar rahatsız etme hakkımı da saklı tutuyorum.

12) Su nereye dökülürse dökülsün israf edilmemelidir. Ben suyu heryerden içerim. Yerden, halıdan, masadan, senin bacağının üstünden. Bana karışamazsın. Ben suyu harcatmam.

13) Tuvaletimi istersem balkona yaparım, istersem tuvalete. İstersem tutarım, istersem yaptıkdan sonra söylerim. Bu arada istediğim yere tırmanırım bana sakın çıkma deme. Çıkmadan nasıl bilebilirim nasıl biryer olduğunu. Bu büyükleri anlamak çok zor.

Haziran 23, 2010 Posted by | 2 yaş, Alternatif Anne, gelişim | 8 Yorum

Ela 23 Aylık


Ela 2 yaşına yaklaştığının sinyallerini iyiden iyiye göstermeye başladı. Bir kere bizi memnun etme güdüsünün azalıp, “hayır”larıın ve “benim”lerin çoğaldığını çok net görüyoruz. Yapmak istediği birşeyi dolaylı olarak bile engellesek bizimle güç savaşına girmeye başladı. Duygusal durumu çok değişken bir gün melek gibi oluyor, ne dersek uzlaşıyor, yardımcı oluyor, öbür gün çok rutin konularda bile zorluk çıkarıyor. “İstemiyorum” diyor, “yapmıycam” diyor. Gerçekten bicirik boyu ile bize çok zor anlar yaşatıyor. Özellikle hamileliğim ilerlediği için gün geçtikçe daha çok zorlanıyorum. Çünkü gerçek anlamı ile yerinde oturan bir çocuk olmadığı ve sürekli birşeyleri karıştırır modda olduğu için enerjim yavaş yavaş tükeniyor. Ama yapıcak birşey yok, onun doğası böyle ve merak ettiğine bakıcak ki o konuyu kapatsın. Benim hamile olmam onun sorunu değil. Ben kalan zamanı idare etmek durumundayım.

2 yaş doktor kontrolüne seyahatlerimiz yüzünden erken götürdük. Boyu 87 ile %65’de, kilosu 11.250 ile %25’de. Özellikle boyunun iyi olması benim için yeterli. Çünkü ben Ela’nın yeme sistemini de, ne kadar hareketli olduğunu da biliyorum. Ela şekerli gıdalar yemiyor, ona ekstra kalori yükleyecek gıdaları, hele abur cuburu hiç yemiyor. Normal ne gerekliyse proteini, meyvesi, sebzesi ve ekmek grubundan yiyecekler tüketiyor. Bu da gelişimi için yeterli. Ekstra kilolu olmaması hiç umrumda değil, çünkü yeme sisteminde bir bozukluk yok ve ben de sırf kilo alsın diye şekerli ve hamurişi gıdalar yediren bir insan değilim. Neyse sonuçta doktor da bir problem olmadığını söyledi, diğer kontrolleri de gayet normal çıktı. Çok şükür durumumuza. Özellikle gelişme yönünün konuşma olduğunu doktor orda 2 dakikada çenebazlığı yüzünden farketti. Ve istatistiki olarak konuşmasının ilerde olduğunu söyledi. Zaten biz de bunu çok net görebiliyoruz. Her çocuk birbirinden farklı zaten, bizim için gelişimi normal olsun yeterli. Çok büyük beklentilerimiz yok, hatta hiç beklentim yok benim nasıl bir çocuksa öyle bir çocuk. Göz kontrolü de gayet normal çıktı bizim de gönlümüz rahat etti. Şimdi sırada Ela’nın bezden kurtulması var ama ben o kadar enerjimi yitiriyorum ve Ela o kadar uzlaşmayan bir döneme girdi ki bakalım bu konuyu bebek doğana kadar çözebilecekmiyiz. Çünkü benim de tahmin ettiğim gibi doktor, “kardeşi doğup duygusal olarak bu dönemi kabul edene kadar kendine müdahale ettireceğini sanmıyorum” dedi. Ve bence de öyle olucak ve işimiz uzayacak. Bakalım ben ne kadar başarılı olabileceğim.. Bebeğin doğumunun yavşdan yaklaşması ile hafiften tırsmaya başladım ne yalan söyleyim. Ama yapıcak birşey yok, dünya üzerinde yüzyıllardır insanların kardeşi oluyor, benim de oldu hiç de travma kalmadı üstümde. Demekki biz de bir şekilde halledicez. Ama acılı mı acısız mı zaman göstericek.

Bu ay Ela ne gelişme gösterdi hiç bilmiyorum çünkü ailemiz için tam tempo çalışma dönemiydi. Açıkçası yoğunluktan ve yorgunluktan sanırım daha az ilgilenebildim ama bu tatilde bu arayı kapatmayı planlıyorum. 2 gündür burdayız şimdiden daha mutlu bir tipleme sergiliyor.

Bazı diyaloglar
Babası : Kızım doktor ne dedi? Gözün nasılmış?
Ela: İyiymiş

Anneanne: Hava biraz serin üstüne birşey giydirsek mi.
Anne: Hava bence güzel.
Ela: ııh. Hava bence güsel.

Zamanları çok güzel kullanmaya başladı. Hemen zamanı uygun hale çeviriyor. Renkleri de çakmaya başladı ama bazen uyduruyor:)
Babası: Seni şu parka getireyim mi?
Ela (Annesine): Babam beni şu parka götüycek.

Babası : Bak sana kitap getirdim.
Ela (Anneye) : Bana kitap getirmiş.

Anneanne: Bak bekçi gelcekmiş.
Ela: Bu ne ya, yeter, gelmesin.

Bir de şarkı:
Yağmul yağıyol
şelley akıyol
ayap kıjııı
camdan bakıyool

Haziran 10, 2010 Posted by | Diyaloglar, Ela, gelişim, sağlık | 6 Yorum

Ela 22 aylık, Ben 20 haftalık

Geçtiğimiz ay içinde Ela artık konuşmak konusunda tamamen kendini kurtardığını hissettirdi bize. Artık 3 kelimelik cümle, 5 kelimelik cümle yok. Ela kompleks cümleleri yerinde kuruyor, duygularını bize anlatıyor. Sorduklarımıza cevap veriyor. Artık onunla sohbet edilebiliyor. Bazen bizi çok çok şaşırtıyor..

Hastalıkların peşimizi bırakmadığı bir ay geçirdik ama napalım çocuk bunlar hasta olup bağışıklıkları gelişicek. Ben çok takmıyorum. Açıkçası Ela’nın bünyesi sağlam sayılır. Aynı hastalığı başka bir çocuk ateşini düşürtemeyerek ve antibiyotikle geçirirken, Ela normal düşürülebilen bir ateş ve antibiyotiksiz geçirdi. Geçtiğimiz günlerde geçirdiğimiz larenjit’in seyri bu oldu diyebilirim. Bunu da diğer çocukların oldukça şeker ve çikolata türü şeyleri yemesine ama Ela’nın yememesine, sebze ve meyvesini bol yemesine de biraz bağlıyorum. Şu şekerin enerji vermenin ötesinde bağışıklığı zayıflattığını anne babalar bir öğrense artık. Bu konuda doluyum ama sonra bu konuda yazacağım. Çünkü Ela’ya şeker vermiyorum diye gaddar anne gibi bakılmaktan bıktım artık..

Ela ayakkabılarını giymeye başladı. Bu güzel bir gelişme, bir de kendi sümüğünü sümkürebiliyor ve öksürürken eliyle ağzını kapıyor artık. Hastalıklar da bize birşeyler öğretti yani.

Bunlar da bu aydan hatırladığım dialoglar…..
İşte size absorbent mind:
Anneanne: Gel kızım altını değiştireyim. Kaka Yapmışsın.
Ela: Anne değiştirsin
Anneanne: Neden kızım?
Ela: Senin ayaan ağrıyo.. (biz dumur)

Ela: (Elinde kitabı, babasına) Oku…
Baba: Ben okuyamam hep ben okuyorum, biraz da sen bana oku.
Ela: Men okuyamam, men hasta oydum..

Ben: Kızım gel bıcı bıcı yapalım.
Ela: Yok
Ben: Neden? Ne zaman yıkanıcaksın?
Ela: 2’den sonra.

——————————-
Ben ise yolun yarısını geçtim. Şimdilik herşey yolunda gidiyor. Geçtiğimiz hafta Elondor bize yüzünü gösterdi. Şimdi fotoğrafını ekleyemedim, yapabilince ekliycem. Bir de bize barış işareti yaptı. Öyle komik ki.. Görünüşe göre ortalama boyutlarda sağlıklı bir bebek. 2 hafta sonra detaylı bir ultrasonumuz daha var. Ondan sonra artık büyüyecek, kilo alıcak ve doğuma hazırlanacak. Doğum konusunda yeni yeni heyecanlanmaya başladım. Doktorum da, coca da, ben de bu sefer benimle gurur duyuyoruz. Geçtiğimiz ay sadece 600 gr aldım.. Yani şu an itibariyle hala -1’deyim. Bundan sonra daha düzenli beslenmem şart, çünkü artık bebeğin ihtiyaçları arttı. Tek sıkıntım demir eksikliği yüzünden çarpıntılarım ama o bile Ela’dakine göre daha iyi diyebilirim. Yeni demir hapına başladığımda umarım daha iyi olur.

Önümüzdeki hamilelik ve taşınma durumları yüzünden ve benim için temmuzdan sonra çok zor olur düşüncesiyle ilk erken tatilimizi yapmaya çarşamba günü Antalya’ya gidiyoruz. Ela’nın da Elondor’un da daha iyi D vitamini alabilmesi için bu çok güzel olucak inşallah. Önümüzdeki aylar bizim için çok yoğun ve karışık görünüyor. Rahat atlatmak ve Ela’nın tüm bu değişiklikleri en az etkilenerek geçirmesi için elimizden geleni yapacağız.

Mayıs 10, 2010 Posted by | Diyaloglar, Ela, gebelik, gebeş esra, gelişim | 5 Yorum

Elondor’un İsmi Ne Olsun?

Size daha önce nasıl cocayla benim isim konusunda ne kadar birbirimize uzaylı olduğumuzu söylemiştim. Aslında sorun benim uzaylı olmamdan kaynaklanıyor sanırım ama elimde değil normal isimleri beğenemiyorum. Birisi demiş ki “Ela biraz daha büyük olsa diycem ki o söylesin, ama şimdi çok küçük”. Ela birşey atsa benimkilerden daha ayakları yere basan bile olabilir. Bilemiyorum, şimdi ben sınırlarımı biraz genişletmeye çalışıyorum yoksa 2 nomeronun bir ismi olamayacak. Daha çok da zaman var biliyorum ama durum çok parlak değil.

Sizlerden ricam bize beğendiğiniz isimleri yazın. Zaten çoğunuz çok da ilgilisiniz, çok teşekkür ederiz. Belki içlerinden beğendiklerimiz olur.. Önerilerinizi bekliyoruz..

————————————
Ela ayakkabılarını kendi giymeye başladı. Bir de çoraplarına taktı. Gece bile uyanınca çoraplarını çıkarıp, tekrar giydiriyor. Bunu sürekli yapıyor. Pantolonunu da kendi giymeyi başardı geçen gün. Şu sıra yeni gelişim noktamız bu, giyinip çıkarıyoruz. Bir şeyi daha kendi kendine yapabilmesi beni biraz daha rahatlatıyor.. Bir de uyanınca bana seslenmeden tekrar kendi uyusa çok mutlu olucam. Allahdan çok uyanmıyor:)

————————————————
18 haftalık hamileyim ve çok şükür bir kaç haftadır çok rahatım. Fiziksel olarak çok rahatım, kilo almamamın da verdiği hafiflik ve mutlulukla bazen hamile olduğumu unutuyorum. Umuyorum bu rahatlığım mümkün olduğunca uzun sürer.

Nisan 24, 2010 Posted by | Ela, gebeş esra, gelişim | 16 Yorum

Bebeklere Fısıldayan: Büyüme Atakları

Büyüme atakları bir rutin izleyen anneler için çok problem yaratan şeylerdir. Bazıları daha çok besleyip yeni bir alışkanlık başlatmaktan korkar. Bazıları daha fazla besler fakat nerde duracağını bilemez ya da durmaktan korkar. Büyüme atakları çok gizemli görünür. Aşağıda Tracy Hogg’un kitabında büyüme atakları ile ilgili neler söylediği var. (Sayfa 116)

Büyüme atakları emziren anneler için mama veren annelerden daha çok “problem”miş gibi görünür. Fakat her iki tarafın da problemleri vardır. Eğer bebeğiniz 2.5-3 saatlik rutininizde güzelce besleniyordu ve birden bütün gün yemek yemek istiyorsa, bir büyüme atağı içinde olması büyük ihtimaldir. Hogg bunun 2 veya 3 gün sürdüğünü söyler. Ben de eklemek istiyorum kü, eğer büyüme atağına önem verirseniz sadece birgün veya 2 de sürebilir. Eğer daha çok beslemeyi reddederseniz, büyüme için gerekli kaloriler daha uzun sürede dolacaktır. Hogg der ki, eğer bebeğinizi beslerseniz 48 saat civarında sürecektir. Sonra bebeğiniz rutinine geri dönecektir.

Büyüme atakları ne sıklıkta olur? İlk 4 ay sıklıkla olur. Hogg 3-4 haftada bir olduğunu söylüyor. Hogg büyüme atağının, süt kaynağının azalması ile karıştırılmaması için uyarıyor. Aklınızda olsun arada bir sağarak süt kaynağınızı kontrol edin.

Büyüme atağı nasıl çalışıyor? Anne daha çok süt uyarımı aldığı için daha çok süt üretmeye başlıyor. Bebeğiniz daha çok süt ürettirmek için daha sık yiyor (belki de daha uzun süreli emiyor). Vücudunuz sonra bebeğin alması için daha çok süt üretiyor. Eğer mama ile besliyorsanız, verdiğiniz mama miktarını artırabilirsiniz — bebeğin bir alışda daha fazla içeceğini varsayarak. Eğer emziriyorsanız, beslemenize ekstra bir emzirme eklemek zorundasınız.

Eğer bebeğiniz sadece gece daha açsa,muhtemelen büyüme atağı değildir. Bebeğiniz gün içinde yeterince kalori almıyor demektir. Gününüze bir besleme daha eklemelisiniz. Başka bir opsiyon da günün ilk emmesinden sonra kalan sütü sağmaktır. Bu sütü saklayın ve bebeğinize gece biberonla verin.

Nisan 15, 2010 Posted by | bebeklere fısıldayan kadın, gelişim | 1 Yorum

Bu Dünyada 20 aylık Bir Küçük İnsan

Ela Naz küçük insanı şu dünyada 20 ayını tamamladı. Geçtiğimiz ay içinde yine kendisinde çılgın değişiklikler meydana geldi. En büyük gelişimi yine konuşmasında oldu. Artık Ela’nın söylediği kelimeleri saymaya çalışmak gereksiz. Kendisi 3 kelimelik cümlelerle tamamen konuşuyor. Her söylediğimiz kelimeyi de tekrarlayarak hemen öğreniyor. Konuşma gelişiminde bu kadar büyük bir hız katedeceğini hiç tahmin edemezdim. Annem benim 1.5 yaşında çok rahat cümlelerle konuştuğumu söylerdi inanmazdım, yanlış hatırlıyor diye düşünürdüm, demek olabiliyormuş demek ki bana benzemiş. Her gün söylediği yeni cümlelelerle beni şok ediyor. Oturup onunla resmen sohbet edebiliyorsunuz. Derdini anlatamadığı durum olmuyor. Bu da bizi çok rahat ettiriyor. Konuşabildiği için rahat uzlaşabiliyoruz.

Bir de şarkı söylüyor, yeni olarak. Onun söylediği şekliyle 3 şarkısı:

“Kağga kağga gaak didi.
Çıkdım, bakdım, o dayaa.
Bu kağga, bu kağga…”

“ayı vıj vıj vıj..
diye bağıyıy”…

“eymaa deyil ayvaaaa…”

Alternatiflerine takdı şu sıra. Her birşey sunduğumuzda bize “başka” diyerek alternatiflerini sınıyor. Örneğin masada yemek yiyor. Bir kaşık veriyoruz eline. “Başka” diyerek başka kaşık istiyor. Değiştiriyoruz biraz sonra yine “başka” ile kaşık değiştirtiyor. Bir yemeği 4 değişik kaşıkla yiyor. Biz bitti diyene kadar diğer alternatifleri görmek istiyor. Bu herşeyde böyle gece yatarken daha bir masalı dinlerken başka ne anlatabiliriz onu merak edip “başka” diye değiştirtiyor. Elinden gelen herşeyde tüm alternatiflerini merak ediyor. Ben de merak güdüsünü bastırmamak için elimden geldiğince ona alternatif sunuyorum, sonra bitti diyorum o zaman inanıyor bu kadar çeşit olduğuna. Değişik bir dönem, bir duyarlılık dönemi olduğunu düşünüyorum ve bu dönemi kaçırmak istemiyorum. Zor olsa da merakını kamçılamak istiyorum.

Şu sıra soyunmayı öğrendiği için bir diğer merakı da çıplak gezmek.. Gece bir bakıyoruz altını çıkarmış, sabah soyunup evde çıplak koşuyor.. Ben de dokunmuyorum bir süre çıplak koşuyor, sonra üşüdüm diyip geliyor yanıma. Ben eğer o çıplak gezdiği sırada giydirmeye çalışırsam inat ediyor çünkü, arada gereksiz sürtüşme çıkıyor. Benim umrumda olmadığını gördüğü zaman daha çabuk gelip giyiniyor. Olayı tamamen karşı tarafı denemek. Yemek konusunda da öyle, ısrar edilirse yemiyor. Bana sökmüyor ama, hiç üstelemiyorum iki saat aç durunca gelip kendisi “acıktım” diyip yemek istiyor.

Kendisi emir kipleri ile çalışıyor. “Bağla, ört, salla, kalk, git, gel, aç, papat” en çok kullandığı emirler. Geçen gün daha önce hiç yapmadığı birşey yaptı ve biz babası ile çok şaşırdık. Ela çok minik bebekliğinden beri bebek arabası, mama sandalyesi gibi bir yere bağlanırsa çok arıza çıkaran bir bebekti. Park yatağından bile özgürce inemediği için nefret ederdi. Sırf o yüzden 1 yaşında onu yer yatağına aldık ve sorun çıkarmamaya başladı. Daha önce salıncak olarak kullanılan bir sandalyesi var. Artık sandalye olarak kullanıldığı için bağlanmaya ihtiyaç yok. Geçen akşam bu sandalyesine oturdu. Babasına “bağla” dedi. Biz çok şaşırdık. “Peki” dedik, bağladık. Sonra “ört” dedi. Kendisi gece bile üstüne birşey örttüren olmadığı için buna da şaşırdık, neyse battaniye örttük üstüne. Sonra “salla” dedi, Ela sallanarak uyuyan bir çocuk da değil neyse babası salladı. Bir süre sonra Ela sandalyesinde uyudu. Biz de şaşkın şaşkın kendisini yatağa yatırdık. Şu sıra tamamen bizi şaşırtma derdinde sanki.

Şu sıralar ailemize yeni bir bireyin katılacağından da habersiz günlerinin tadını çıkarıyor. Ara sıra gelip, karnımı gösterip “bebek” diyor ve öpüyor. Bundan fazlasını algılayabileceğini zaten düşünmüyorum. Bakalım önümüzdeki günler neler göstericek. Ela çok keyifli zamanlarını yaşıyor, ben de buna tanıklık etmenin mutluluğu içerisindeyim.

Mart 8, 2010 Posted by | 20.ay, Ela, gelişim | 6 Yorum

Montessori’ye göre "Çocuğun Çalışma Alanı"

Daha önce tartıştığımız prensiplere uygun olarak; böyle bir çevre, çocuğun ilk yıllarında yeni yaratılan yeteneklerin entegrasyonu ve egzersizine izin vermek amaçlı deneyimleri en iyi şekilde önerir.

Bu deneyimler, çocuğun emici aklına kültürün algıları, inançları, uygulamaları ve geleneklerinin temel kalıplarını açık, somut ve erişilebilir kılar. Bu deneyimler; herbiri 3 aşamalı öğrenmenin prensibi ile uygun olan, çocuğa takdim edilebilir fiziksel aktivitelerden yaratılabilir. Ve deneyimler, sadece çocuğun içsel yapısındaki her noktada istenildiği zaman erişilebilir olur fakat sonra bunlar çocuğun kendi iradesiyle araması için özgürce erişilebilir olur.

Kültürü yansıtan kritik dönemlerde 3 aşamalı öğrenme tarafından ve daha sonra çocuk tarafından kendi iradesiyle erişilebilir olan amaçlı fiziksel aktiviteler, Montessori’nin (San Lorenzo’daki çocuklar evinde geliştirdiği), çocukların ifade edilen isteklerine cevap olarak özellikle belirttiği şekilde tanımlanmış çevredir.

Montessori çevresi emici aklın isteklerini, duyarlılık dönemlerini ve 3 aşamalı öğrenme sürecini tamamen tatmin eden bir yerdir, Montessori bu yere, çocuğun tüm gelişimsel ihtiyaçlarını karşılaması için özel olarak hazırlandığı için “hazırlanmış çevre” demiştir. “Hazırlanmış çevre”; bir bebekten bağımsız, düşünen bir insan yaratmak için öz-yapının, küçük çocuğun davetli arayışı için ideal çalışma alanıdır.

Çoğu ebeveyn, evi; küçük çocukları için ideal çevre olarak düşünür. Montessori, emici aklın ilk aşamasında, temel insan becerileri, duyguları ve davranışları bilinçsizce insanlara yakın ve sürekli temasla yaratıldığını, ebeveyn sevgi ve ilgisinin güvenli ve direk etkisinin erken gelişime en çok yardımcı olduğunu kabul eder. Fakat işlevini yerine getirmesi, gerekli gerçek özgürlük, amaçlı aktivite ve kültürel katılım gerektiren emici aklın 2. aşamasında çocuk, bu ihtiyaçları karşılamak için özellikle hazırlanmış bir çevreye biraz daha fazla temastan büyük yarar sağlar.

Sıradan bir okul öncesi okulla zıt olarak, Montessori’nin “hazırlanmış çevresi”nin temel ayırt edici özellikleri, her biri, çocuk hazır olduğunda ve sonra çocuğun bağımsızca yürütmesi için özgürce erişilebilir olduğu zaman tam olarak tanıtılan, çoğu özellikle seçilmiş kültürel ve öğrenme aktiviteleridir. Bu yazının kalanının çoğu temel aktiviteleri ve nasıl tanıtıldığını detaylandırır. Fakat Montessori çevresinin, aktivitelerin verimliliğini azaltmamaları için ilk önce tartışılması gereken başka yönleri de vardır. Aktivitelerin önemini takdir etmesi en kolay olmasına rağmen, tüm Montessori çevresi aktiviteleri ve çocukların bunlardaki katılımını tamamlamak için tasarlanmıştır. “Hazırlanmış çevre”nin tüm yönlerinin Montessori tarafından orjinal olarak içerildiğini hatırlayın, çünkü bunlar birlikte çalıştığı çocuklar tarafından tekrar tekrar tercih edilir ve bu yetişkin standartları tarafından istenilir göründüğü için değildir.

Bir Montessori çevresi; bir evde, okul binasında, kilisede veya sosyal merkezde hatta bir ofis blokunun giriş katı bir boş dükkanda veya çocuk aklının müsaade ettiği herhangi bir yerde yapılabilir. Süslü herhangi bir şeye ihtiyaç yoktur; ilk Montessori odası bir gayrimenkul binasındaydı. Lüks olmasına gerek yoktur fakat çocuklar için olan herhangi bir yer gibi temiz, ılık, güvenli, görünüşte hoş, parlak olarak aydınlatılmış, bina işi veya meşgul caddelerinki gibi tehlikelerden izole edilmiş olması gereklidir. Çok fazla yere ihtiyacınız yoktur; evdeki bir veya iki çocuk için ayrılan bir oyun odasının yarısı yeterlidir, bir grup çocuk için, tuvalete erişimi ve bir açık hava alanı olan bir büyük oda veya iki küçük oda en iyisidir.

Oda veya odalar, çocuk boyutu mobilyalarla çok basit mobilyalandırılmalıdır – çocuk boyunda bir masaya ve her çocuk için sandalyeye ve bazı çocuk boyunda raflara ihtiyaç duyacaksınız. Çocuk boyu derken, çocuk için çalışırken rahat olan demek istiyor: sandalye için çocuğun ayaklarının yere değmesi gerek; masa için, oturan bir çocuğun dirseklerinin masanın üstünde durabilmesi gerek; raflar için çocuğun en üstteki raftaki kutunun içindekileri görebilmesi gerekir. Masalar, sandalyeler ve rafların kolay silinmesi için su geçirmez yüzeylerinin olması gerekir ve kıymık ve keskin köşe ve kenarları içermemesi gerekir. Diğer önemli mobilyalar masa matlarıdır ki herbiri 2 ayak-kare keçe parçalı olmalı ve aynı zamanda alan halı ve yer matları ile kaplı ise bile herbiri 3×3 sarılmış ve dik olarak saklanmış olmalıdır. Opsiyonel mobilyalar şunlar olabilir. Boyama için çocuk boyunda şövale, 2 geniş plastik kova (biri su kaynağı olarak maşrapa ile birlikte, biri de kullanılmış suyu içine koymak için); iyi aydınlanmış ve küçük bir kitap kutusu olan okuma köşesi ve yumuşak çocuk boyutunda bir sandalye veya pofuduk yastık; çocuğun göz seviyesinde duvara asmak için ilginç resimler; ve her masa için çiçekler konulacak vazolar. Kendiniz için; malzemeler için kilitli bir sandık ve masada bir çocukla çalışırken rahatlıkla oturabileceğimiz bir tabure isteyebilirsiniz. Bu son iki aygıtın dışında, Montessori çevresindeki herşey çocukların kullanımı için tasarlanmıştır.

Hazırlanmış çevrenin en kaydedilebilen elemanları çocuk tarafından Montessori aktiviteleri ile yapmak için kullanılan özel yapılmış materyallerdir. Prensipte, olabildiğince çok Montessori aktivitesi için profesyonelce yapılmış Montessori materyallerinden edinmeye çalışmalısınız. Fakat dünya üzerinde bile bunu yapabilen çok az yer var. İyi araştırıp denemeniz gereklidir. Bu şirketlerden en büyüğü ve en iyisi Hollanda’da kurulmuş olan “Nienhuis Montessori”dir ve mail order yoluyla kataloğunu temin edebilirsiniz. Profesyonel yapılmış materyaller en iyileridir çünkü daha uzun süre dayanırlar ve dayanma güzellikleri ve mükemmelikleri onları çocukların kullanımı için daha cazibeli kılar. Aynı zamanda materyaller ancak usta ellerden çıkacak kadar yapımı zor olduğundan muhtemelen satın almanız gerekecektir.

Her ne kadar profesyonelce yapılmış Montessori materyalleri pahalı olsa da, bazı evde yapılabilecek materyaller de kullanabilirsiniz. Bir de kesinlikle satın alamayacağınız Montessori materyalleri vardır ki bunları yapmanız gerekmektedir.

Çoğu anne baba ilk kez bir Montessori materyali gördüğünde şaşırmaktadır. Objeler basit, temel, saf şekillerde tam materyallerdir – küçük ahşap kutular içinde düzenli vernikli boyanmış formlarla, yün ve pamuk kumaştan küpler, seramik sürahi ve leğenler ve diğer benzer komplike olmayan insan eliyle yapılmış şeyler.

Bazı ebeveynler için materyaller çok elemental veya eski moda görünebilir. Fakat küçük çocukların bu basitliği tercih ettiğini ve çevrelerinde bunları aradığını Montessori keşfetmiştir.

Son zamanlarda kreş ve okullarda çocuklar için dersleri bilgisayarlar, hesap makineleri ve yüksek teknolojinin diğer uygulamalarıyla yapmak gibi bir trend vardır. Bu aygıtlar modern zamanlarındır ve her çocuğun bunları kullanmakla ilgili rahat olması gerekir. Montessori de buna katılır çünkü bu makineler, arabalar gibi modern toplumun bir parçasıdır ve varlıkları çocukların genel çevresinde ve kimliklerinde doğal bir şekilde yer almalıdır ve amaçları küçük çocuklar tarafından bilinmelidir. Fakat Montessori, 4 yaş çocuklarının bilgisayar kullanmalarını motorsiklet kullanmalarından daha çok önermez. Bilgisayarlar gibi yüksek teknolojinin başarılı ve yaratıcı kullanımları, otomatik işlemlerin neyi içerdiğinin tamamen bilinmesini gerektirir. Küçük çocukların böyle bir anlayışı yoktur. Gelişmiş tekniklere dalmaktansa, Montessori metodu bir tuğla ile başlar ve yapıyı yavaş yavaş kurar. Örneğin gerçek anlamda boncukları saymak ve gruplamak, sayılarla çalışmaya başlamadan önce nicelikleri eklemeyi öğretecektir.

Çocukların kullanmak isteyebileceği ve çocuklara tanıtılan Montessori’nin tüm materyalleri, dışarda çocuk boyutu ve raflarda erişilebilir olmalıdır. Aynı zamanda, her materyal parçasının raflarda belirlenmiş bir yeri ve pozisyonu olmalıdır. Gerekli olmasa da, raflardaki materyalleri konusuna göre gruplandırabilirsiniz (matematik, dil, duyular). Çocukların; yetiştin yardımı olmadan, onlara tanıtılan materyallere istedikleri aktivite için erişebilmeleri gereklidir. Başka birisi tarafından kullanılmıyorsa, çocuklar her istediğinde raflardaki materyallere her zaman aynı yerden ve pozisyondan erişebilmelidir. Bu, çocukların bağımsız olmasına ve materyalleri kaldırırken ne beklendiğini anlamalarını sağlamaya yardımcı olacaktır.

Hazırlanmış çevre, ideal olarak çocuk uyandığından itibaren hergün açık olacaktır ve çocuk, istek geldiğinde çalışıp öğrenecektir. Bu, odayı Montessori materyalleri ile bütün gün açık bırakarak ve yarım saatimizi de yeni aktiviteleri tanıtarak veya çocuğun işini gözlemleyerek geçirerek basitçe çok mümkündür. Fakat aynı çatı altında yaşamayan çocuk grupları için uzlaşmalar genellikle gereklidir.

Sabah erkenden akşamüstüne kadar süren tüm gün kreş aktivitelerinde, çoğu zaman çocukların Montessori çalışmasına kendilerini adamak için bütün günün ancak bir kısmına yetecek enerjileri vardır. Bazı tüm gün kreşler Montessori tanıtımları üzerinde sabah 9.00-12.00 arasında konsantre olur, bir yemek arası verip sonra özgür erişim için materyaleri açıkta bırakırlar. Bazı kreşler ise iki adet 1.5 saatlik Montessori çalışması yaparlar: Biri sabahdan mesela 10:00-11:30 arası, diğeri de akşamüstü 14:00-15:30 arası ve Montessori çalışmasını zorlamaz, çünkü farklı çocuklar farklı konsantrasyon zamanlarının tepe noktasını farklı saatlerde yaşarlar. Sadece sabah veya akşamüstü açık olan kreşler veya oyun grupları daha limitli zaman ayırabilirler fakat çok daha kolay kesilmeden oyun sunabilirler.

Hatırlanması gereken noktalar: Montessori çevresi sadece çocuğun kişisel gelişimi için planlanmıştır, çocuk üzerinde herhangi bir zorlama yoktur; eğer çocuk katılmak istemezse hiçbir sakıncası yoktur. Kendi istediği zaman istediği sürece katılımcı olması ona yararlı olacaktır.

Not: Bu çalışma Montessori’nin fikirlerini ve çalışmalarını yazan birkaç kitapdan derlenerek ve çevrilerek yazılmıştır.

Şubat 24, 2010 Posted by | gelişim, montessori | 3 Yorum