Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Aferin Deme!

Bir yerde pozitif güçlendirmenin aşırı kullanımının tehlikeleri ile ilgili okudum ve beni etkiledi. Bu konuda hep düşünmüşümdür. Fakat bir anne olarak zaman zaman “aferin” kötü alışkanlığına ben de düşüyorum. Neden bahsettiğimi biliyorsunuz değil mi? Kendi kendine merdivenlerde çıkar, “Aferin!” Başka bir çocuğa oyuncağını verir, “Aferin, ne güzel paylaşıyorsun” Kendi kendine yemek yer, “Aferin” Hepimiz zaman zaman övmeyi abarttığımız olmuştur, değil mi? Bunun tamamen kötü birşey olduğunu söylemiyorum. Fakat 2 yaş çocuğu birşey yaptığında ve size bakmaya başlayıp alkışladığında bunu değiştirmenin zamanı gelmiş demektir. Peki bir çocuğun süper birşey yaptığını gördüğümüzde ne diyeceğiz? Alfie Kohn’un, “Aferin demeyi bırakmak için 5 neden” adlı kitabında önerdiklerinden birkaç tanesi.

  • Hiç bir şey söyleme.
  • Ne gördüğünü söyle. “Bir bölümün hepsini okudun.” Bunun gibi doğal bir beyan sizin, çocuğunuzun ne yaptığını gördüğünüzü bilmesini sağlar. Aynı zamanda ne yaptığı ile ilgili gurur duymasını sağlar.
  • Daha az konuş ve daha çok sor. Sorular açıklamalardan daha iyidir, çünkü çocuğu ne yaptığı ile ilgili düşünmeye zorlar. “O kitabın senin için en zor kısmı neydi?”

Tabii ki, çocuklarımızı övmek isteyeceğimiz zamanlar olacak. Kohn, bu güdünüzü düşünmek için sizi basitçe teşvik ediyor. Bu “hayatı üzerinde bir kontrol hissi hissetmek mi – veya sürekli olarak bizim onayımızı beklemek mi” ve bu çocuğa yardım etmek mi ? Bunlar şu an ne yaptığı ile ilgili daha heyecanlı olması için ona yardım mı ediyor? – yoksa sadece bir onay almak için yaptığı şeyler mi? Ve çocuğunuz yaptığı herşey için aferin bekleyecek mi ?

Reklamlar

Şubat 15, 2010 Posted by | gelişim | 5 Yorum

Ela Tam Gaz, 19 aylık

Ela Naz insanı artık 19 aylık bir manyak. Kendisini tutabilene aşkolsun. Son zamanlardaki huyları öncelikle kesinlikle uykuya dalmamak üzerine kurulu. Yatağa gitmemek için ürettiği bahaneler şu dönemde bini aştı. Yattıktan sonra da elindeki kozları tek tek kullanıyor. Önce tıkabasa dolu olsa da “acıktım” diyor. “Hayır” diyorum “aç olamazsın, al şu suyu iç, hemen uykuya”. Sonra kaka kartını deniyor. O da yemeyince, “aydede” diyor. Aydedeli, duvara çeşitli resimler yansıtan bir dijital dönencesi var. Onu açıyoruz, yatıyor ama yatarken bin kere kalkıp tekrar yatıyor. Arada da kaçmaya çalışıyor. Etrafı engellerle çevrili olmayan bir yatağı olduğu için de bazen başarılı oluyor.. Sonra başlıyor “muşu” demeye. Muşu, Ela’ca masal demek. Tabii öyle istediğin muşuyu da anlatamazsın hanımımız konu veriyor her seferinde. Mesela “at, eşşek” diyor. İçinde at ve eşşek olan muşu anlatıcaz. Duruma göre ya babası ya ben başlıyoruz uydurmaya.. Uydurmamak mümkün değil, biz de duruma göre bilindik masalların içine Ela’nın istediği karakterleri koyup anlatıyoruz. Örnek veriyorum, “Pamuk Prenses, aslan ve yedi cüceler”, “Geyik ve Uyuyan Güzel”, Ela’nın karakterlerinden oluşan “Bremen Mızıkacıları”, “Kırmızı Başlıklı Kız ve Kurbağası” gibi.. Ela hanım bu muşuların biryerinde sonunda uyuyakalıyor. Ve uyuyunca eskisi gibi güzel uyuyor öyle arada uyanmıyor ama akşamları yatağa gitmesi artık çok zor.

Durup dururken de ilgi çekmek için çok manipüle ediyor bizi. Kaka en çok kullandığı, kaçırmak istemiyoruz ya sinyalleri bunu biliyor. Yüzünü de buruşturarak “Kaka, kaka” diyor. “Yapıcak mısın?” diyorum götürüyorum.. Oturup klozetle, onla bunla oynamaya saçmalamaya başlıyor. Yani anlıyacağınız Ela ile hayat çok renkli ama çok dikkatli olmamız gerekiyor.

Son günlerde konuşması yine katlanarak arttı diyebilirim. Artık her sorumuza cevap veriyor. Bu aylık çocukların 15 kelime bilmesi bile yeterli imiş. Ben unutmayalım diye aklıma gelenleri aşağıya yazdım. Bundan daha çok kelimesi var, 3 kelime kullanarak da cümle kuruyor ama en azından unutmadıklarımı yazayım dedim. Şimdilik 84 kelime sayabildim, bundan sonra da kaydedip elimde bir arşiv olsun diye düşünüyorum..

anne , baba, dede, hala, anane, babaye:babanne (6)

döktüm, çıktım, öptüm, acıktım, gel, git, otuğ:otur, düştüm, kak:kalk, olmas, evet, hayığ, bu (su),
doydum, muşu (masal), al, hopla, anladım, ağkdaş (arkadaş), baş, omus, akka (ayak), el, bebi:bebek, meme, ağba (araba), acıyo, üşüdü, koğktum (korktum), bes(bez), bak, yemem, ali (alo), neydesin, yetey:yeter, açı:aç, papat:kapat, yat, uyu, anlaştık, aydede, ses, ebpe:ekmek, bitti, geğdik:geldik, ışık, kaşık, göğdüm:gördüm, kaaganadam:kardanadam, gok:yok (48)

mamaka: makarna, mandika: mandalina, elma, mus (4)

biy, iki, uç, doğt, bes, altıı, yedi (7)

atlan (aslan), giyik (geyik), eşek, at, ayi, maymu (maymun), kuğu, kuş, miyav, haf, kuğbaa, kavşan, kağga (karga), baykuş, öğdek, ağı (arı), fil, papayn (18)

Şubat 10, 2010 Posted by | 19.ay, gelişim | 5 Yorum

1 bana 1 sana..

Küçük çocuğunuz paylaşma konseptini tam olarak kapamıyor değil mi? Çocuğun ego-santrik dünyası için çok alışılmadık değil, fakat iyi bir tutum da değil. Evinizde, “Bu benim” alışkanlığını engellemek için bir yol da gerçek anlamda alıştırma yapmaktır. Alıştırma harika sonuçlar doğurur. “1 bana, 1 sana” sözü herkesin bir parça alabileceğini tatlı şekerinize gösteren somut bir yoldur. Bir sonraki sefer siz ve çocuğunuz peluş hayvanları veya legolarla oynarken bunu bir deneyin. İlk seferinde ona model olun sonra onun yönetmesine bırakın. Bu çalışma bölüşmenin yanında paylaşmak için de temel kurar. Yavaş yavaş çocuğunuz için daha önemli objelere geçiş yapabilirsiniz. Ben kızımın kurbagası ve kedisine oynamayı düşünüyorum.

Şubat 5, 2010 Posted by | gelişim | 1 Yorum

Ela’dan Kısa Kısa

Çok yoğun günler geçiriyoruz ailecek. Hayatımıza bir sürpriz girdi bu hafta ve hepimizi çok şaşırttı. Bu heyecanı üzerimizden atarken günler de nasıl geçiyor anlamadık. Ela ile ilgilenemediğim çok yoğun çalıştığım 2 haftanın acısını şimdi çıkarıyorum. Çok özlemişim onunla vakit geçirmeyi. Geçen hafta artık arıza çıkarmaya başlamıştı ki dört gündür dolu dolu ilgi ve aktivite ile gerçekten düzeldi. Anladım ki bana yapıyormuş..

Ela’ya babası kutudan robot elbisesi yaptı. Kollarını çıkardı salına salına gezdi. Güldü, eğlendi. Bu eski kutu da bir anlam buldu. Hafta sonu Ela’yı Binbir Çiçek Okulu’nun deneme dersine götürdüm. Açıkçası çok şaşırdım diyebilirim. Kreş olarak güzel bir ortam yaratmışlar. Hiç oyuncak yok nerdeyse herşey hayal güçlerini kullanabilecekleri şekilde tasarlanmış Montessori malzemeleri kullanıyorlar. Lavabolar çocukların boyunda. Ders de çok hoş hazırlanmış bence. Ela henüz anlayamadı ama çocuklar hayal güçlerini kullanarak robot oldular, balon oldular. Yani konsept çok güzel. Ela anlayabilecek yaşa gelmemiş o da ayrı. Buraya kadar herşey çok güzel ama dersi veren bayan ve sahibi bayan beni hayal kırıklığına uğrattı. İkisi de yakında regl olucaklarmış gibi davranıyorlardı bize de çocuklara da. Sahibi ile ilgili düşündüklerimi burda söylemek istemiyorum ama dersi veren bayan hakkında birşeyler söylemek istiyorum..

Öncelikle bu bayan ders verdiği kişilerin 1.5 -3 yaş arası mini mini çocuklar olduğunun farkında değil sanırım. Yapmayan ortalıkda gezen çocuklara garip garip bakmalar, kaldırıp düzeltmeler, biz de öğrenciymişiz gibi garip bakışlar, offlamalar, sanki birazdan tek ayak üstünde durun diyecek. Başta söylediği sözleri söylemeyeceğim ama ders sırasında da beni çileden çıkardı. “Kapıyı kapatın” diye hafif sesini sertleştirme, birkaç kere başını yana eğerek “siz katılın bırakın o nasıl yaparsa yapsın” demeler (burda o Ela oluyor sanki benim için gelindi, ayrıca sanane istediğim gibi ilgilenirim sen işine bak), tekrar söylüyorum bu bayan 1.5- 3 yaş arası çocuklara hem de deneme dersi verdiğinin hiç farkında değil.. En son Ela lavaboya doğru gittiğinde ve çoraplı olduğu için oralara bastığında çorabı ıslanıcak diye arkasından koştuğumda bana “çok müdahale ediyorsunuz” dedi. Ben de “eğer kızıma yedek çorap vericekseniz müdahale etmeyim” dedim. Benim kızım çok hareketli bir çocuk, henüz 1.5 yaşında, neden beraber gidiyoruz oraya çünkü henüz tek başına böyle şeyler yapmaya hazır değil. Ne zaman hangi perdeye asılır, nereye tırmanmaya çalışır ben bilmiyorum. Neyse bu bayanın sadece o güne özel bu kadar ters ve asabi olduğunu düşünmek istiyorum. Yoksa kibarlıkdan nasibini almamış bu davranışlarla bu kreş kötü bir seçim yapmış. ÜStelik dediğim gibi kreşin kendi ambiansını da çok beğenmiştim.

Neyse uzatmayım Pazar günü de bizim bebeleri Pembe Kurbağa tiyatrosuna götürdük. Ela başta kukla kuşdan çok korktu. Sonra tüm tiyatroyu bana sarılarak seyretti.

Ela’ya sonunda kendi boyuna uygun bir oto koltuğu aldık. Alttaki doğduğundan beri kullandığı emektar koltuğunu da Ela, kurbağasına verdi. Ne kadar cömert kızım var benim. Kurbağası ile ayakkabılarını da koltuğunu da paylaşıyor.

Geçen hafta sevgili babamın 60. yaşını kutladık. Umarım daha uzun yıllar beraber oluruz babacım.
Ela son günlerde dansa taktı. Sürekli kurbağa müzikleri ile dansediyor. Bir de artık bana masal anlattırıyor. Ve uydurdugum masalda olan olayları benim üzerimde deniyor. O yüzden çok dikkatli olmalıyım. Mesela Eşek demişki kediye “Haydi atla sırtıma da gidelim”. Burda eşşek ben oluyorum hemen ve Ela sırtıma atlıyor.. Kendime zarar gelmesini istemiyorsam usturuplu atmalıyım.

3 kelimeli cümlelere başladı Ela.. “Ayı, gel otur” diyor mesela. Bir ay içinde fişek hızıyla konuşması gelişti. Ve konuşmaya derdini anlatabilmeye başladığından beri daha az huysuzluk yapıyor. Çünkü sorularıma cevap verebiliyor. Bu günler böyle geçiyor. Kısa kısa derken manyak gibi yazmışım. Vur deyince öldürüyorum son zamanlarda.

Ocak 27, 2010 Posted by | 19.ay, Aktivite, gelişim | 9 Yorum

Dünyanızı Şekillendirmek

Etrafınızda neye baksanız şekillerin olduğunu farkettinizmi? O sadece bir dışkapı değil, bir de dikdörtgen. Gökyüzündeki elmas bir uçurtma olarak maskelenmiş. Yemekde kullandığımız servis tabağı bir gizli oval.

Çevrelerini keşfetmek çocuklar için şekilleri düşünmek için harika bir yol. Çocuğunuz sadece şekillerin isimlerini öğreniyor olsa da veya şekil özellikleri (noktalar, köşeler, kıvrımlar, kenarlar) üzerine çalışıyor olsa da eviniz 1.5-3 yaş arası bir çocuğa şekilleri öğretmek için bir sürü kaynak saklar. Şeker kuzunuzu bir şekil avına gönderebilirsiniz – “mutfakda 5 küp bulalım” veya “odanda 3 noktası olan bir şekil bulalım” gibi. Miniğiniz şekilleri bir kere keşfedince, herşeye şekli ile seslenebilir. Zamanla küçüğünüz kendi şekil kitabını oluşturur. Daireler, üçgenler, kareler heryerde. Şekiller çalışması çok eğlenceli bir alan. Aynı çalışma şeklini renklerle de yapmak mümkün ama o başka bir yazının konusu.

Ocak 26, 2010 Posted by | 19.ay, gelişim | 3 Yorum

Okumak Başta Gelir


Evde zaman geçiriyorsanız çocuğunuza yapabileceğiniz EN İYİ şey ona okumaktır. Düz ve basit. Yaşı kaç olursa olsun, çocuklar yüksek sesle okunmaktan çok çok fayda görürler. Çocuğunuz küçükse benim yaptığım gibi renkli kitap sayfalarına bakarak uydurmak da buna dahil. Okumanın eğlenceli bir aktivite olduğunu onlara öğretmeye yardım ederken, dinleme ve anlama becerilerini geliştirir, sözcük dağarcığını artırır, erken konuşmaya faydası olur, hafızayı geliştirir, eğlenceli vakit geçirir ve daha bir çok..

Okullarda da yüksek sesle okumak hergün yapılan bir aktivitedir. Peki neden evde yapmayalım? Her gün? Evet, her allahın günü. Evet! HERGÜN! Tüm meşgul aileler duyun, tutarlı bir yüksek sesle okuma aktivitesi rutini faydalı olur. Yatak zamanı çok seçilen bir zamandır, ama kahvaltı zamanı da hoş olabilir. Peki neden banyo zamanı olmasın? Annem bana yemek yerken kitap okurdu. Pippi Longstockings tüm sebzelerimi yememi sağlardı. “Tamam bir kısım daha ama ancak kerevizini bitirirsen”. Ne pazarlık dönüyormuş ama.

Ne kadar sıkıştırmak zorunda kalırsanız kalın, mutlaka atlamayın. Buna ayırdığınız zaman paha biçilmez.

Ekstra not – Çocuğunuza siz kendi kendinize okurken sizi gözlemesi için fırsat da verin. Model olma çok güçlü bir öğretme aygıtıdır ve çocuğun ebeveynleri birer okuyan olarak gözlemlemesi daha çok kitap okumasına faydalı olacaktır.

Ocak 20, 2010 Posted by | Aktivite, gelişim, Kitap | 5 Yorum

1.5 porsiyon Ela Köftesi

Ela geçen sene bugün – 6 aylık
Ela artık 18 aylık

İnsan hayatın ne kadar hızlı geçtiğini çocuğu olduktan sonra daha rahat anlıyor. Minik böceğimiz bugün 1.5 oldu. Ve ne zaman, nasıl bilmiyoruz. Bir sene içinde oturan bir bebekten, konuşan bir küçük çocuğa dönüştü. Gözlerindeki anlamsızlık gitmiş artık meraklı bir çocuk gibi bakmaya başlamış. Saçları uzamış, burun kanatları genişlemiş. Artık o yaşamındaki 18 ayını geride bırakan kendi seçimlerini yapan, çocuk yaramazlıkları yapmaya başlayan bir birey.

Bize zaman zaman altından kalkılması güç olan zor günler yaşatıyor. Ama yaşamayı ve sosyal hayatı öğrenirken bunların olması gerekiyor. Yine de çoğu zaman onunla hayat çok eğlenceli, çok sevgi dolu ve çok güzel.

Geçtiğimiz bir ay içinde Ela’nın konuşmasında inanılmaz bir atak oldu. Artık 2 kelimeli cümleleri çok rahat kullanıyor. (Anne geldi gibi). Sorularımıza anlamlı cevaplar veriyor.
“Doydun mu?”
– Doydumm” veya “gok”
Tercihlerini belli ediyor. “At mı Eşşek mi?” -“Eşşek” gibi..

Bunun yanında o da bize soru soruyor..
Anne? oynka? (Oyuncağını soruyor)
Yapmak istemediği şeyler de diretiyor. Elimden geldiğince ona 2 seçenek arasından seçmesini sağlamaya çalışıyorum yoksa kafası karışıyor. Önümüzdeki 6 ay çok hassas bir döneme giriyor. Artık bir birey olduğunun farkına vararak kendi isteklerini direticek. Sosyal hayatın farkına vararak, oynamayı, paylaşmayı, hatta elindekini vermeyi öğrenmeye çalışacak. Ben de elimden geldiğince ona yardımcı olacağım..

Bir kitapta okumuştum. Bebekler annelerini seçerek gelirlermiş. Ne beni seçtirdi sana bilmiyorum ama ona elimden geldiğince eğlenceli ve anlayışlı bir anne olmaya çalışıyorum.

Minik kızım bana seni karnımda hissettiğim günden beri hayatın ne kadar değerli olduğunu hissettirdin. Bana anne olmanın ne büyük bir aşk olduğunu anlattın. Anne olduğun anda kalbinin artık dışarda attığını ve bir daha kendime ait olmayacağını anlattın. Bana hiç birşey beklemeden sürekli vermek istemenin ne demek olduğunu gösterdin. Bana sadece seni büyütmek için bile yaşamak zorunda hissetmeyi öğrettin.

18 aydır seni hep büyüyen bir aşkla sevdim ve burda olduğum sürece hem seveceğim hem de yanında olacağım bir tanem..

Ocak 10, 2010 Posted by | 18.ay, gelişim | 13 Yorum

Mutfakda Matematik Var



Tabii ki, mutfakta çocuğu işin içine katmak çok güzel bir oyalama yöntemi. Fakat, biliyor musunuz mutfakta basit matematiği kullanarak ona öğretebileceğiniz ne çok şey var. Pişirmenin matematiği çoğu zaman farkedilmiyor. Tabii ki çocuğun yaşına göre değişiyor. Şöyle örnekler verilebilir. En küçük çocuklar için buzdolabına birşeyler yerleştirirken sürekli matematik kullanılabilir. “Bir tane salatalık ver, iki tane biber al. Burda 4 tane domates var”. “Kaç tane portakal sıkalım?” Cevap vermese bile öğreniyor. Bulaşık makinasından tabak verirken de sayabilirsiniz. Biraz daha büyük bir çocuğun unu ölçtüğünü düşünün, torbada kaç tane çikolata olduğunu tahmin etmesini istediğinizi, kaç kaşık şeker attığınızı beraber saydığınızı, mikserle kaç kere karıştırdığınzı da olabilir. Matematik’in bu kadar tatlı olabileceğini düşünür müydünüz? Ben bir süredir matematiği konuşmalarımızın içine sokuyordum. Gerçekten meyvelerini vermeye başladı. Bugün merdivenleri çıkarken Ela 7’ye kadar saydı. Matematik hayat içinde çok kullanılabilecek bir oyalama da oluyor.

Ekstra: Kuki’lerinizi pişirdikten sonra, aile üyeleri arasında paylaşmayı da çalışabilirsiniz, “1 anne için, 1 benim için, 1 baba için”… gibi. Şimdi de kesirleri keşfetmeyi yüklüyorsunuz!

Ocak 7, 2010 Posted by | 18.ay, Aktivite, gelişim, montessori | 5 Yorum

Çocuğunuzun Gözünden Tuvalet Alışkanlığı


Çocuğunuz hazır olduğunda tuvalet alışkanlığı kazandırmak önemli mihenk taşlarından biridir. Tuvalet alışkanlığı sözkonusu olduğunda siz değil çocuğunuz hazır olana kadar beklemeniz gerektiği ile ilgili çok söz var.

Ela’nın dili daha çok çalışıyor olsaydı aşağıda çıkardığım listeyi elime tutuştururdu diye düşünüyorum. Bazı sinyaller vermeye başladı, mesela kaka diyor tuvalete götürüyoruz ııh ııh diye ses çıkarıyor. Ama yine de sonra bezine yapıyor. Olsun bu da bir aşama. Sinyal vermeyenler de olduğunu düşününce. Zorlama yok sadece alışkanlık yaratmaya çalışıyoruz.

Çocuğunuzun Gözünden Tuvalet Alışkanlığı
Çocuğun Ağzından

1) En önemli kural…Şimdi çıkıp açıkça söyleyeceğim. Kontrol bende. Sende değil. Babamda değil. Gökyüzündeki ay ve yıldızlarda değil. Miyav’da, havhav’da eğil.. BEN. Kontrol bende. Hazır ve iyi olduğumda lazımlığı ben kullanacağım… bir dakika önce değil. Evet evet..Sen beni doğurdun falan filan.. Nefesini başka birşey için harca çünkü umrumda bile değil.

2) Ödüllendirme sisteminin üstünden geçelim. Dürüst olmak gerekirse (biliyorsunuz benim için NADİR olan birşey) benim için en çok anlam ifade eden ödül sizi inanılmaz mutlu görmek. Yani, lazımlıkda minicik bir çiş görmek sizi gururla güldürecekse, yaparım ne var ki.

Bunu söylemiş olmakla birlikte eğer ödül vermekte ısrarcıysanız, aşağıya yardımcı olabilecek bir liste yazıyorum:

— Şeker (lolipop olabilir.. çikolata olabilir) vermediğinizi biliyorum ama şansımı zorluyorum.

— Stickerlar (tüm sevdiğim tv/sinema karakterlerinin olabilir)

— Geçici dövmeler (“Annemi seviyorum” yazanlardan değil ama köpek, maymun, kedi olanlardan)

— Oyuncaklar (Açık olalım.. güzel şeyler küçük paketlerle gelmez.. ne kadar büyük, o kadar iyi!)

3) İç Çamaşır – tamam. En önemli şey beni mağazada rahat bırakmanız ve nasıl iç çamaşırı istersem seçmeme izin vermeniz. Sizin seçtiğiniz iç çamaşırları ile dolu bir çantayla eve gelmeniz beni hiç heyecanlandırmıyor ve birşey ifade etmiyor. Söylemedi demeyin.

Eğer siz seçerseniz muhtemelen salona yaparım. Evet evet sanırım öyle olur. Hatta sendeki şansla üzerine basana kadar farketmeyebilirsin.

4) Lütfen, lütfen, lütfen bu lazımlığa yapma alışkanlığı olayını benim için eğlenceli hale getirin. Aşağıda nelerin kabul edilemez olduğu var:

— Karşımda oturup, yüzüme sanki beynin idrar keseme veya kolonuma hızlı davranması için aksiyona geçirebilecek şekilde telepati kurabilirmiş gibi bakman ama yemezler, gidip blogunda tuvalet alışkanlığı konusunda ne kadar mükemmel olduğunu yazmak için başımda bekliyorsun.

— Tüm aileyi banyoya performansımı seyretmek için çağırman. Biliyorum dayanmak zor çünkü lazımlık üstünde feci halde şirinim. Yani ben de olsam bana bakmak isterdim. Fakat şimdi bezleri bırakmaya ikna olduğuma göre, tuvalette mahremiyet isteme hakkım var. Bunu hakkettim. Hmm ama sen düşünme bile.. Senin herhangi bir şekilde mahremiyet hakkın yok.

— Sakın sakın kakamın fotoğrafını çekip işteki babama e-mail atmaya kalkma. Kakam ancak yüzyüze takdir edilebilir.

— “Nasıl bu kadar küçük bir vücut nasıl bu kadar büyük kaka yapar?” demek. Hatırlatmak isterim ki yemekleri sen pişiriyorsun. Pişirdiklerinizin çoğunu vücudum atıkdan sayıyorsa benim suçum ne.

— Aptal şarkılar söylemek (belki 10 kere söylersen çişimi bir gece tutmayı düşünebilirim ve sen de 8 saat kesintisiz uyursun – fakat çok da umutlu olma)

Hmm çok eğlenceli olduğunu düşündüğüm birşey söyleyim – Ben bir Disney hayranıyım. Yani annem alışverişde kendi iç çamaşırımı seçmeme izin verirse Disney karakterlerini seçerim. Buna laf etmek yok.

5) Bir gerileme olacaktır…en az beklediğin zamanda, tabii ki. Mesela, bir oyun grubundayken veya başka birinin evindeyken. Veya tüm aileyle bir akşam yemeğine çıkacak kadar cesur olduğunda. Tuvaleti nasıl kullandığımı unutucak değilim tabii ki… daha çok bir şekilde kafanda kontrolün sende olduğunu düşünüyorsun. Sen öyle san haha.

Kontrol bende ve sen izleyeceksin (#1 i tekrarlayalım mı?) Hayal kırıklığına uğrayacaksın ve şöyle diyeceksin “Neden şimdi bunu yaptın? Lazımlığa yapmayı biliyorsun!

Ama sorun bu değil. Tabii ki biliyorum. Bu oyunu nasıl oynadığımızı unutan sensin. Zaman zaman sana gerçek patron kim hatırlatmam gerek.

6) Son olarak, beni tuvalet alışkanlığı sürecinde telaşa sokma. Unutma, kısa süre bu kadar küçük kalacağım. Bu zamanların keyfini çıkar ve takdit et.

Güven bana, ergenlikte seni sokacağım cehenneme oranla tuvalet alışkanlığı bir esinti olacaktır.

Tamam işte kurallar böyle devam edebilirsin..

Aralık 25, 2009 Posted by | 18.ay, gelişim | 5 Yorum

Montessori’nin "Bağlantı Kurarak Öğrenme" Kuramı


Emici Akıl; Montessori’nin, bir bebeğin nasıl düşünen bir canlıya dönüşmesinin gizemine verdiği cevaptır. Ve duyarlılık dönemleri, nasıl temel insan yeteneklerinin sistematik olarak geliştiği hakkında Montessori teorisinin temelleridir. Fakat şimdi şunu sormalıyız. Temel bir idrak ve belli genel yeteneklerle, daha sonra belirli bilgi ve birikim edinmek için ne çocuğu hazırlamaktadır ? Emici aklın nasıl açılan, kalıtsal yapıyı beslediğini ve duyarlılık dönemlerinin genel yeteneklerinin inşası için doğru materyalleri sağlamaya yardımcı olduğunu daha önce belirtmiştim. Fakat nasıl ve ne zaman bu genel yetenekler, bilgiyle ve gerçek dünyada bu bilgiyi yararlı kılacak anlayışla entegre olur, genişler ve dolar?

2,5 veya 3 yaşlarında özel duyarlılıklar; açılımının her fazında emici aklın kalıtsal içsel yapısı tarafından ihtiyaç duyulan belirli etkiler bilinçli şekilde ifade edilmeye başlanır. Bunlar, çocukda merak ve ilginin ifadeleri ve amaçlı aktiviteleri olarak belirmeye başlar. Örneğin, çocuk kendisine mutfakda ne yaptığımızı göstermemizi, blokları bir hizaya nasıl dizeceğini göstermemizi, telefon alıcısından hangi seslerin geldiğini dinletmemizi ve banyoda su akıp kaybolduğunda nereye gidiyor keşfetmeyi ister. Bu yaş genel olarak “öğrenme” dediğimiz hamleyi işaretler.

“Öğrenme” tam olarak anlamını bilmeden kullandığımız sözcüklerden biridir. Bir insan bir yeteneğe sahip değilken bir sonraki anda bu yeteneği gösterebiliyorsa, biz buna “öğrendi” deriz, ve “öğrendi” derken o insana yeni yeteneği yükleyen bir çeşit operasyon oldu anlamında kullanırız.

Fakat nasıl bir operasyon bunun üstesinden gelir ve bunu nasıl yapar? Tekrarlamanın çoğu zaman öğrenmeye yol açtığını biliriz, fakat öğrenmenin tamamıyle tekrardan ibaret olduğunu söylemek istemeyiz. Hatta öğrenen biz olsak bile, o anlama anında – eğer varsa veya uzun zaman pratik yaptıktan sonra – kafamızda tam olarak neler olduğunu tanımlamakta zorluk çekeriz. Tek bildiğimiz, daha önce yapamadığımız birşeyi artık yapabiliyor veya düşünebiliyor olduğumuzdur.

Montessori’nin açısından, öğrenme eylemi herhangi birşeyin elde edilmesini içermez. Basitçe dünyaya uyanık olarak, emici akıl küçük çocuk tarafından öğrenilen herhangi birşeyin içeriğini devamlı olarak elde eder. “Öğrenme”‘nin kendisi bu daha önceki kazançlara bağlanma ve katılma eylemidir ki bu şu şekilde olur: Bunlar birbirine kullanım veya anlam olarak bağlanır ve daha büyük bir kullanım veya anlamlar sisteminde bir yerleri olur. Şimdi herne öğrenildiyse, (her önceki kazanç gibi) daha sonraki öğrenme hareketlerinde başka parçalara bağlanabilecek herbir bilgi parçası halini alır.

Öğrenme; (daha önce emilenlerle birlikte bağlanma) uzun zamandır eğitimcilerin gözlemlerine göre 3 aşamada oluşur. Montessori’nin teorilerine göre, bu aşamalar aşağıdaki gibi tanımlanır.

Birinci faz, emici akıl tarafından yapılan”emmek”, daha sonra katılacak çeşitli ayrı tüm bileşenlerin bir tam etkisidir. Bu aşama doğal olarak birçok ayda oluşabilir veya isteyerek birkaç dakikada sağlanabilir. Çocuğun hareket eğilimi nedeniyle bu; bir pasif karşılama olmasından daha çok herzaman çocukta bir katılımcı olaydır. Aynı zamanda, bir tüm emmenin gerçekleşmesi için, bir konsantrasyon çabası gereklidir ve çocuğun dikkati dağıtılmışsa gerçekleşmeyecektir. Bu ilk aşamada ne emilmişse, kalıtsal içsel yapısı mirasından işlendiği için, çocuğun aklının arkasında gevşekçe birleşmiş olmaya çoktan başlamaktadır. Sonuç olarak, çocuk bu birleşenleri tamamlamak ve güçlendirmek için bir motivasyon hisseder. Kısaca, bu ilk aşama eğer tamamlanırsa, öğrenme için bir motivasyon yaratan belirli bileşen fenomenin emilmesidir.

Öğrenmenin ikinci aşaması; emilen fenomen arasındaki (ki bu küçük çocuk için fiziksel aktiviteyi içerir) bağlantıların tekrar tekrar yerine getirilmesidir. Bu, ilk aşamada sadece gevşekçe birleşmiş olan emilen fenoneme kesin olarak bir köprü olur. Tekrar ederek, çocuk sonunda değiştirilmez şekilde katılsınlar diye bileşen fenomen’in birbirine uyması için tüm farklı yolları keşfeder ve yerine yerleştirir.

Alfabenin bir harfi ve sözcüksel bir ses gibi iki şey arasında bağlantı kurmak için, çocuk neyin bağlandığını ve neyin bağlanmamış kaldığını açıkça algılamalıdır. Benzer olarak, çivi çakmak gibi herhangi bir bilinçli aktivitenin ilk görünüşü her etki üstünde kesin kontrolüdür ve ne etki olmadıysa katılımcının aklında birbirinden ayrılır. Daha sonra işin aslı, öğrenmenin bu ikinci aşaması, tekrarlanan ve dikkatlice kontrol edilen aktivitede, daha önce emilen belirli fenomen yoluyla iyice bağ kurar ve bunların çevresinde, bunları birleşmiş bir konsept yaparak açık ayrımlar çizer.

Öğrenmenin üçüncü aşaması, çocuğun dünyasında ona anlamlı bir yer veren durumlar ve görevlere çevresi çizilmiş konsept ve şimdiki sınırın bilinçli bir uygulamasıdır. Bu, örneğin çocuğun yarattığı bir hikayede bir sözcük yazmak için bir yeni ses-harf kombinasyonu kullanması veya çocuğun bahçesinde bir “Cindy Evi” yapmaya yardım etmek için çekiç ve çivi kullanması anlamına gelebilir. Bir soyut matematiksel ilişki gibi bir konseptin açık pratik bir uygulaması olmadığında, çocuk yeni konseptin kullanıldığı bir oyun icat ederek bir uygulama yaratabilir. Bazen, konsepti dilin içine koymak çocuğun aklında anlamlı bir yer yaratmak için yeterlidir. Alternatif olarak, çocuk başkasına öğretmeyi deneyerek yeni konsepte bir uygulama getirebilir. Nasıl yapılırsa yapılsın bu son aşamanın anlamı; konsepti, buna çocuğun günlük yaşamında bir amaç ve çocuğun öğrendiği diğer konseptlere bir ilişki vererek çocuğa anlamlı kılmaktır.

Yani öğrenmek esasen bağlanmaktır. Montessori’nin çocuk gelişimindeki daha geniş bakışına dönersek, emici aklın 2. fazındaki bir çocuğun şimdi nasıl ilk fazda yaratılan yetenekler ve becerileri genişletip, entegre edebildiğini ve gerçek bilgi ve beceriler yaratmaya başladığını açıklayabiliriz.

Daha önce belirttiğimiz gibi, 3 yaş çocuğunun aktiviteleri daha amaçlı olmaya başlar çünkü çocuğun gelişimi şimdi iradeyi uyandıran bir noktaya ilerlemiştir. Amaçlı aktivite, çocuğun yeteneklerini dünyayla kişisel yönetilmiş bir ilişkiye getirerek entegre etmeye başlar. Aynı zamanda, hareketin koordinasyonu için duyarlılık dönemi bu aktiviteleri sürdürmek için gerekli fiziksel yetenekleri geliştirmektedir.

Yani şimdi bu noktada, 3 aşama öğrenme çalışmasına başlar: Çocuğun konsantrasyonunun yeni güçleri ilk aşamayı destekler, koordinasyon için olan duyarlılık döneminin karakteristikleri olan kontrol için tekrarlama ve mücadele, ikinci aşamanın yürütülmesine yardım eder ve istek tarafından yol gösterilen amaçlı aktivite 3. aşama için temel olur. Hepsi birlikte çocuğun “bağlantıyla öğrenmesi” (anlamak ve bilgi ile erken temel becerilerle dolan 3 aşamalı süreç) için uygulama yapmasına olanak sağlar.

Aralık 22, 2009 Posted by | gelişim, montessori | 2 Yorum