Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Sen San Francisco’ya, Ben Esat’a

Bu nasıl adalet kardeşim. Biz efendime söyleyim hani son derece eşitlikçi bir aileydik? Ailemizin bir bireyi diğer üç bireyin toplamından daha fazla yol yapıyor. Yarın sabah itibari ile coca San Francisco’ya uçuyor, biz çoluk çocuk annemin yanına gidiyoruz. Dilekolay 10 gün coca yok, e annem de yalnız böylesi benim için daha kolay olur diye kalkıp oraya gidiyoruz.

Biz seyahat etmeyi çok seven bir çiftiz. Ela’ya hamile kalmadan önce iki kişi oldukça fazla gezerdik. Ama cocanın daha fazla seyahat etmek için beklediği birşeyler varmış. Benim hamile olmam.

Hamile kalmam ve Ela’nın doğumuyla birlikte coca o sene 9 kere İrlanda’ya, bir kere Londra’ya gitti. Ela biraz büyüdü seyahat edebilicek konuma geldik coca’nın seyahatleri durdu. Tam kayağa başladık biraz kayıcaktık. Ece’ye hamile kaldım. Ben gidemedim coca bir hafta kayak tatiline gitti. Ama hiçbirinde bu seferki kadar gidemediğime sinir olmadım. Hem Ece’yi bırakıp gidemiyorum hem Ece’yi götürsem Ela’yı bıraksam olmaz. Zaman çok uzun. Orda coca’nın iş zamanlarında ikisiyle birlikte başa çıkamam o yüzden ikisini birden de götüremiyorum. Yani burda ben takılı kalmış vaziyetteyim ve bu sefer de coca San Francisco’ya gidiyor. E cocanın hamile kalıp evde kalmak zorunda kalacağı bir durum da olmayacağından bu seyahatlerin öcünü alamıyacağım ama umarım bir gün ben de rahatlar, bu seyahatlere katılırım.

Size son yıllardaki uzaydan ayak izimi çizecektim fakat cocayla ikimizinkini yanyana koyunca çok sinirim bozuldu çizemedim. Ben yine önümüzdeki 10 gün buralardayım. Şu adaletli dünyada çocuklarımı sırtıma bağlayıp geziyor olacağım.

Mart 10, 2011 Posted by | aile, coca, Seyahat | 1 Yorum

Antalya Günlerimiz


Antalya günlerimizin sonuna geldik. Tam 1 ay kaldığımız Antalya’da günlerimiz genelde suyun içinde, parkda, bahçede geçti. Ela’nın suyun içinde olduğu her an ben de suyun içinde olduğumdan pek fotoğrafını çekemedim. Ela bir ay daha burda kalsa sanırım yüzmeye başlayacaktı. Geldiğimizde dalgadan korkup suya pek yanaşmayan çocuk son günlerde kendi kafasını suya sokmaya, bir ağaç dalının peşinden suy atlamaya başladı.

Bu tatilin Ela için çok iyi olduğunu düşünüyorum. Sürekli dışarda ve aksiyondaydı. Şimdi eve döndüğümüzde onu nasıl oyalayacağımızı kara kara düşünüyorum. Yaramazlıklarına hiç ara vermedi. En son kafasını yardığından sonra yine salıncaklarda ters sallanıyor, yine tırmanıyor, yine olmadık yerlere giriyor. Son günlerde çok daha zor zamanlar yaşıyoruz çünkü artık iyice kendisini hissettiren 2 yaş sendromumuz nedeniyle tamamen anlaşılmaz bir moda girdi. Ona araba kullandırmıyoruz diye (sanki normalde araba kullanıyor) ağlama krizine giriyor, tuvaletini istediği yere (ister beze, ister tuvalete) yapıyor, üstünü istemezse giymiyor ve 1 sn dahi oturmuyor. Şu sıralar bir de “ben de yapıcam” modumuz var. Herşeyi o da yapıcak. “Ben de portakl suyu sıkıcam, ben de domates doğrıycam, ben de ıvır, ben de zıvır..”. Yatmamak için yaptığı numaralar başlı başına bir yazı olucak sanırım. Öyle böyle doğuma 2.5 ay kala ne yapıcağımı gerçekten çok merak ediyorum.

Antalya’lı Nurturia Anneleri bir buluşma düzenledi. Fakat son anda çocukların bir kısmı hastalanınca buluşmaya bir ben gittim bir de Antalya’dan bir bayan. Antalya-Ankara buluşması oldu yani. Gazihan’la Ela’nın aralarınd sadece 7 gün var. Birlikte oynadılar, tek bir dalı paylaşamadılar. Antalya’nın dinozorlu parkında güzel vakit geçirdik.

Antalya sıcağa rağmen benim için de güzel geçti. Bol yüzme imkanım oldu. Eve gelen giden kuzenlerim sayesinde uzun zamandır yapamadığımız bir aile kaynaşması yaşadık. Ama artık evimizi, babamızı şehrimizi çok özledik. Ayrıca Antalya’nın sıcağına ve nemine daha fazla dayanamadığım için dönme vaktimiz geldi. Ankara’da bizi bekleyen çoook iş var. Hamile bir kadın için Antalya’nın suyu çoooktan ısındı zaten.

Temmuz 7, 2010 Posted by | Seyahat, Tatil | 5 Yorum

GeyikBayırı – Gebeşli Bebekli Trekking

Bir akşamüstü bulduk kendimizi bir küçük trekking macerasının içinde. Hem de kadrosu biri hamile, biri 2 yaş altı çocuk, normal insan 1 tane ile. Bu gittiğimiz aslında ormanın içinde bir sürü alabalık havuzu kurarak hem alabalık yetiştiren, hem de burdaki restoranda leziz balıklar yapan bir işletme. Balıklar orda tutuluyor, orda pişiyor. O kadar taze yani. Hamile ve bebeklerin balık ihtiyacı su götürmez bir gerçek, ama artık hangi balığa güveneceğimi bile şaşırdığımdan balıktan da biraz soğudum. Geyikbayırı’nda bunu hissetmedim, tereyağında balığı afiyetle yedik. İnsan yediğini anlatmazmış ama olaki yolunuz düşerse bu ormanın içinde mekana mutlaka uğrayın derim. Yemekler güzel, ortam güzel. Daha önceden de geldiğim için Buğday Dergisi’nin TaTuTa organizasyonunda ekolojik çiftlikleri araştırırken rastladığımda dikkatimi çekmişti. Burada ekolojik turizm de yapılıyor. Organik ve şifalı bitkiler üretimi yapan Rasayana Çiftliği de burada kurulmuş ve her mevsim ziyaretçilerini kabul ediyor. Hamile olmasam bu sene böyle doğal bir ekolojik tatil de yapmak istiyordum ama şu an şehirlerden yine de çok uzaklaşamıyorum. İnşallah 2 çocukla.

Burasının tek özelliği bu da değil. Alt alta oluşturulan havuzlardan sonra doğal havuzlar da oluşmuş ve bir nevi orman içi serbest keşif alanı olmuş. Bu yaptığımız şeyi ilk yapan biz değiliz, burda dağcılık ve trekking de yapıyormuş gelenler. Ailemizin genel yapısı gereği herşey çok normal başladı. Cici bici yemeğimizi yedikten sonra her zamanki gibi huzursuz cocanın dürtmesiyle, “gel şu sınırları aşalım aşağıya biraz inelim, bakalım neler varmış” demesiyle başladık yürümeye. Havuzların bittiği yerde yukardaki fotoğrafda görülen kanallar başladı. İşte bu kanallardan dengede yürüyerek geçilmesi gerekiyordu. Gebeş göbeğimle biraz tırsarak tek ayak genişliğindeki bu kanal kenarlarından yürüyerek geçtim. Ela Hanım da babasının kucağında. Bana arada bir “anne düşme” diyordu:) Kanallar bitince biraz daha yürüdük. Geldiğimiz yerde kendiliğinden havuzlar oluşmuş, yukardaki havuzlardan kaçan balıklar olmuş, buralarda takılıyorlar. Balıklardan da özgür ruhlar çıkıyor yani. Yol benim göz alamayacağım kadar dikleşince geri döndük. Gebeş olmasam ben o yoldan inerdim. Hatta daha önce daha çoluk çocuk yokken bizim gibi 2 maceraperestle buranın başka bir tarafında aşağı doğru akan küçük bir su bulup, o suyu takip ederek ne maymunluklar yaparak zaman zaman belimize kadar suya batarak kaynağa ulaşmıştık. O zamanlar blog tutmadığıma şu an üzgünüm, ne güzel bir hatıra olurmuş.


Herneyse o kanallardan geri dönerek sıkıcı normal hayatımıza geri döndük. Antalya tatilinin ilk bölümü coca ve Ela ile kumsalda, orda burda takılarak geçti. Ela bol bol sahilde, kumlarla, taşlarla beraber. Kendini uzun süre kaptırıp oynayabildiği tek şey taş ve kumla oynamak. Sendromik durumlarımız devam ediyor. Bugün yolda giderken “gitmeycem” diyerek yüzükoyun yere yattı diyebilirim. Ya sabır diyerek bu günlerin geçmesini umud ediyorum. Coca Ankara’ya eve döndü, yerini hemen annem doldurdu ve bugün Alanya’ya geldik. Burdaki günlerimizin hikayesi ise sonraki bir zamana.


Mayıs 17, 2010 Posted by | Bebekle Ben Giderim, doğa, gebeş esra, organik, Seyahat | 4 Yorum

Arızalı Tatil Günleri

5 gündür Antalya’dayız. Fotoğraflardaki melek görünüme aldanmayın. 3 ay önce ilk partisini yaşadığımız 2 yaş sendromik arızaya geçme günlerinin ikinci partisini bir gıdım daha yüksek perdeden yaşıyoruz. 2 yaşına az kala melek kızımız tam bir canavara dönüştü. Durup dururken sinirlenmeler ve dişini sıkmalar, abuk subuk istekler ve bunun olmayacağını açıkladığımızda bize sinirlenmeler, tekmeler, ısırmalar, vurmalar, nedensiz ağlamalar, uyumak ve yemek istememelerle tatilde daha rahat ediceğimizi düşünürken bu nedenlerle babası ve ben bazen nasıl davranıcağımızı şaşırır olduk. Eğer onu tamamen kendi haline bırakırsak, olur olmaz ne isterse yaparsak herşey iyi sayılır. Olur olmazdan kastım gerçekten onun için zararlı olmayacak herşeye evet demeye çalışırız zaten. Herşeyi bırakın çok çok az şeye hayır dediğimizi düşünüyorum. Ama olur olmazın arasında sokakta yürürken ayakkabılarını çıkarmak ve çıplak yürümek istemek, kesinlikle araba koltuğunda oturmamak, taşları ağzına doldurmak da var. Bunlara da izin verirsek az problemimiz çıkar. Ama markette istediği herşeyi almazsak (istediği derken bilinçli değil, ne görürse artık – en son bir şampuan ve ketçap almak istedi) da sinirlenip bize vuruyor. Yani aslında şu an kendisi de neye sinirlendiğini bilmiyor. Bir de kesinlikle yatmak istememek ve yemek yememek de var. Uykuyu bir şekilde hallediyoruz ve yemek de artık ne yerse, sürekli uğraşmak da çok yorucu ayrıca hiç bir işe yaramıyor. Ben de hiç birşey önermiyorum artık 2 gündür açım diyip kendi geliyor. Bu sefer de istediği saniyede birşey veremezsek verene kadar çıldırıyor. Bunlara rağmen tatilimiz güzel geçiyor. Hava burada şeker gibi ne terliyorsunuz, ne üşüyorsunuz. Tam bir hamileye göre yani. Gerçekten doğru mevsim seçmişim.

Yarın tatilimizin 2. kısmı için coca gidiyor, annem geliyor ve otele geçiyoruz. Birinci kısımla ilgili macera yazısı daha sonra yazıcam. Ela burda çok vaktimi alıyor. Umarım bu 2. parti sendromik durumumuz biraz hafifler hatta geçer de melek kızıma kavuşurum. Yoksa doğum biraz korkutuyor beni.

Gebeşlik burda iyi gidiyor, denize girebiliyorum. Kendimi henüz ağır da hissetmiyorum. Bebişin hareketleri çok kuvvetlendi, keyifli bir dönem geçiriyorum. Son 3 aya girmeden ne kadar rahat takılabilirsem o kadar iyi. Şimdilik bizden bu kadar gebeşli- bebekli trekking maceramız çok yakında burada..

Mayıs 16, 2010 Posted by | Ela, Seyahat, Tatil | 2 Yorum

Paskalya’da İstanbul

Hafta sonumu İstanbul’da gezerek geçirdim. Cocasız, çocuksuz; annem ve grubuyla, kuzenimle kendi kafamıza göre takılarak geçirdik. Şans eseri böyle bir grubun içine düştüm ama güzel oldu. Uzun zamandır böyle bekar gibi gezmiyordum. Ailenin yarısı Ankara’da (Ela ve babası), yarısı İstanbul’da (Elondor ve Ben); ilginç bir hafta sonu oldu.

Önce bir boğaz turu ile Anadolu Kavağı’na gittik. Hava şansımıza çok güzeldi. Boğazı izleyerek geçmek unuttuğum bir keyifmiş. Bilmiyorum İstanbul’da oturanlar ne kadar keyif alıyorlar bu güzel şehirden. Anadolu Kavağı’nda deniz kenarında bir balık yedik ve biraz gezdik. Biraz derken oldukça fazla yürüdük dönerken vapurda uyuyakaldım. Eminönü’ne 3 dk kala gözlerim açıldı. Kendimizi Sultanahmet’teki otelimize attık ve biraz dinlendik.


Akşam çok gecikmeden Beyoğlu’na gittik. Burası İstanbul mu başka bir gezegen mi bilemiyorum.
Beyoğlu çok kalabalıktı ama saat ilerledikçe daha da kalabalık oldu. Biz Ankara’da böyle bir kalabalık göremeyiz zaten Ankara’nın uyku saatinde İstanbul daha da açılıyor sanki. 1 saat dolaşmanın sonunda Nevizade sokağı’nda bir yer bulduk ve oturduk. Heryer ama heryer insan. İstanbul bence New York’u geçmiş. Bu şehre bu kadar insan fazla geliyor.

Geçtiğimiz hafta Paskalya olduğu için heryer turist doluydu ve zaten kalabalık olan Beyoğlu daha da kalabalıktı. İstiklal Caddesi’ndeki kilise çok kalabalıktı. İnsanlar çoluk çocuk Paskalya tatilinde İstanbul’a geliyorlarmış. Vapurda Avustralya’dan bir aile vardı. Kadının kucağında asılı bebek 6 aylıkmış, bir de 4 yaşında çocukları vardı. Biz çocukla bir yerlere giderken endişe ediyoruz, onlar Avustralya’dan gelmişler. Kendime güvenim arttı. Seneye 2 bebekle gidebileceğim yerleri düşledim.
Nevizade’de yemekten sonra İstiklal caddesine devam ettik. Kahveler sokağı’nda çayımızı içtiğimizde artık benim uykum çok gelmişti ama kimsenin dönmeye niyeti olmadığı için biz annemle otele dönüp, kendimizi yatağa attık. Pedometreme göre ilk gün tam 11650 adım atmışız yani 5.5 km yol yürümüşüz. Artık hamile bir kadının o akşamki yorgunluğunu düşünün.

Pazar günü hiç de bu yoğun günden az kalır değildi. Sabah kalkınca güzel bir kahvaltıdan sonra Ada Vapuru’na yetişip önce Burgaz Ada’ya gittik.

Burgaz Ada’da denize de giriliyormuş. Faytonla adanın tepesine çıkıp indik, biraz da dolaştık. Sonra attık kendimizi Büyükada’ya. Büyükada, çok çok kalabalıktı. Aç olmasam o kalabalıkta yemek yemeye çalışmazdım. Yemekten sonra grubun hepsi Aya Yorgi’ye çıkmaya karar verdi. Ben daha önce bisikletle oraya gittiğim için ve yürüyerek oraya çıkmanın hamile bir insanı bırak normal bir insan için bile bir hayal olduğunu bildiğim için bu sevdaya nanik yaparak kuzenim ve annemi alıp biraz daha dolaştıktan sonra ilk vapura bindim. Anadolu yakasına geçtikten sonra kendimizi Bağdat caddesinde bulduk. Gerizekalı bir ekip olduğumuz için 2.5 km yol yürüdükten sonra fenalık geçirip biryere attık kendimizi. Bir yemek yedikten ve akşam da dinlendikten sonra yola çıktık. 2. gün de 12660 adım atmışım yani 6 km yol yürümüşüm. Bu toplam 11.5 km yürüyüşden sonra Ankara’ya geldikten sonra da kendimi zor toparladım. İstanbul çok güzeldi, çok eğlendim ve değişiklik oldu ama trafik, kalabalık ve başıma gelen ilginç olaylar burasının başka bir ülke olduğunu bana anlattı. Siz siz olun Paskalya’da İstanbul’a gitmeyin.

Nisan 7, 2010 Posted by | eğlence, Gezi, Seyahat | 4 Yorum

Prag Gezisi

Hamilelikti, doğumdu, bebekti derken uzun zamandır eşimle biryere gidemiyorduk. Bu tatil bizim için eski günlerdeki gibi oldu. Günde 10 km yürüdük ve çok eğlendik. 23 Nisan günü annem, kardeşim, eşim, bebişimiz ve ben İstanbul’dan uçağa bindik. Prag’a indiğimizde hala inanamıyordum. Uçak inerken bile ilk izlenimlerim çok yeşil biryer olduğuydu. Her yer yemyeşildi. Otobüsle otelimize giderken büyük büyük parklar gördük. İnsanlar parklara yayılmış top oynuyor, uzanmış kitap okuyor ve birşeyler yiyordu. Rehberimiz de bize Çek insanlarının ne kadar rahat olduğundan bahsediyordu. Çok genç yaşta evleniyorlarmış ve çok çocuk yapıyorlarmış ama boşanma yüzdeleri de %70’miş. Gerçekten orda çok genç insanlar gördüm 2 3 çocukla dolaşıyorlardı. Çok ilginç birşeyde doğru düzgün hiçbiryerde internet bulamamamızdı. Türkiye teknolojik açıdan çekten gercekten çok ilerde. Her neyse otelimiz 4 yıldızlı bir oteldi. İsmi “Hotel Olsanka”. Fiyatı da çok uygundu. Üstelik Prag’daki tramvay hattı tam önünden geçtiği için Prag içinde çok rahat gezebiliyorsunuz. Otel fiyatına göre çok iyiydi. Temizdi, sürekli sıcak suyu vardı ve rahattı. Tek problemi büyük gruplar halinde çocuk denilecek yaşta gençler vardı. Ve akşam 11den sonra bu çocuklar odalarda ve katlarda gürültü yapmaya hatta birbirlerini kovalamaya başlıyorlardı. Kaldığımız 3 gece de böyleydi. Ve çok rahat oldukları için kimse bunu şikayet etmiyordu. Herneyse bizim bebeğimiz olduğu halde oraya gidince bize de bir rahatlık geldi hiç dert etmedik.

O akşam annem Ela ile birlikte otelde kaldı. Biz kardeşim, K.E ve ben kendimizi dışarı attık. Tramvaya nasıl bilet alıcagımızı bilet makinasından keşfettikten sonra (gidenler için 18 kronluk biletle 20 dk, 26 kronluk biletle 30 dk, 100 kronluk biletle 24 saat tramvay kullanabiliyorsun. İnip başkasına biniyorsun falan ama mesela 20 dk geçtiysen inmen lazım eger polis yakalarsa cok ciddi cezaları oluyormus. ) Cok ilgincler cok rahat insanlar olmasına ragmen her A.B ülkesi gibi kurallara cokbaglılar. Kesinlikle bu seferlik olur falan yok. Birbirini sollayan araba bile görmedik. Neyse ilk gün Prag’ın ünlü meydanını bulduk. Otelden 9 veya 26 nolu tramvaya bindiginizde 5 durak sonra “Namasti Republic” durağında iniyorsunuz. Ordaki kalabalık zaten sizi oraya götürüyor. Astronomik saat den yine kalabalığı takip ederek “Vltava nehri” ne ve birleştiren Charles Bridge’e çıktık. Nehir, köprü ve çevredeki tarihi binalar hem çok güzel bakılmış hem de ışıklandırılmıştı. Prag kalesi ve çevresindekiler, nehrin ışıklandırılması ile gerçekten müthiş bir manzara vardı. Prag sadece bu köprü ve manzaraları ile bile çok güzel bir şehir.

Ertesi gün Prag kalesi’ne gittik. Snt. Vitus Katedrali’nin içine girdik. Rüya gibi bir yapı, çok görkemli gerçekten güzel fotoğraflar çektik. Yakında yazıya eklemeyi planlıyorum. Sokaklarında bütün gün gezdik. Akşamüstü de tekne ile “Vltava nehri” üzerinde dolaştık. Tekneciler kazıkcı kücük olanlar insanla dalga gecer gibi aynı yerde 10 tur falan atıyorlar ve 100 kron alıyorlar.. 100 kron yaklasık 10 tl ye denk geliyor. Büyük olan tekne turları da cok pahalı. Bizim tur bizden 60 euro istedi:) Akşam da yine annem ve Ela’yı otele bırakıp çıktık ve çok güzel ahşap oyuncaklar aldık. Yazının 2. bölümünde buna değineceğim.

Mayıs 7, 2009 Posted by | Prag, Seyahat, Tatil | Yorum bırakın

bebekle seyahat (Ela PRague’da)



Cok korkarak cıktım bu yolculuga. Ela ne yapar, ne eder hiç bir fikrim yoktu. Eş dosttan öğrendiklerimle kendimce önlemler almaya çalıştım. Bir çoğu da işe yaradı.

Hikayemiz 23 nisan sabahı başlıyor. Ela pek birşey anlamadı. Uçağa binene kadar çok keyifliydi. Son derece sakindi. herkesle şakalaştı. İstanbul- Prague arası da hiç problem yaşamadık diyebilirim. Uçak kalkarken ve inerken bol bol su içirdim ki kulakları dengelensin. Annemin hazırladığı mamalar da tüm yolculukda cok faydalı oldu. Ela Prague’a bize hiç problem çıkarmadan gitti. Oraya vardığımızda otelimize giderken çok yorulmuş olduğu için hareketlerine engel olamadı. Çılgın gibi hareketler yaptı. sonunda orda hazırladıgımız yatagına yatınca ben de bir oh cektim.. 9 aylık bebekle ucak yolculugunun ilk kısmı gercekten kolay gecti.


Tüm Prague gezisi boyunca Ela inanılmaz bir performans gösterdi. Çok yorulduğunu kabul ediyorum. Allahtan akşamları annem Ela ile birlikte otelde kaldı böylece Ela’nın uyku düzenini bozmadık ve biz de istediğimiz gibi gezebildik. Nereleri gezdiğimizi daha sonra bir yazımla anlatacağım. Ela’ya çok güzel ahşap oyuncaklar aldık cocam K.E ile. Hatta kendimizi daha çok almamak için acaip tuttuk. Prague bir ahşap oyunca cenneti fiyatları da gerçekten çok pahalı degil. Türkiye’den daha ucuz olduğunu söyleyebilirim. Zaten Türkiye’den çeşit konusunda 10 kat daha iyi. Özellikle ahşap atına bayıldı Ela. Bir akşam çok fena gaz sancısı çekti. Aslında çok gazlı ve sorunlu bir bebek olmamasına rağmen bu gaz sancısı çekmesi bir şanssızlıktı. Çünkü öyle çığlık atarak ağlıyordu ki gerçekten çok korktuk. Emzirmenin binbir faydasından birini daha gördüm, emzirdiğim zaman hem sakinleşti hem de gazını çıkarabilmeye başlayınca rahatladı çocuk. Onun dışında yanımızdaki herkes Ela’ya sürekli maşallah diyip durdular. Aslında çok rahat durmadı sürekli tepemizde kucağımızda gezdi. Ama onun kadar hareketli bir çocuk için bu kadarı bizim için cennet gibi oldu.

Dönüş yoluna geçtiğimizde artık Ela çok yorulmuştu. O yüzden o gün biraz mırmır huysuzluk yaptı bir de uçak inerken çok uğultudan biraz korktu sanırım. ve ağladı ama onun dışında çok uyumlu ve neşeli bir çocuktu.

Düzeni bozulduğu için bir iki güne ihtiyacımı var sanırım. Ben de çok uyumlu olmasına rağmen onu çok yorduğumuzu düşünerek bir 6 ay daha yurtdışına biryere gitmemeye karar verdim.. Sanırım onu bir deniz kenarına götürüp deniz güneşden faydalandırsam çok iyi olucak.. Prague tatili benim ruhum için gerekliydi. Ela da ben çok iyi modda olduğum için sanırım hiç sorun cıkarmadı. Bir sonrakinde onun için tatile gidicez inşsallah.

Nisan 27, 2009 Posted by | Prag, Seyahat | Yorum bırakın