Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Kısıtlı Vakit

* Geçenlerde belgesel izliyoruz karıncaları gösteriyor. Nasıl larvalarını bırakıyor biryere sonra hayvancıklar ordan alıyor başka yere. Aman ayağımı uzatiim sonra taşırım yok. Adam hiç üşenmedi 20 dakika bu karıncaların eforunu anlattı ekran başındakilere. Allahı var süper bir aile. Ama insanın aklına şu soruları getiriyor; Ulan beni hiç bir televizyon 20 saniye görüntüledi mi acaba.

* Kreş çocukları gibiyim. 3 gün iyiyim sonra tekrar boğazım ağrıyor. O kadar çok virüslerimizle taciz ettik ki aldığı onca anne sütüne rağmen Ece de öksürmeye başladı. Ela gidip yüzüne yüzüne öksürüyor daha ne diyim.

* Ne kadar zor olabilir ki. Hayatta insanların senden tek beklentisi yemek yemen, uyuman ve oyun oynaman olsun ama sen yine de hayatından memnun olma. Çişini yap, “olmaz”, yemek ye, “yemem”, hadi yatağa ,”olmaaaz”, biraz oyuncaklarınla oyna, “belabel”, hadi parka, “gitmiycem”, uyku saatin geldi, “parka götür”. Şu sıra hersaniyemiz mücadele şeklinde geçiyor. Oysa ben onun yerinde olsaydım ooooh mis gibi hayat.

* Sonunda oldu. İyiyim, vaktim bile var diyordum ama bitti. Artık 5 dk’m bile yok. Bir ara bir günümü yazarım ama biri yatıyor, öbürü kalkıyor. Ela dışarı da çıksın oynasın, Ece’nin bakımını hallet derken zaman nasıl geçiyor anlamış değilim. Bayram size geldi bize bayram ne zaman Ece ile Ela’yı bırakıp coca ile başbaşa bir günlük bir yere gidebilicez, işte o zaman gelicek. Şikayet ettiğim için yazmıyorum aslında. Akışa bıraktım kendimi, insanın birşey düşünecek bile zamanının olmadığı zamanlar da olması gerek.

* Geçen gece Ela’yı yatırırken yine aramızda komik bir dialog geçti.
Ela: Ben büyüyünce benim de memem büyüycek, dimi anne?
Ben: Evet, kızım.
Ela: O zaman ben de Ece’yi emziririm.
Ben: Ama sen büyüyünce Ece de büyüyecek Ela.
Ela: Olsun yine de emziririm.
Ben: (güya kadın ile erkek arasındaki farkları belirtmek için). Baban da emziriyor mu Ela?
Ela: Hayır anne.
Ben: Neden kızım?
Ela: Çünkü onun kıllayı var.


* Ela 28 aylık oldu. Bebekken hiç emzik kullanmadı. 19 aylıkken meme emmeyi bıraktı. Şimdi resmen ağzından emziği düşürmüyor, ciddi ciddi de meme emiyor. Bakalım nereye kadar gidecek.

Herkese iyi bayramlar.

Kasım 13, 2010 Posted by | Diyaloglar, Tatil | 5 Yorum

Antalya Günlerimiz


Antalya günlerimizin sonuna geldik. Tam 1 ay kaldığımız Antalya’da günlerimiz genelde suyun içinde, parkda, bahçede geçti. Ela’nın suyun içinde olduğu her an ben de suyun içinde olduğumdan pek fotoğrafını çekemedim. Ela bir ay daha burda kalsa sanırım yüzmeye başlayacaktı. Geldiğimizde dalgadan korkup suya pek yanaşmayan çocuk son günlerde kendi kafasını suya sokmaya, bir ağaç dalının peşinden suy atlamaya başladı.

Bu tatilin Ela için çok iyi olduğunu düşünüyorum. Sürekli dışarda ve aksiyondaydı. Şimdi eve döndüğümüzde onu nasıl oyalayacağımızı kara kara düşünüyorum. Yaramazlıklarına hiç ara vermedi. En son kafasını yardığından sonra yine salıncaklarda ters sallanıyor, yine tırmanıyor, yine olmadık yerlere giriyor. Son günlerde çok daha zor zamanlar yaşıyoruz çünkü artık iyice kendisini hissettiren 2 yaş sendromumuz nedeniyle tamamen anlaşılmaz bir moda girdi. Ona araba kullandırmıyoruz diye (sanki normalde araba kullanıyor) ağlama krizine giriyor, tuvaletini istediği yere (ister beze, ister tuvalete) yapıyor, üstünü istemezse giymiyor ve 1 sn dahi oturmuyor. Şu sıralar bir de “ben de yapıcam” modumuz var. Herşeyi o da yapıcak. “Ben de portakl suyu sıkıcam, ben de domates doğrıycam, ben de ıvır, ben de zıvır..”. Yatmamak için yaptığı numaralar başlı başına bir yazı olucak sanırım. Öyle böyle doğuma 2.5 ay kala ne yapıcağımı gerçekten çok merak ediyorum.

Antalya’lı Nurturia Anneleri bir buluşma düzenledi. Fakat son anda çocukların bir kısmı hastalanınca buluşmaya bir ben gittim bir de Antalya’dan bir bayan. Antalya-Ankara buluşması oldu yani. Gazihan’la Ela’nın aralarınd sadece 7 gün var. Birlikte oynadılar, tek bir dalı paylaşamadılar. Antalya’nın dinozorlu parkında güzel vakit geçirdik.

Antalya sıcağa rağmen benim için de güzel geçti. Bol yüzme imkanım oldu. Eve gelen giden kuzenlerim sayesinde uzun zamandır yapamadığımız bir aile kaynaşması yaşadık. Ama artık evimizi, babamızı şehrimizi çok özledik. Ayrıca Antalya’nın sıcağına ve nemine daha fazla dayanamadığım için dönme vaktimiz geldi. Ankara’da bizi bekleyen çoook iş var. Hamile bir kadın için Antalya’nın suyu çoooktan ısındı zaten.

Temmuz 7, 2010 Posted by | Seyahat, Tatil | 5 Yorum

Antalya Yanıyor!!!

Bu yakınlarda Antalya’ya gelmeyi düşüneniniz varsa, tek bir sözüm var. Sakın gelmeyin. Dün itibariyle sıcaklıklar öyle bir fırladı ki insanı oturduğu yere yapıştırıyor. Dün sokakta sıcaklık göstergesini 52 derece gördüm. Akıl almaz bir sıcaklık. Zaten beklenen sıcaklıkta 41 derece gözüküyor ve önümüzdeki birkaç günde böyle gidicekmiş. Hamileliğimin son zamanlarını yaz aylarında geçirmek benim kaderimmiş bunu anladım. Bir önceki hamileliğimde de betonlara yapışasım gelirdi, ama Antalya zaten içerde 36.5 derece su ile gezen bir kadın için aşırı sıcak bir noktada. 2 gündür hiçbirşey yapasım gelmiyor. Sabah 7.30’da denize gidiyorum 9’da eve bir giriyorum akşam 6 olmadan dışarı çıkmaya korkuyorum. Bütün gün klimanın altında dolaşıyorum.Tansiyonum sürekli oynuyor. Bu sıcakta insan bu vücuda nasıl su yetiştirsin.

Bizden haberler böyle. Akıl sağlığımı korumaya çalışıyorum.

Dünden Ela ile aramızda geçen iki diyalog aklımdayken:

Ela: Ben babayla uyumak istiyoyum.
Ben: Kızım baban Ankara’da. Sonra gelicek.
Ela: Babam işde mi uyumuş?
Ben (dumur) : Hayır kızım evde uyumuş.
Ela: Uçakla hemen gelsin..

Ela : (Banyoda havalandırmayı göstererek) Bu ne?
Ben: Havalandırma kızım.
Ela : Ordan kaçalım.
Ben : (dumur)

Şaka gibi değilmi söyledikleri. Bunları 2 yaşında bir çocuğun söylediğini bana söyleseler ben de inanmazdım ama Ela son zamanlarda çok çılgın şeyler söylüyor. Eğer yazmazsam unutucam diye kaydetmek istedim.

Haziran 17, 2010 Posted by | Diyaloglar, Tatil | 5 Yorum

Dim Çayı

Hem güzel bir yer, hem eskitilmiş. Şimdi görenler için cennet, eskisini bilenler için bitmiş. Dim Çayı çok yüksek debisi olan, eskiden üstünde rafting yapılabilen biryermiş. Alanya’dan sonra 7-8 km gittik. Çay başlayınca suyun harika olduğunu düşündüm. Ne kadar güzel akıyor dedim. Ama annem “buralardan geçilmezdi sudan” dedi. Meğerse yukarı baraj yapmışlar, ve suyu tutmuşlar aşağı akan su barajdan taşan sular. Siz düşünün kapasitesini. Yukarı çıktıkça restoranlar var. Suların üstüne oturabileceğiniz mekanlar yapmışlar. Gerçekten çok keyifli görünüyordu. Siz yemek yerken altınızdan sular akıyor. Hatta yüzmeye cesaret edebilenler için su da çok güzel. Ama ben o soğukluğa cesaret edebilicek durumda değildim. İşte bu da benim sınırlarımı aşıyor.

En yukarı çıktığımızda barajla karşılaştık. Manzara gerçekten harikaydı. Resimde akan sular barajdan taşan ve aşağıya verdikleri sular. Baraj büyük ve gerçekten çok güzel görünüyor. Yeşil, mavi birbirine karışmış doğası çok güzel. Aşağıdaki suyun ve hatta su sporlarının olayını bitirmesine rağmen barajın manzarası harika.

Aşağı geri inerken bir restorana da biz girip biraz dinlenip birşeyler yedik. Yolunuz buralardan geçerse uğramanız için güzel biryer ama uzaklardan gelmenize değer mi bilmiyorum. Yine de benden fotoğraflar siz karar verin. Böyle giderse çocuklar büyüyünce blogu seyahat bloguna çeviricem gibi görünüyor.:)

Bu arada Ankara’ya döndük. Tatil güzeldi ama evimizi de özlemişiz.

Mayıs 25, 2010 Posted by | Gezi, Tatil | 2 Yorum

İncekum

Burası Alanya İncekum Beach Resort. Buraya gelmemizin en büyük sebebi incecik kumu, adı üstünde. Annemin kolunda sinir sıkışması var, döndüğümüzde ameliyat olacak. Kum iyi gelir demişler, Ela da çok güzel oynuyor ve Alanya bu mevsimde daha sıcaktır diye buraya geldik. Antalya’dayken hava gerçekten çok güzeldi ama buraya geçtiğimizden beri 5 gündür sadece 2 gün deniz yapabildik. Hava kapalı ve çok rüzgarlı. Ben hiç umursamıyorum tatilde olup kafayı boşaltmak, bilgisayarımla deniz kenarında çayımı yudumlamak, Ela’nın burda iyi vakit geçirmesi benim için yeterli.

Ela’nın sendromik durumları aslında devam ediyor. Son derece yoruyor bizi, ama burda bir nebze daha kolay çünkü salıyoruz parka, kumlara akşam da çocuk discosu var. Yorgunluktan canı çıkıyor. Kumsalı gerçekten çok güzel, tam çocuklara göre. Çocuk parkını da rüzgar almayan biryere yapmışlar ve kumun üstünde yani bir kitapla bankda oturarak yarım gününüzü çocuğunuzu göz ucuyla izleyerek geçirebilirsiniz. Biz hava kapalı olduğu zamanlar genelde parkda vakit geçirdik.
Otel konumu gereği çok güzel. Zaten temiz oda, banyo ve rahattan başka birşey aramayan birisi olduğum için ve kızım rahat ettiği için daha lüksünü aramadım. Havuzlardan huylandığım için hiçbirimiz yanına bile yaklaşmadık zaten. Mis gibi deniz neyimize yetmiyor. Yemekler klasik tatil köyü formatında ve herşey dahil. Salatalarını kesinlikle yemedim, çünkü üstüste ekliyorlar ve taze olamıyor, bu beni zorladı biraz. Aslında sebze yiyememek de zorladı çünkü doğru düzgün sebze de yapmıyorlar. Her akşam mangalda balık, et, köfte türü şeyler oluyordu. Bunları yedim en azından çünkü en azından taze yapılıyor. Aslında böyle oteldense butik otelleri yemekleri için tercih ediyorum ama çok ani verilmiş bir karar olduğu için şikayet etmiyorum.. Tatlıların bulunduğu bölgeye gitmedim bile, ne tatlı vardı bilmiyorum. Zaten Bige’nin dışarda yapılan tatlılara koyulanları anlatmasıyla tatlı olayından iyice soğudum. Ancak biri kek yaparsa yerim. Meyveler çok güzeldi. Her akşam çileğe boğulduk diyebilirim. Tesis olarak da çok temizdi ve servisden de çok memnun kaldım. Çocukları oyalayacak yerler de bol olduğu için zaten çocuğun kendisi bol olduğu için genel olarak memnun kaldık diyebilirim.

Otel çocuk doluydu demiştim değil mi. Çoğu Alman, çoğu Rus biraz da Türk çocuk vardı. Aslında Türkçe konuşan duyunca biz bile şaşırıyorduk. Ruslar çok çocuklu genelde. Benden 5-6 yaş küçüklerin en az 2 -3 çocukları var. Bu durum Prag’da da çok dikkatimi çekmişti. Çok erken çocuk yapıyorlarmış ama boşanma yüzdeleri de çok yüksekmiş. Neyse çocuklar ördek yavrusu gibi annelerinin arkasından geziyorlar. 2 tanesi ile konuşma fırsatım oldu. Kendileri bakıyorlarmış çocuklara. Bizim birbirimize cesaret olarak baktığımı 2. çocuk ve hem de yaşları birbirine çok yakın olayı onlar için çok normal. Ama çok rahatlar 2 yaşında çocuklar mama sandalyesinde kendi yemeklerini kendileri yiyor, ayakları çıplak üstleri çıplak geziyor. Havuz kenarında uyuyuveriyorlar. Belki de anneler çocuklarla daha az savaştığı için daha kolay bakıyorlar. Ela birkaç çocukla çok güzel oynadı. Hiç dil bilmeden o kadar güzel eğlendiler ki. Bu tatil beklediğim gibi Ela’ya çok yaradı. Bakalım sendromumuz Ankara’da nice olacak:)

Mayıs 24, 2010 Posted by | Ela, Tatil | 5 Yorum

Arızalı Tatil Günleri

5 gündür Antalya’dayız. Fotoğraflardaki melek görünüme aldanmayın. 3 ay önce ilk partisini yaşadığımız 2 yaş sendromik arızaya geçme günlerinin ikinci partisini bir gıdım daha yüksek perdeden yaşıyoruz. 2 yaşına az kala melek kızımız tam bir canavara dönüştü. Durup dururken sinirlenmeler ve dişini sıkmalar, abuk subuk istekler ve bunun olmayacağını açıkladığımızda bize sinirlenmeler, tekmeler, ısırmalar, vurmalar, nedensiz ağlamalar, uyumak ve yemek istememelerle tatilde daha rahat ediceğimizi düşünürken bu nedenlerle babası ve ben bazen nasıl davranıcağımızı şaşırır olduk. Eğer onu tamamen kendi haline bırakırsak, olur olmaz ne isterse yaparsak herşey iyi sayılır. Olur olmazdan kastım gerçekten onun için zararlı olmayacak herşeye evet demeye çalışırız zaten. Herşeyi bırakın çok çok az şeye hayır dediğimizi düşünüyorum. Ama olur olmazın arasında sokakta yürürken ayakkabılarını çıkarmak ve çıplak yürümek istemek, kesinlikle araba koltuğunda oturmamak, taşları ağzına doldurmak da var. Bunlara da izin verirsek az problemimiz çıkar. Ama markette istediği herşeyi almazsak (istediği derken bilinçli değil, ne görürse artık – en son bir şampuan ve ketçap almak istedi) da sinirlenip bize vuruyor. Yani aslında şu an kendisi de neye sinirlendiğini bilmiyor. Bir de kesinlikle yatmak istememek ve yemek yememek de var. Uykuyu bir şekilde hallediyoruz ve yemek de artık ne yerse, sürekli uğraşmak da çok yorucu ayrıca hiç bir işe yaramıyor. Ben de hiç birşey önermiyorum artık 2 gündür açım diyip kendi geliyor. Bu sefer de istediği saniyede birşey veremezsek verene kadar çıldırıyor. Bunlara rağmen tatilimiz güzel geçiyor. Hava burada şeker gibi ne terliyorsunuz, ne üşüyorsunuz. Tam bir hamileye göre yani. Gerçekten doğru mevsim seçmişim.

Yarın tatilimizin 2. kısmı için coca gidiyor, annem geliyor ve otele geçiyoruz. Birinci kısımla ilgili macera yazısı daha sonra yazıcam. Ela burda çok vaktimi alıyor. Umarım bu 2. parti sendromik durumumuz biraz hafifler hatta geçer de melek kızıma kavuşurum. Yoksa doğum biraz korkutuyor beni.

Gebeşlik burda iyi gidiyor, denize girebiliyorum. Kendimi henüz ağır da hissetmiyorum. Bebişin hareketleri çok kuvvetlendi, keyifli bir dönem geçiriyorum. Son 3 aya girmeden ne kadar rahat takılabilirsem o kadar iyi. Şimdilik bizden bu kadar gebeşli- bebekli trekking maceramız çok yakında burada..

Mayıs 16, 2010 Posted by | Ela, Seyahat, Tatil | 2 Yorum

Dişi Yakarış

Dişi Yakarış

Moonwalker eğilmesi

Karate Kid 8.5

Çok süper maceralı yolculuktan sonra Side’de 4 gün geçirdik. Bu sürede Ela hanım bolca denize girdi. Keyfimize baktık. Baba insan yine çalışmak zorunda kaldığı için baya bi süre yanımızda değil bilgisayarı ile beraberdi ama olsun yine de Ela ile baya vakit geçirebildi. Beraber havuzlara girdiler, daha çok yakınlaştılar.

Bu arada tüm yaşı büyük insanlardan Ela’nın üşüyeceği, hasta olacağı ile ilgili azarlar yedim.
Buna yoldan geçen simitçi ve Alman bir teyze bile dahil… Hatta iskelede balık tutan bi adam öğlen saatinde herkes mayolu iken Ela çıplak dolaştığı için bana “bu çocuk üşür” dedi. Ben dumur kardeşim bu sıcakta manyakmısınız neden bu çocuğun başına güneş geçer, sıcaktan koruyun diyen yok.. Bir de “ayakları çıplak gaz yapar” diyenler var. Bir kere bu çocuk ayağında ayakkabı tutturmuyor, ben giydiriyorum o çıkarıyor, ikincisi ben manyakmıyım bebeğimi hasta etmek isteyim. Hem size ne… İnsanlar delirmiş. Üşütme çılgınlığı plaja bile vurmuş. Çok fena içime daral getiriyorlar. Sanırım yakında ağır konuşmaya başlıyacağım. Herneyse.
Side’den sonra fotoğraftaki Adrasan’daki cennete geldik. Burayı internetten bulmuştum. Her zaman olduğu gibi 8000 tane yorum okuyarak burayı seçtim ama gerçekten iyi bir seçimmiş. Club Sun Village Adrasan’da ormanın içinde sakin bir tatil köycüğü vari butik otel. Ahşaptan evler büyük bir alana açılıyor ve bu bahçe de havuzlar da çok güzel. Gece olunca çok sessiz oluyor yani bebekle gitmek için çok hoş biryer. Ve yemekleri ve hizmet harika. Bir kere açık büfe olmadığı için yemeklerin lezzetleri tartışılmaz sanırım kilo problemime biraz sekte uğrattı burası. Hizmet de ayrı güzel. Neyse bu gereksiz reklam sanırım hala orda olmayı istediğimi gösteriyor.
Çok sakin bir tatil geçirmemize rağmen son 2 gündür Ela tam bir dişi yakarış durumuna geçti. Çok güleryüzlü bir bebek olmasına rağmen huysuzluğu tavan yaptı. Neye yoracağımı bilemiyorum ama kendisine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bunun yanında algılarında bir atlama oldu diyebilirim. Bu 1 haftalık tatilde söylediği kelimeler çok arttı. Tam bir taklit olayına girdi.
Altı, Bir, Cadı, geldik, bitti, bebek kelimelerini çok şirin bir şekilde söylemeye başladı. Havuza ve denize girdiğinde gereksiz özgüven gösterdi. Elimizi falan itip kendisi yürümeye çalıştı. İlk kez bir köpeği sevme cesareti gösterdi. Özet olarak uzun zamandır çekirdek aile olarak yapamadığımız tatili yaptık.. Çok da güzel oldu.

Bu dişi yakarış yüzünden dönüşte bir maceraya atılmaya cesaret edemedik. 2000 metreye çıkmaya cesaret edebiliyoruz ama bir çocuğun huysuzluğu gözümüzü korkutuyor. Bu çocuklarda acaip bir güç var. Korktuğumuz kadar varmış. Giderken gıkını çıkarmayan melek kızımız dönüşte arızaya geçti. Zorlu bir yolculuktan sonra evimize geldik. Umarım sadece psikolojik olarak zor bir gün geçirmiştir, her yolculuktan sonra çocuklar hasta olur sözünü doğrulatmasını istemiyorum.

Bir kitabı sevmediğim o kitabın sayfalarını atlamamdan belli olur. Acaba sonrası iyimidir diye bu kitaba bir şans vermeye çalıştım. Ama çok dandikti. Bir de çok satanlar arasında, ben bir halt anlamadım. Elmasçıları mı anlatıyor, nasıl para kazanılır onu mu bilemiyorum.. Beni acaip baydı. 1 günde elimden attım. Önermiyorum.

Eylül 26, 2009 Posted by | 15.ay, Bebekle Gidilecek Mekan, Kitap, Tatil | 4 Yorum

GPS’in Götürdüğü Yere Git… Ela Toroslarda

Yine GPS’in sözünü dinledik ve bu sefer gercekten hayatımızda goremeyecegimiz bir yoldan Side’ye geldik.
Herşey yine Ankara’dan çıkar çıkmaz cocayı dürten birşeylerle başladı. Dedi ki varmısın GPS’e en kısa yolu yazalım bizi nerden götürürse ordan gidelim..
GPS’in en kısa km gösterdiği yerden gittiğimizde kendimizi bir tarlada ya da çıkmaz sokakta bulduğumuz oluyor.
Herneyse bize dedi ki Side 467 km, biz de normalde Afyon üzerinden 570 km olduğunu biliyoruz. Peki dedik ama ben de bir gerginlik..
Polatlı’ya kadar herşey aynı idi. Polatlı’dan bizi sola biyere soktu. Beyşehir’e kadar bomboş yollardan gittik. Bayram trafiği buralara uğramamış gerçekten tek tük araba geçtik.
Ela da bu süre de uyuduğu için doğanın tadını çıkarttık. Yollardan alıç topladık, Atlantı (çakma Atlanta)’yı da bu yolda gördük.. GPS olmasa böyle bir yerin varlığından haberimiz dahi olmazdı.
Beyşehir’den sonra işler değişmeye başladı. Gittiğimiz yollar ıssızlaştı, yeşillikler çok arttı, sanki geldik Karadeniz’e. Hoğuş diye bir kasabadan sonra 100 km’miz kalmıştı zannediyorduk ki en fazla 1.5 saatlik yolumuz kaldığını düşünüyorduk. Fakat işler daha da ilginçleşti. 1.5 saatlik yolu biz 3 saatte geldik. Önce biraz tırmandık. 1200 m gibi bir rakımda görebileceğimiz belki de bir daha göremeyeceğimiz en güzel düzlük mera gibi biryerle karşılaştık.


Burda durup Ela’ya inekleri kuzuları gösterdik.. Sanki geldik Hollanda’ya. Fotoğraflar çektik. Sonra yağmur yağmaya başladı biz de tırmanmaya başladık tekrar. Bir ara bilmemne Milli Park’ına girdik. İsmini bile duymamıştım. Bu ormanlık alana girer girmez rakımımız daha da artmaya başladı. Tüm toros köylerini gördük diyebilirim. Bir ara aşağıya bakamaz duruma geldik. Torosların kenarından sürekli tırmanarak gidiyorduk. Çıktıkça çıkıyoruz söylemekle inanamazsınız ama aşağısı nerdeyse görünmüyordu işin ilginci o kadar yüksek yerlerde bile köyler vardı. Birkaç evlik yerleşimler gördük. Biz Toros Fatihi olduk.

Bir araştırma yaptım sonra bu Toros köylerinden birinde halkın ortalama yaşam süresi 90’lardaymış. Burda yaşam doğal olmalı, radyasyon yok, hormon yok stres yok oksijen çok.

Torosların zirvesini gördük diyebilirim herhalde 2000 mt yukarı çıkmışızdır. Hah tamam artık tepeye geldik diyoruz biraz daha çıkıyoruz yol biraz daha daralıyor. Tepeden Manavgat Delta’sını ve bulutları gördük.

Oksijen fazlası bende kafa yaptı ikebana’ya origami demeye başadım. Japonca’mı bile bozdu yolculuk. Gerçek anlamda bulutların üstüne çıktık. Burası sonsuzluk, boşluk ve hiçlik hissi veriyor. Varlığımız ne kadar küçük bu evrende burada birkez daha hatırlıyor insan. Bir kum tanesinden farkım yok bu dünyada ve benden çook büyük bir güç var. Hıyarlıkmı ettik buralara gelmekle acaba:) Tatile çıktık şimdi bunun sırasımı.

Sonunda hızla inmeye başladık ve dağlardan taşlardan gerçekten Side’nin kucağına indik. Bu yolu sanırım sadece buranın yerlileri kullanıyor. Km olarak kısa bir yol ama herkesin gözü kesmez, hızlı değil ama maceralı bir yol; düz değil ama manzarası harika bir yol.. O gün Ankara’dan Side’ye bu yolu kullanarak bir tek biz gelmişizdir sanırım. Geldik ki çok yorulmuşuz. Uzun zamandır böyle birşey yapmamıştık. Eğlendik, gerildik ve her insanın görmediği yerler gezdik. Torosların en geçit vermeyen yerlerinden geçtik. Arabada bir bebek iki deli, dışarıda yağmur, çocuk şarkıları ile buraya geldik.
İşte tatilimiz böyle başladı. Dün uyanır uyanmaz kendimizi denize attık. Ela kumla oynamaya bayılıyor. Deniz konusunda ise bıraksak kendi giricek. Her zamanki gibi cesaretli ama temkinli davranıyor. Şimdilik buraların tadını çıkarıyoruz:) 3 gün sonra Adrasan’a gidicez belki yine bir macera yaparız.

Ve Ela’nın ilk öğrendiği sayı 6. Biz beşe kadar sayıyoruz sonunda altııı diyor.. Bu işe de baştan başlamadı yani.. Burda sürekli kedilerin peşinde koşuyor. Bir de gidip kendini havuzun kenarına atıyor. Önümüzdeki günlerde bizi daha çok koşu bekliyor anlıyacağınız.

Eylül 21, 2009 Posted by | Bebekle Ben Giderim, Gezi, Tatil | 9 Yorum

Baba, Kız ve Kutsal İnek Tatile…

En sevdiğim mevsimdir sonbahar. Herkesin aksine yazdan ve sıcaktan nefret ettiğim için sıcakların azalması, herkesin evine barkına dönmesi mevsimini çok severim. Sosyalleşmenin mevsimidir. Küçükken okul tekrar başlıyacak arkadaşlarıma kavuşucam diye sevinirdim. Tatillerim de güzel geçerdi aslında ama yine de sonbahar ayrı bir tatlı olurdu benim için. Büyüyüp kendi organizasyonlarımı kendim yapmaya başladığımdan beri de Eylül ayında tatile giderim. Hava dışarıda dolaşılmayacak kadar boğuculukdan kurtulmuş olur. Deniz tatlı bir sıcaklıkta olur. Bu sene yine sezonu tatile giderek kapatıyoruz. Önümüzdeki günlerde çekirdekimsi aile olarakdan yine yollara dökülüyoruz. Çantalarıma kitaplarımı koydum bile. Elanın da çantası hazır. Cocanın çantası son dakikalarda hazırlanır. Hatta yurtdışına çıkmadan 2 saat önce çantasını hazırladığımızı bilirim. Onun acelesi yoktur.

Zaten bagajlarımızın yarısını teknolojik malzemeler oluşturduğu için son dakika hazırlanır. Biz ailecek doğayı çok severiz 5 saatlik yola yoldaki meyve ağaçlarında dura dura 8 saatte gideriz. Ama buna rağmen tezatlar ailesi olarak Ela da dahil evdeki çeşitli boyutlardaki kişibaşına düşen 2 bilgisayar, bilgisayarvari teknolojik alet, Gps, yine kişibaşına düşen 1 fotoğraf makinası ile biz teknolojiden de kopamayan bir aileyiz. Cocayla ikimizin de işimiz gereği bilgisayarımız sürekli yanımızda gezer. Nereye gitsek teknoloji filomuzun kompakt olanlarını götürürüz. Bir de yanına Ela’nın kendi başına bir bagajı kaplayan filosu (bebek arabası, araba koltuğu, oyuncakları, kitapları ve kıyafetler) ile biz 3 kişilik dev bir aileyiz.

Şimdi yollara düşmemize daha biraz varken bunu niye yazdım. Bu ara içimden çok yazmak gelmiyor. Gidene kadar bir kere yazmak istedim. Ama bu depresif modumdan değil, dinlenmek istiyorum. Eylül ayının sakinliği beni de sardı. Güzel sabah kahvaltıları yapmak, sahilde çayımı yudumlarken Ela’nın kumlarla oynamasını seyretmek, öğlen uykularına yatmak, cocayla balık tutmaya gitmek, Ela ile yeni keşifler yapmak ve kendime gelmek istiyorum.. Belki dönünce bomba gibi olurum:)

Dönünce yapılcak çok iş var. Yarım bıraktığım bir sürü konu, gidilecek yerler, bitirilecek işler var. Ama şimdilik biz ;14 aylık Eloş, 396 aylık coca ve 388 aylık ben tatile gidiyoruz.

Eylül 14, 2009 Posted by | baba, Tatil | 6 Yorum

Sakin bir Tatil!!!

İnsan kendisi hakkında bazı şeyleri 30’undan sonra farkedebiliyormuş. Okumayı çok sevdiğimi biliyordum ama yazmayı sevdiğimi bilmiyordum. O kadar çizmeyle kafayı bozmuşum ki kalemi elime aldığımda daha önce yazmamışım. E okuma ile de çok uzak sayılmaz. Cümlelerle aram iyiymiş. Şimdi alıştım yazmaya tatilde çok özledim.

Ela’nın tek sakin hali (yine de hareketsiz değil)

2 senedir beraber tatil yapamadıgımız cocayla beraber tatile gitme imkanı bulduk. Ailecek birbirimize ve uykuya bol bol vakit ayırma imkanımız oldu. Her sabah erkenden soluğu denizde alıyorduk. Coca Ela ile denize girmeye bayılıyor. Beraber çok güzel vakit geçiriyorlar. Komik oyunlar oynuyorlar. Ela da sanırım ailemizin genel karakterine adapte olup geyik ve espri anlayısına sahip bir çocuk olacak.

Başka bir anne kıyafeti ile

Artık her söylediğimizi anlıyor. Bezini getir diyoruz getiriyor. Geçen gün babası bir trombolinin üstüne bıraktı ve hadi kızım ortaya git dedi.. Ela ortaya gidince nerdeyse soyut bir kavram olan ortayı bilmesine inanamadık. Tamamen taklit moduna girdi, yürüyüşümüzü bile taklit ediyor ki bence çok komik. Çöpe at diyoruz gidip elindekini çöpe atıyor. Bugün ıslak mendilini getir demiş babası içi boş ıslak mendili babasına götürmüş. Ben hala kendi kafamda herseyi anlayabildigini reddediyordum sanırım ama Ela gercekten herseyi anlıyor. Bundan sonra onun yanında onunla ilgili hicbirsey konusmamak lazım. Hemen kullanıyor. Güzel bir tarafı var, herseyi oyunla yaptırabiliyoruz. Doğduğundan beri en keyifli vakitleri şu sıra geçirtiyor bize. En yakın arkadaşları su damacanası, elektrik süpürgesi ve cep telefonu ali. Su damacanası en favori arkadaşı fırsat buldukça üstüne tırmanıyor.
Tatilden kopup neler anlattım ama tatilde biz çok özel şeyler yapmadık. Sadece sakince birbirimize vakit ayırıp Ela ile eğlenmeye odaklandık. Sıcak havayı oldum olası sevmem o yüzden gündüzleri bol bol uyuduk. Ela denize çok alıştı. Geldiğimiz gün kendi kendine beline kadar denize girdi ve sonra çıktı. Temkinli ama cesaretli yapısı ve yapmak istediğinden ağlayıp mızmızlanmadan hiç vazgeçmemesi çok hoşuma gidiyor. Babası ile benim düşmesini, suratına deniz suyu çarpmasını ve daha birçok şeyi önemsemeyip onu yerden kaldırmamamız, herşeyi doğala vurmamız onu da çok rahat yaptı. Çok defa düşüyor ve hemen kalkıp devam ediyor.

Meme Kaçakçısı Ela

Ela yeniden memeye dönüş yaptı. Bir ara dış dünya daha çok ilgisini çektiği için memeyi azaltmıştı. Şimdi kafayı bulana kadar emiyor. Heryerde memme diye çekiştirmesi bazen beni zor durumda bırakıyor ama çok tatlı bir ilişkimiz var. Önümüzdeki aylarda bırakmasını düşündüğüm zaman nasıl yapıcam bilmiyorum ama şu sıra ikimizin de keyfini bozmak istemiyorum.

Tatil bitti eve geri döndük. İnsan evini, yastığını, yatağını şehrini özlüyor. Ben de buraları özlemişim şimdi kaldığımız yerden hayata devam.. Ela’nın uydusu olmuşuz yörüngede takılıyoruz.

Ağustos 23, 2009 Posted by | 14.ay, Tatil | 5 Yorum