Elanın Uydusu Ece

Just another WordPress.com site

Sarkozy ile tanıştım

Bugün Sarkozy ile tanıştım.

Tamam teknik olarak onunla tanışmadım… fakat onu gördüm. Peki, teknik olarak onu görmedim.. ama polis korumalarının olduğu takımı ve otobüsü ve jipini gördüm. Sanırım yakınlarda olabilir. Ben de bilgisayarımın başındayım. Bunu da ünlü görme listeme ekliyorum.

En son ünlü görme olayım kardeşimle yazın bir otelin cafesinde kahve içerken olmuştu. Sanırım 2 yaz önceydi. Kahvelerimizi söylemiş bildiğin geyik yapıyorduk. Bir adam geldi yüzünde de kirli sakal vardı, arkasında da bir sürü insan.

Ben: *fısıldayarak* Şu adam aynı Kenan Doğulu’ya benziyor!
Kardeşim: Çünkü o Kenan Doğulu, ileri zekalım.
Ben: Hadi ya! Çok küçük görünüyor. Sanırım onu döverim ben.

Ve kesinlikle dövebilirdim. Ama yemek için ordan acele ayrılmamız gerekti. Tabii dövüceğimden değil. Kimseye el kaldırmam ki ben. Ama tüysükletti valla.

Bir de Pelin Batu’nun canlı yayında uyuduğu sahneyi gördünüz mü. Çok komik.

Reklamlar

Şubat 25, 2011 Posted by | Ben, zırva | 1 Yorum

Düş Yakamdan Günü

14 şubat ve versiyonu günlere olan gıcığımı bilmeyen kalmadı herhalde. Gıcıklığım bitmedi kardeşim devam ediyor. Ama bu günü önemli bir iş için kullanmak isteyebilecekler aklıma geldi. Valla sonraki nesiller için yazıyorum aha da buraya.
Şimdi efenim eğer yakanızdan düşmeyen bir sevgiliniz falan varsa bugün tam sizi bırakmasını sağlama günü. Öncelikle bugüne yaklaşan yaklaşık 128 gün boyunca sevgililer günü ile ilgili konuşup onu gaza getirebilirsiniz, veya neler yapabileceğinizle ilgili onu bir güzel bayarsınız. Böyle yaparak yakanızdan düşmedi mi işte o zaman asıl bombayı o gün patlatın. 14 şubat geldimiydi, önce bi telefonunuzu kapatın öğlene kadar açmayın. Sonra açıp toplantıdaydım, dersteydim falan diyebilirsiniz. Birinci gıcığını olur, sonra öğleden sonra da arada telefonlara cevap verir tamamen unutmuş gibi davranırsınız. Ha bu arada söylememe zaten gerek yok, herhangi birşey almıyorsunuz hediye olarakdan. Bir de o güne kadar provoke eden siz değilmişsiniz gibi pırlantaymış, hediyeymiş ne gereksiz gibi konuşmalarda da bulunursunuz. Akşam da bir yemek yiyip başınızın çok ağrıdığını falan söyleyip evinize doğru yola çıkarsınız. Bu arada tabi sevgilinizin bu ve benzeri günlere önem verdiğinden emin olmanız gerek. Yoksa size daha bi bağlanabilir, oh çok şükür o da önem vermiyormuş diyerek.

Başka yanları da var bu salak günün. Pırlanta, çilek, çiçek ve çikolata tüketimi. O gece %100 zamlı yemek organizasyonları. Salak olmak lazım ya. Neyse şimdi herkese yüklenmeyim de. Çilek ne ya, hadi çikolatayı anladım da çilek. Kardeşim şubat ayındayız. Hormonlu çilekler yiyip hormonların harekete geçmesi olayımı acaba. Şimdi bu yazıyı yazarken güzel bir haber aldım, tüm konsantrem dağıldı. Dilediğim kadar geyik yapamadım, bir de arkada sevgili hediyem Ece hanım maksimum söyleniyor. Bu günlük bu kadar olsun. Herkes istediği gibi geçirsin.

Şubat 14, 2011 Posted by | aile, zırva | Yorum bırakın

Golden Globe

Dün akşam oturdum ”Golden Globes”’u izledim. Çok oldu o biteli demeyin, ancak vakit bulabildim. Kafam boşalsın diye izledim yani. Neyse Ricky Gervais’in ”Golden Globes” monologuna şahit olmaktan ne kadar mutlu olduğumu anlatamam. Çok komikti, evet, en komiği ise Hollywood’un öfkeli reaksiyonuydu. Beni çok eğlendirdi gerçekten, hem kim bir grup ayrıcalıklı insanın mütemadiyen kendilerini ve birbirlerini kutlamasını, pohpohlamasını ve ödüllendirmesini görmek istemez ki? Bütün dünyaya da cici bici giyinip sükse yaparak ve Amerika’nın her türlü özel gününü, özel tarihini, bayrağını, donunu, ıvırını zıvırını provoke ederek milyonlar kazanarak seyrettiriyorlar. Kim orda olmak istemez. Neyse konuşma ne kadar rahatsız edici ve kaba olduysa ben o kadar çok hoşlandım. Şimdi burda dürüst olalım, eğer Ricky Gervais’i bir kırmızı halı öpme ödüller şovunda sunmak için işe alıyorsan, evcil ve eski okul şakalarından yapmasını, ….. öpmesini veya müzik yapmasını bekleyemezsin. Ricky Gervais’i canlı gördünüz mü? Şimdi o da kim diyenleriniz de vardır, aslında hiç önemli değil. Siz dinleyin. Eğer o muameleyi yani şaka veya müzikal gibi yağcı muameleyi görmek istiyorsan Billy Crystal’i getirceksin. Bunun yanında bu komedi sürerken ben relatif olarak evcil olduğunu bile düşündüm. Tarzını biraz yumuşattı. Artı Alec Baldwin amca o kadar acaip güldü ki kendi üstüne işeyecekmiş gibi görünüyordu. Micheal Jackson’ın klibindeki gibi eli sürekli kayıyordu. Bizim ülkenin erkekleri de yapar öyle, çekiştirirler donlarını üstten, sanki etrafda kimse yokmuş gibi. Korkunç.

Eğer Hollywood’un gelişigüzel şekilde hakaretle kavrulmasını istiyorsanız, South Park çocuklarının sunmasını sağlayın. Ricky’nin tekrar dönmesi için yalvarırsınız.

Gerçekten, bu ödül törenlerinin izleyenler için daha katlanılabilir olmasını istiyorlarsa yeni kategoriler yaratmaları gerekir. Mesela ”en fazla abartılmış aktör” veya “en kendini beğenmiş yönetmen” ve ”dünyada bu kadar aç varken boşa sarfedilen en büyük milyon dolar” ödülleri. Muhtemelen ”estetikle en gelişmiş bölge” ödülü veya ”en abartılmış insan” ödülü de koyabilirler. Ki bu sonuncu kesinlikle Tom Cruise’a verilebilir. İşte o ödül törenini izleyebilirim.

Şubat 10, 2011 Posted by | zırva | 1 Yorum

Belki Çocuk Bile Yapmazdık

Sorumlulukda Daha İyi Olsaydık Belki Çocuk Bile Yapmazdık

“Çocuklara Sorumluluk Öğretmek” Hakkında Konuşalım mı.

Kim bu işden sorumlu gerçekte? Öğretmenler mi. Çocukları okula yazdırmayı unutmadıysanız öyle. Yoksa kediler. Eğer ev kediniz yoksa, geleceğimiz olan çocuklara sorumluluk öğretme görevi size düşüyor. Yani temelde hepimiz ayvayı yedik.

Biliyorum.Burda savunma durumuna geçiyorsunuz ve çocuklarınıza sorumluluk öğrettiğinizde ısrar ediyorsunuz ama gerçekten, sorumluluk sahibi olmaktaki ilk adım sorumlu olmadığınızı kabul etmektir, yani derin bir nefes alın ve burdan başlayın.* İlk başta sorumlu olmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum, ve aslında, bununla ilgili daha önce yazıcaktım 6 ay önce taşınınca kutuladığım birşeyler elime geçtiğinde dikkatim dağıldı ve unutmuş olabilirim. Neyse diyeceğim o ki. Sizi yargılamak için yazmıyorum. Size yardım etmek için yazıyorum. Tabii benden daha az sorumlu değilseniz o zaman sizi gerçekten yargılarım.

Yediğimin uzmanları çocuklara sorumluluğu öğretmenin en iyi yolunun bir ebeveyn olarak güzel bir örnek olmak olduğunu söylüyor ama dürüst olalım bu hayvan gibi iş gerektirir ve ben de bunun yerine çocuğunuza ailedeki sorumluluk sahibi olanın o olduğunu bir seri dersi dramatize ederek aşılamayı öneriyorum.

1. Çocuğunuza evcil bir hamster alın. Bir de aynı hamsterdan ölü bir tane alın ve derin dondurucuya saklayın. Ne zaman çocuk odasını temizlemeyi reddeder veya yemekleri ağzından yere atarsa, canlı hamsterı ölü olanla değiştirin. Ve hamsterın, onun sorumsuzluğu yüzünden üzüntüden ölmüş olması gerektiğini anlatın. Bir kaç saatlik matemden sonra, ölü hamsterı canlı olanla değiştirin ve çocuğunuzun pişmanlık gözyaşlarının hamsterını hayata döndürdüğünü ama o sorumsuzluğuna devam ederse hamsterın bir daha dönmemek üzere gideceğini söyleyerek iyice dramatize ederek oynayın. Bu hem hayvan için hem de diğer insanların iyilliği için sorumluluk öğretir.
2. Mutfak masasında küçük yangınlar çıkarın ve bakın bakalım ne kadar zamanda farkedip söndürecek. Eğer 10 dk’dan çok sürerse onları cezalandırmanız ve yeni bir masa almanız gerekir. Asbest’den yapılan bir tane tavsiye ederim çünkü yanması zor olur. Yemesi çok da güzel değildir tabii ama bunlar bir ebeveyn olarak yapmanız gereken fedakarlıklardır. Bir de, DVD kolleksiyonunuzun ortalıkta olmadığından emin olun çünkü halınızda eriyip yapışacaktır ve o kısmı halıdan makasla kesip çıkarmak zorunda kalacaksınız çünkü hiç birşey o eriyiği halıdan çıkaramaz. Gerçekten. Yangın için bir bahane yaratmanıza gerek yok ama suçu sizden alacak bir tane bulursanız tabii iyi olur. Kişisel olarak ben afacan bir perinin yaptığını çünkü ayakkabılarını salonun ortasına kadar getirdiği için ona kızgın olduğunu söylerdim.
3. Çocuklarınızı zorla azat edin. Çocuklarınıza 5 yaşından sonra yaptığınız herhangi birşey onları yumuşak ve bağımlı olmaları için çalışır, yani çocuklarınıza bir iyilik yapın evi bir an önce terketmeleri için elinizden geleni yapın. Birçok insanın bu basamakda kafası karışır ve çocuklarını evlatlık verebilirler fakat bu sadece sorumsuzluktur ve çocuğunuza sorumluluğu kendinizinkinden yan çizerek öğretmeniz mümkün değil. Onun yerine çocuğunuzu yakınlarda bir kasabada oturtun veya kirasını ödeyemezse çimbiçme makinasının yanında sundurmaya da yerleştirebilirsiniz. Eğer çocuğunuz 3 yaşın altındaysa, çimbiçme makinasını ordan almalısınız çünkü keskin bıçaklar küçük çocukların yanında tehlikelidir ve aynı zamanda bu çimbiçme makinası için de iyi olmaz. Birçok küçük çocuk bir bahçe sundurmasında yaşayabilecek sorumluluğa sahip değildir, yani eğer sizinki orda yaşayabiliyorsa, tebrikler valla çünkü yaşına göre gerçekten fazla gelişmiş olmalılar. Siz de çok gurur duyuyorsunuzdur. Böylece sorumlu olmaktaki üç noktalı dersimiz bitiyor. Aslında 4 nokta yazıcaktım ama kötü bir ruh dördüncüyü sildi çünkü birisi kurabiye kavanozumuzu açık bırakmış ve şimdi kavanoz boş. Kim ki ruh. Tahmini olan.
Güncelleme: Çüş yani. Size bir özür borçluyum. Yanımdaki kişi bana dedi ki ”kabullenmek” alkoliklikle savaşta ilk basamaktır, kendi sorumsuzluğunu kabul etmekde değil. Yani temelde bu tüm ders bir yalan üzerine kurulmuştur ve size hiç bir yararı yoktur. Alkolik değilseniz tabii. O zaman sizi tedavi etmiş olabilirim. Hoşgeldiniz, alkolikler.
Not: Bu ders çok ciddi bir ders değildir. 2 çocuklu lohusa bir annenin yazdığı bir derstir. Benim ruh halimde ciddiye alanlar olur diye yazıyorum, beni ciddiye almayın.

Şubat 1, 2011 Posted by | mizah, zırva | Yorum bırakın

Otogar mı daha işlek bizim ev mi?

Dün akşam amacım erkenden yatağa gitmekti. Çok basit değil mi? Evet mi?

7:45 Ece’yi emzir. Gak guk etsin vur kafasına uyusun. (Şaka şaka) Biraz sarıl şarkı söyle, uyumaya başlasın.

8:28 Orda onunla uyuyuya kalmalımıyım yoksa kalkıp Ela’yı yatırmaya mı gitsem diye karar vermeye çalış. Uyuyakal.

8:49 ”Anneeee” sesiyle uyan ve Ela’yı yatırmaya git.

9:01 Ela’yı kendi kendine yatabileceğine ikna etmeye çalış. Bir su, bir çiş molası ile manipülasyona uğra. Onunla yat. Ela kitap okumanı istesin. Ela konuşmak da istesin. Ela gölge kuklalar yapmak da istesin. Onunla orda uyuyakalmalımıyım, gidip biraz birşeyler okuyup yatağımda mı uyumalıyım konusunda karar vermeye çalış.

9:38 Ela uyusun.

9:40 Biraz bilgisayarına bakın.

10:00 Ece ağlasın

10:11 Ece biraz emip tekrar uyusun

10:21 Kendi yatağımdayım. Yaşasın.

10:24 Ela ağlasın, babası yanına gitsin.

10:41 Coca’nın horlaması.

10:46 Ela’nın öksürmesi.

10:48 Coca’nın horlaması. Yanlarına git. Coca horladığını inkar etsin. Coca horlamayı duyamaz çünkü coca herşekilde uyur.

10:52 Cocanın, Ela’dan yediği tekme sonrasında bağırması.

10:54 Ela’nın çiş yaptırılışını duymak. Coca’nın yatağına gelmesi.

11:00 Ela’nın öksürmesi.

11:07 Coca’nın koridorda yankılanan horlaması.

11:14 Ece’nin mıkırdanması.

11:30 Köpek havlaması..

11:48 Araba alarmı. Rüzgar.

12:15 Bakıcının tuvalet kapısını çarpması.

12:18 Çıkarken bir daha çarpması.

1:31 Ela’nın öksürmesi. Yanımıza gelmesi. Onu yatağına geri götürmek.

1:32 Tuvalet sifonu.

1:37 Ela’nın babasını çağırması. Coca’nın onun yanına gitmesi.

1:42 Coca’nın horlaması.

1:43 Coca’nın yatağa geri dönmesi. Ece’nin pırtlaması.

3:08 Ece’nin ağlaması. Ece’yi emzirme.

4:00 Ece’nin bezini atarken cocayla karşılaşma

4:12 Ece tekrar yatakta. Köpek havlaması. Coca’nın horlaması.

5:50 Ela’nın ağlaması. Coca’nın yanına gitmesi.

5:55 Bir alarm sesi.

6:00 Bir alarm sesi. Coca’nın küfür etmesi.

6:05 Bir alarm sesi. Ece’nin ağlaması.

6:10 Ece’yi emzirme.

6:34 Ece tekrar yatağında.

7:30 Ela’nın içerdeki sesleri.

8:00 Ela’nın kahvaltı zamanı ve ayaktayız.


Ve ben neden sürekli yorgun olduğumu merak ediyorum.

Ocak 13, 2011 Posted by | aile, zırva | 4 Yorum

Toddler Öfke Nöbeti Bozukluğu Sonrası Travması

Adını uydurdum dimi..

Olsun bende bundan var.

Daha evdeki toddlerı büyütemedim ama bende bu rahatsızlıktan olduğuna eminim. Şimdi uydurmuş olsam bile.

Nesi var bilmiyorum…2.5 yaşında bir kız çocuğu olması dışında tabii. Çekiyor, asılıyor, ağlıyor, bağırıyor, kakasını istediği yere yapıyor, evi talan ediyor. 1 dk sonra gelip çılgın gibi öpüyor. Kafamı gün içinde kaynayan bir suya sokmak istediğim çok oluyor. Ancak beynim erirse hayatta kalabilirim diye.

Bir dakika eğer o an elimdeki herşeyi bırakıp ona yoğurt vermiyorsam veya kaygan bebekleri açmıyorsam ölecek gibi oluyor öteki dakika o yoğurdu döktüğü tezgahtan yalayarak yiyor.

Eğer gözlerim..veya kulaklarım…veya aklım o anda onun yaptığı şeyin dışında başka birşeyle meşgul olursa anında onun yaptığı şeye tekrar odaklanmam için teröre uğruyorum.

Topluluktaysam ve bir çocuğun çığlığını duyuyorsam dizlerimin üzerine çöküp ”İşte al elimdekilerin hepsi bu, hepsini sana veririm yeter ki öyle bağırma” diyebilirim.

Perdesini sıkı sıkı güneşin zerresi içeri girmesin diye kapatıyoruz ki sabah kalktığında sabah olduğunu belki anlamazsa yatıp biraz daha uykusuna devam eder. Çünkü akşam yatmamak için elinden geleni ardına koymayıp bana o yattıkdan sonra sadece 2 saat istediğimi yapacak vakit veriyor. Ki ben de o değerli dakikalarda ne yapacağımı şaşırıyorum.

Tabii ki çok tatlı bir kız ve tabii ki hergün onu gıdıklayıp boynuna öpücük kondurmaktan vazgeçmiyorum.. ama ben bunu yaparken neden nöbetlerle geri ödemem oluyor? Neden? Ve bu toddlerlık mesleği ne zaman bitecek kardeşim? Nolur söyleyin şurda aynı gezegenin insanlarıyız. Ve şurda 1 seneden biraz fazla süre sonra aynı toddlerlık mertebesine erişecek bir canlı daha varken evde. Ammman allahım. Bunu yeni düşünüyorum. Öbürü de bu mesleğe başlayınca bu bitirmiş olur mu ki.

Biri beni tutsun. Bayıleceğim.

Not: Türkçe içinde İngilizce kullanmayı sevmem ama bu toddler’ın türkçesini bilen varsa beri gelsin.

Ocak 10, 2011 Posted by | 2.5 yaş, Ela, zırva | 6 Yorum

Bazen beynim bana oyun oynar.

Garson: Çorba ister misiniz?

Ben : Hayır
Garson: Israr ediyorum. Çorbamız harikadır.
Ben: Bu çorbayı sevmiyorum.
Garson : Brokoli ve peyniri sevdiğinize iddiaya girerim. Yumuşayana kadar brokoli ve peyniri karıştırıyoruz sonra da su ekliyoruz. Tamam mı?
Ben: Benim yemeğime su eklemenizi falan istemiyorum. Onu ben kendim yaparım adına da ”Tükürük” diyorlar.
Garson: Patates çorbasına ne dersiniz? Suyu ısıtıp içine fırınlanmış patates koyuyoruz. Bayılırsınız.
Ben : Hayır.
Garson : Un çorbasına ne dersiniz? Avrupa’da çok moda.
Ben: Sevdiğim tek çorbanın içinde büyük parçalar var. Onda bile sadece parçaları yiyorum ve suyu buharlaşıyor. Yani yine katı yemiş oluyorum anlıyormusun. Bütün bunları geçip bana bebek muamelesi yapma ve katı gıda getir olur mu?
Garson: Ben size kremalı çorba getireyim.
Ben : Sen bana ölüm emrini ve bir makineli getir canım.
Bu kafamda geçen konuşmaydı.

Ama gerçek hayatta bu konuşma şöyle geçti.
Garson: Çorba ister misiniz?
Ben: Hayır
Garson : Çok güzeldir.
Ben : Hayır

Ocak 4, 2011 Posted by | zırva | Yorum bırakın

2010

2010 yılında

* 2 kere kar yağmış ve biz dışarı çıkıp oynamışız.
* 2010’un ilk günlerinde 2. bebeğimizin geleceğinin haberini almışız, 9. ayda 2. bebeğimiz doğdu.
* 2010’un başında Ela 3 kelimelik cümleler kurarken, şimdi bize hikayeler anlatıyor. Kendi şarkılar uyduruyor.
* Kocam dahil kimseyle kavga etmedim, bir kere birine darıldım çabuk geçti.
* İlk 4 ayını bir evde sonraki 2 ayını başka bir evde son 6 ayını da bu evde geçirdik.
* 1 çocukluyduk, 2 çocuklu olduk.
* 9 ayını hamile, 3 ayını lohusa geçirdim. Ela ilk 3 ay meme emdi, sonraki 6 ay emmedi, son 3 ay yine emdi:)
* 5 kere şehir dışına çıktım. Hepsinde hamileydim.
* 1 kere gazeteye çıktım.
* 10 yıl önce elimde saçma bir jelli oyuncakla tanıştığım o çocuktan şimdi 2 çocuğum var. İlk gördüğüm zaman aklıma geliyor da inanılır gibi değil.
* Ekonomik olarak zorlandığımız bir yıldı, ama ruhsal ve duygusal olarak çok zenginleştik.
* 2010 bizim için güzel bir yıl oldu. Yenisi için de herkesin güzel geçmesini dilerim.

Aralık 28, 2010 Posted by | aile, zırva | 2 Yorum

O an

Asansördeki o an var ya hani birisi için asansörün kapısını tutmazsın ama onlar asansörün düğmesine basarlar ve birden kapılar tekrar açılır ve bir anda içeri girerler ve sana ”Sen bir hayvansın” bakışı atarlar ve sen de aslında bilirsin ki haklılar, sen bir hayvansın ama aynı zamanda acelen vardır ve elinde içleri dolu 45 tane market torbası vardır ve bir ton ağırlığındadırlar ve sen çok yorgunsundur ve çişin de gelmiştir. Biliyormusun bu iş bir kişiyle başlar ama nerde biteceğini hiç bilemezsin, kapıyı bir kanı donuk idiot için tutarsın ve onlar bir sonraki kağnılar için tutarlar ve sonunda farkedersin ki aslında 15. katta evine çıkmak için merdivenleri kullansan daha hızlı olacaktır fakat artık çok geçtir ve şimdi bir asansörde senden nefret eden bir insanla takılıp kalmışsındır ve tüm o kötü hisler kafanın etrafında dönüp durmaktadır ve kendini suçlu hissedersin ve o diğer insanı suçlamak zorundasındır ve çok garip bir atmosferdir kimse konuşmaz ve herkes ya tepeye ya ayaklara ya da asansörün katlarını gösteren levhaya bakıp bir an önce gelmek ister yani gerilim yüksektir ve sen çok sinirli, üzgün ve aldatılmış hissedersin. Mesanende hoşnutsuz bir basınçla sinirlerin gereksizce bozulmuş bir şekilde yukarı çıkarsın. Asansörden kızgınca çıkarken, market torbalarını son bir kez yüklenirsin insan ırkından nefret edersin ve arkandan o yabancı, kapıyı onun için tutmadığın komşu seslenir ve nefret ede ede ”İyi akşamlar” der ve sen de utanarak ”Size de” diye mırıldanırsın ve daha da büyük bir hayvan gibi hissedersin. Çünkü aslında asosyalliğinle ve o anki sıkıntılı durumunun verdiği gereksizce aşırı sinirlenmenle sen gerçekten bir hayvansın. İşte o andan nefret ediyorum.

Aralık 27, 2010 Posted by | eğlence, mizah, zırva | 4 Yorum

Günün Loloları


* Bizim evde ateş ölçerler için bir çeşit Bermuda Şeytan Üçgeni var. Nasıl oluyorsa, Ela her hasta olduğunda ateş ölçeri bulamayıp eczaneden yenisini alıyoruz. Zaten Ela sayesinde evde sürekli birşeyler kayboluyor. Yeni gördüğü herşeye ” bu benim” diyip odasındaki zulasına gtürdüğü için sürekli evdeki bazı eşyaları arama modundayız. En favorileri, bizim odamızdaki ledli ışık, benim su termosum, Ece’nin emzikleri, uzaktan kumandalar ve telefonlar.

* Bu ecnebilerin bayramı Haloviin bence çok komik bir uygulama. Ne o öyle koca koca adamlar dote kaçan taytlar giyerek günlük hayat karizmalarını mağmaya gönderiyorlar. Çoluk çocuk rezil kepaze dolaşıyorlar ortalıkta. Çocuklara kötü örnek oluyorlar. Şeker falan toplatıyorlar. Nedenini de anlamış değilim. Hayırlara vesile olsun ne diyeyim. Beleyken bele işte.

* IQ’su 799.5’dan 800 olduğu için Erol Büyükburç’un spermlerini çalmışlar. Bence kendisi Alzheimer hastası olmuş. Ciddi ciddi demeçvermiş bu iş uzaylıların falan da olabilir diye. “4-5 sene olmuş olabilir, çok zeki olduğumun farkına varıp böyle yapmış olabilirler.” demiş. Kendisi o kadar zeki ki Eurovision’da Türkiye’den Türkiye’ye oy falan verebilir. Ben de en büyük manyak Hitler sanıyordum. Bir arkadaşım bu haberi gönderince bir kere daha bu mizah dolu ülkede yaşadığıma bir daha şükrettim, rahmetülahilaihalilalala.

* 2 yaşındaki akıllı mı deli mi olduğuna henüz karar veremediğim kızım, dün dışarı çıkarken “Ece’nin alt değiştirme zımbırtısını unuttunuz anne” diyerek, gerçekten unutmuş olduğumuz çok önemli materyali burnumuza dayadığında, annem ve ben şaşırsak mı utansak mı bilemedik. Ama ben çok gurur duydum. Bugün de kardeşine şarkı söyledi ve dans etti. O da öyle dinledi. Bir sene sonra acaba Ece’yi Ela’ya bırakıp gezmeye falan gidebilirmiyim ki.

* Dün akşam Ela’ya masal anlatırken öyle bir sıktım ki. Masal artık Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi ve Narnia arası birşey oldu. Arada Alice Harikalar Diyarı’ndan bazı karakterler kullandığımı da hatırlıyorum..

Kasım 4, 2010 Posted by | Ela, zırva | 5 Yorum